Connect with us

Evrenin Keşfi

Şişedeki Mesajlarımız; Uzaya Gönderilen Altın Plaklar

Bu yazıyı yaklaşık 8 dakikada okuyabilirsiniz.

Hayal etmekte bile zorlandığımız sonsuz uzayın derinliklerinde bir yerde bize benzeyen ya da benzemeyen başka varlıkların yaşıyor olabileceği düşüncesi bizleri daima heyecanlandırdı.

Bu düşüncenin bizi mest etmesine engel olamıyoruz. Onlarla bir şekilde iletişime geçmek, yalnız olmadığımızı kesin olarak bilmek ya da onlara sesimizi duyurmak ne kadar da muhteşem olurdu, öyle değil mi? Kimilerine göre öyle, ancak Stephen Hawking gibi kimi bilim insanlarına göre Dünya’mızdan başka diyarlara sesimizi duyurma fikri, risklerini düşününce pek de mantıklı bir hareket olarak görülmüyor.

Yine de bazı bilim insanları bunu benimseyerek önemli çalışmalarda bulunmuşlar. Nitekim Carl Sagan’ın öncülük ettiği uzay araçlarına yerleştirilmiş altın ve alüminyum plaklar projeleriyle başka Dünya’lara sesimizi duyurma çabamız çoktan başlamış halde.

n-HUMAN-ALIEN-FINGER-TOUCH-large570

Altın Plaklar Fikri Nasıl Oluştu?

1971 yılında NASA, dış gezegenler hakkında bilgisizliğimizi gidermek amacıyla Pioneer Programı’nı başlattı. Pioneer Programı, Pioneer 10 ve Pioneer 11 uzay araçlarını içermekteydi. Pioneer 10 aracı 3 Mart 1972’de Cape Kennedy üssünden fırlatılmadan önce ABD’li gökbilimci Carl Sagan’ın aklına aracın üzerine bir mesaj iliştirme fikri geldi. Çünkü Pioneer 10 uzay aracının Jüpiter’i araştırdıktan sonra onun çekim kuvvetiyle Güneş sisteminin dışına savrulması bekleniyordu.

Sagan’a göre yıldızlararası yolculuğa çıkacak bu aracın üzerine konulacak bir mesaj, olası uzaylı bir medeniyet için oldukça değerli olabilirdi. Ancak Pioneer 10 uzay aracı herhangi bir yıldıza doğru ilerlememekteydi. Araç, Avcı ve Boğa Takımyıldızlarının yakınlarında, hiçbir cismin olmadığı bir boşluğa doğru ilerleyecekti.

Mesajın herhangi uzaylı bir medeniyetin eline geçmesi, onların ancak aracı yakınlarından geçerken tespit ettikten sonra yanına gidip mesajı teslim almaları durumunda gerçekleşecekti. Carl Sagan bu durumu okyanusta bir kazazedenin şişe içinde okyanusun rastgele bir yerine pusula göndermesine benzetiyor.

Carl Sagan.

Mesaj

Aşağıdaki görselde gördüğünüz mesaj, Carl Sagan ve ressam eşi Linda Salzman tarafından tasarlandı. Amaç uzaylılara kendimizi ve gezegenimizi tanıtmak, nerede olduğumuzu söylemekti. Bu yüzden mesajın erkek ve kadın figürleri haricinde kolayca anlaşılabilecek bir yanının bulunduğunu söylemek zor.

İçerisinde oldukça kompleks ancak aynı zamanda basit mesajlar içeren bu mesaj, 15 x 23 cm boyutlarında altın ile kaplı alüminyum bir plağa işlendi ve Pioneer 10’un anten taşıyıcıları üzerine yerleştirildi. (Aynı mesaj 1973’te Pioneer 10’un ikizi sayılan Pioneer 11 üzerine de yerleştirilmişti.) Mesajın boşlukta, Dünya’ya oranla daha az aşınmaya uğrayacağı düşünüldüğü için yüz milyonlarca yıl sağlıklı kalabileceği varsayıldı.
pioneer-plaque1

Mesajın içeriğine ve neler söylediğine özetle bir bakalım. Mesajın sol üst tarafında halter benzeri şekil, nötr hidrojen atomunun paralel ve anti-paralel proton ve elektron dönüşleri arasındaki geçişi temsil ediyor. Evrende en bol bulunan element olduğundan Hidrojenin şematik olarak gösterilmesi tercih edildi. Hidrojen atomunun temsil edildiği şeklin altında ise tuhaf saçılımlı yapı, ikili sistemde Güneş sisteminin 14 pulsara göre uzaklığını ve dönüş sıklığını (dönüş zamanını) gösteriyor.

Bunun hemen altında Güneş sisteminin temsil edildiğini ve uzay aracının çıkış noktasının gösterildiğini kolayca anlamış olmalısınız. Pioneer 11’in sonradan yönünün değiştirilmesi sonucunda üzerindeki bu şemanın geçersiz kaldığını da söyleyelim. Gezegenlerin alt ve üstlerindeki işaretler ise gezegenlerin Güneş’e olan uzaklıklarına gösteriyor.

Bütün bu mesajlar ve temsiller arasında en dikkat çeken şeklin erkek ve kadın figürleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Uzaylıların bulması halinde, onlar için de büyük olasılıkla mesajın en şaşırtıcı ve en ilgi çeken tarafı bu şekil olacaktır. Bu resim Carl Sagan’ın eşi Linda Salzman’ın Yunan heykelleri ve Leonardo da Vinci’nin çizimlerinden esinlenerek tasarlanmıştı. Ancak Sagan ve eşi Salzman, bu çizimden ötürü olumlu yorumlardan çok feministlerden, eşcinsellerden, askerlerden ve sanatçılardan yığınla olumsuz eleştiri almışlardı.

Örneğin çizimde erkeğin kadını ihmal ediyormuşçasına çizilmesine cevaben Carl Sagan, erkek ve kadın figürlerinin el ele ya da çok yakın çizilmesi halinde uzaylıların erkek ve kadınların tek bir organizma olduklarını sanabileceğini söylemişti. Erkek ve kadının aynı duruşta çizilmemesinin sebebi olarak Sagan, bacağın esnek bir yapı olduğunu ya da kolların bükülebileceğini uzaylılara anlatmak istediğini söylüyordu. Erkeğin bir eli havada selam veriyor olmasına yine feministlerden eleştiri mektupları geliyordu. Ancak Sagan, her iki figüründe eli havada durmasının uzaylıların insanları ellerinin sürekli elleri havada gezen canlılar olarak anlamasına sebep olabileceğini söylemişti. Bu figürlerin yerine bir çift dua eden insan çizilmesi gerektiğini savunan dincilerden tutun, kadının dış cinsel organının çizilmemesine kadar her kesimden ve herkesten eleştiri yağmıştı. Elbette Sagan’a destek olmayan kimse de yok değildi. Mesajın içeriğinin doğru olup olmadığı tartışması kadar, mesajın biz insanlar için ne anlamlar ifade ettiği de konuşulmaya başlanmıştı. Carl Sagan’ın mesaj için en anlamlı yorum olarak gördüğü New York Times’ın cümlelerine burada yer vermek istiyoruz:

“Gökyüzünün bilinmeyen yasalarına rağmen, insan yıldızlara mesajlar gönderebiliyor ama Dünya’da bulunan kendi sistemlerine egemen olmakta hala aciz. İnsanın günün birinde kendi gezegenini nükleer güçle yok etmemesi için çareler aranırken, sesi gittikçe yükselen bir koro, onun bu gezegeni aşırı üreyerek ya da kaynakları uygunsuz biçimde kullanarak tüketebileceğini söylüyor. O halde, uzaya fırlatılan mesaj aynı zamanda Dünya’ya yapılan bir uyarıdır. Altın kaplı levha hala var olan insanlardan bir mesaj verebilmelidir; bir zamanlar yaşamış insanlardan değil.

adoptaspacecraftvoyager1

Pioneer 10 Uzay Aracı’nın bir sanatçı tarafından yapılmış olan tasviri.

 

Bu sözlerden yalnızca birkaç yıl sonra 1977’de NASA, Pioneer Programı’nın devamı olarak dış Güneş sistemini araştırma amacıyla Voyager Programı’nı başlatacaktı. Pioneer araçlarında olduğu üzere Voyager araçlarının da dış Güneş sistemini araştırdıktan sonra yıldızlararası yolculuğa çıkacakları bilindiğinden Carl Sagan daha önce yaptığını tekrarlamak istedi. Voyager 1 ve Voyager 2’ye de altın plaklar konulacaktı ancak bu yeni plaklar Pioneer plaklarının üst modelleri olacaklardı. Carl Sagan plakların içeriği için geniş bir komite oluşturdu ve plağın içerisine Güneş sistemindeki gezegenlerin, Dünya’mızın, vücut ve vücut yapımızın, DNA’mızın, yeni doğan bebeklerin, ailelerin, hayvanların, ağaçların, yaprakların, böceklerin olmak üzere 115 fotoğraf koyuldu.

Ayrıca plak 39 adet gök gürültüsü, rüzgar, balina, kuş, dalga sesleriyle birlikte 55 dilde uzaylılara selam mesajları da içeriyordu. Türkçe kaydedilen selamlama mesajı ise; “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah-ı şerifleriniz hayır olsun.’’ şeklindeydi. Plağa 22 adet de müzik eklendi. Buraya tıklayarak plağın içerisine konulmuş bütün fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

Voyager altın plağının kapağı (solda) ve kendisi (sağda).

 

Voyagerlara yerleştirilmiş olan plağın kapağında fotoğrafta görebileceğiniz üzere daha önce Pioneer araçlarına da çizilmiş olan pulsar haritası bulunmaktadır. Sağ altta, yine Pioneer araçlarında da yer verilmiş olan hidrojen atomunu görebilirsiniz. Pulsar haritasının üzerindeki ve plağın sağındaki çizimler ile plağın nasıl çalıştırılacağı anlatılmıştır. Erkek ve kadın figürlerine ise gelen yoğun eleştiriler sonunda izin verilmemiştir. Altın kaplama bakırdan yapılan plak, yarılanma ömrü 4.46 milyar yıl olan Uranyum-238 ile kaplanmıştır.

Voyager 1, bugün Zürafa takımyıldızı yönünde ilerlemekte ve yaklaşık 40.000 yıl sonra Gliese 445 yıldızına 1.5 ışık yılı kadar yakından geçecek. 40.000 yıl insan ömrüyle kıyaslandığında oldukça uzak bir gelecek olarak gözükebilir ancak evrensel ölçeklerde 40.000 yıl yalnızca bir “an”dan ibarettir. 40.000 yılı altın plakların uzun ömrüyle kıyaslarsak aslında herhangi uzaylı bir medeniyetin plağı bulması çok da düşük bir ihtimal değil.

Gelişmiş uzaylı bir medeniyetin plağı bulup çalıştırmayı başardıktan sonra seslerimizi dinleyip, fotoğraflarımıza bakacağı anı bir hayal edin. Ya da biz, bugün binlerce hatta milyonlarca yıl önce gönderdikleri mesaj sayesinde evrenin çok uzaklarda bir yerinde yaşadığını bildiğimiz bir medeniyetten böylesi bir mesaj alsaydık, ne yapardık? İnsanlık, neler düşünür ve neler hissederdi? Acaba amaçları Carl Sagan’ın tasvir ettiği üzere bir toz tanesinin geçici bir süreliğine hakimi olmak isteyen “o” insanlar neler hissederdi? İnsanlık olarak, o saatten sonra Dünya’nın aynı anda hem çok küçük hem de çok büyük olduğunu, aynı anda hem çok değerli hem de çok değersiz olduğumuzu anlayabilir miydik? Belki de gerçekten altın plaklar, sonsuz uzay okyanusunda savrulmakta olan bir mesajdan çok, kendimize gönderdiğimiz anlam dolu mesajlardır.

“Şimdi insanoğlunun yeni gemisi,
Sonsuz bilinmeyene gidiyor,
Çıplak, yıldız hızıyla, yılların ilerisine,
El ele, sınırın ötesine ve yalnız.
Git, türümüzün küçük temsilcisi,
Ulaş ulaşabilirsen, uzak bir limana.”

Aim Morhardt
Altın Haberci 

Kemal Cihat Toprakçı

(1) http://www.nasa.gov/centers/ames/missions/archive/pioneer.html
(2) https://en.wikipedia.org/wiki/Pioneer_program
(3) http://voyager.jpl.nasa.gov
(4) Sagan, C. (2013) Kozmik Bağlantı. Say Yayınları.

Bu yazımız, sitemizde ilk olarak Mart 2016 tarihinde yayınlanmıştır.

Evrenin Keşfi

Adli Astronomi Nedir? Yerel Hukukta Adli Astronomi Kullanımı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Neredeyse bütün bilim dalları iç içe olan astronomi en eski ama kendisini sürekli güncellemesiyle en yeni bilim dallarından biridir.

Geleceğin meslekleri arasında gösterilen uzay hukuku, uzay mimarisi, asteroid madenciliği gibi alanlarda ülkeler personel yetiştirmek istiyor ise astronomi eğitimine gerekli önemi vermek zorundadır. Adli astronomi de gelişmek için kendisine yatırım bekleyen adli bilim dalıdır.

Adli astronomi nedir ve ne iş yapar?

Adli astronomi, gökyüzünün geçmiş zamanlarda olan görünümünü ve gök cisimlerinin konumlarını göstermeye yarayan adli bilimin bir dalıdır. Adli bilimde, edebiyatta, tarihsel olaylarda ve sanat tarihinde adli astronomi kullanılmaktadır. Ülkemizde bazı davalarda astronomi, adaletin sağlanmasında katkı sağlıyor. Bu alanda Kandilli Rasathanesi’ne gerekli davalarda başvurular olmaktadır.

Örneğin; 1992 yılında bir asteğmen, bir yüzbaşına fiziksel şiddet uyguluyor. Asteğmen kendisini savunduğunda havanın çok karanlık olduğunu ve kişinin yüzünü göremediğini, bu nedenle onun bir er olduğunu düşünerek “dövdüğünü” ifade ediyor. Burada astronomi devreye giriyor ve kavganın olduğu gün Ay’ın dolunay evresinde olduğu belirleniyor. Bu bilgiden hareketle o tarihte hiçbir ışık kaynağı olmasa da insanların birbirlerinin yüzünün seçilebileceği anlaşılıyor.

Bir trafik kazası olduğunu düşünelim. Bu kazanın davası kazadan 3 ay sonra görüldü diyelim. Eğer kaza yapan kişi; “Hava çok karanlıktı, etrafta aydınlatmalar yoktu, bu yüzden göremedim” gibi bir ifade kullanıyorsa burada devreye yine adli astronomi giriyor. O dönemde Ay’ın hangi evrede olduğu önemli. Kaza yapan kişi asteğmenin durumuna düşebilir.

Van Gogh’un Tablosu ve Adli Astronomi

Van Gogh’un tablosu ile adli astronomi arasında bir bağlantı bulmakta zorlanmış olabilirsiniz. Ancak aslında, Van Gogh’un ünlü eserlerinden birisi olan Evening Landscape with Rising Moon tablosundaki gizem adli astronomi sayesinde çözülmüştür.

Vincent Van Gogh’un Evening Landscape with Rising Moon (Akşam Manzarası ve Yükselen Ay) tablosu

 

2003 yılında SWT fizik profesörleri Donald Olson ve Russell Doescher, İngiliz Profesör Marilynn Olson ile birlikte Sky & Telescope dergisinin Temmuz 2003 sayısında bu ünlü tablo hakkında bir makale yayınladılar. Tablonun tam olarak ne zaman resmedildiği bilinmemekteydi.

Bu tabloda ilk zamanlarda dağın arkasından Güneş’in battığı düşünülmüş. Tablonun üzerinde derin bir çalışma yapan bilim insanları; oradaki gök cisminin Güneş değil Ay olduğunu; Ay’ın doğmaya başladığını, tabloda yer alan buğdayın hangi tarihler arasında hasat edileceği, bu tabloda çizilmiş yerin gerçek bir yer olduğunu, Ay’ın resimde yer alan bölgeden tam olarak hangi günde doğacağını ve bazı diğer önemli sonuçları adli astronomi sayesinde bulabilmişlerdir. Benzer biçimde, geçmiş yıllarda oluşmuş meteor olaylarını incelerken de aslında yine adli astronomiye başvurmuş oluyoruz.

Frederic Edwin Church, The Meteor of 1860 (Görsel Kaynağı: https://www.wikiart.org/en/frederic-edwin-church/the-meteor-of-1860)

 

Astronomlar ve astrofizikçiler sürekli evreni incelemeye çalışırlar. Yıldızlardan ve galaksilerden alınan tek şey ışıktır. Bu ışığı inceleyerek yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Peki, burada astronomların yaptığı çalışmalar da adli astronomiye girmiyor mu? Belki ölmüş bir yıldızın kalıntısı hakkında bilgi edinmek ve bu ölümden sonra yakında yer alan komşu yıldızların nasıl etkilendiğini incelemek de mizansen bir açıdan adli astronomi olarak değerlendirebilir.

Hazırlayan: Sinan Koçak
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Güral, N. Adli astronomi. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/adliastronomi.htm
  2. Güral, N. Astronomi ve adli tıp. Erişim Tarihi: 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/ASTVADLI.HTM
  3. Moonrise061003. (2016, Haziran 08). SWT astronomers SLEUTH van Gogh “Moonrise” mystery. Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.txstate.edu/news/news_releases/news_archive/2003/06/moonrise061003.html
  4. Forensic astronomy. (2020, Kasım 25). Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Forensic_astronomy
  5. Ash, S. (2018, April 17). “Forensic astronomy” reveals the secrets of an iconic ansel adams photo. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.scientificamerican.com/article/forensic-astronomy-reveals-the-secrets-of-an-iconic-ansel-adams-photo/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Milli Uzay Programı Açıklandı!

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 9 Şubat 2021 Salı günü iki yıldan uzun süredir duyurulması beklenen programını ve yol haritasını açıklandı.

Açıklamada dile getirilen olan proje ve hedefleri, Kozmik Anafor Youtube kanalında, Dr. Umut Yıldız, Prof. Dr. Lokman Kuzu, Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, Prof. Dr. İbrahim Küçük, gibi uzmanlar eşliğinde canlı yayında yorumladık. Milli uzay programını detaylıca öğrenmek için, aşağıdan veya bu linkten ulaşabileceğiniz yayınımızı izleyebilirsiniz.

Ülkemizde Uzay Ajansı kurulması hedefi 57’nci Hükûmet döneminde gündeme gelmiş, 2000 yılında oluşturulan “Vizyon 2023” perspektifi de Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik bir öncü olmasını da ortaya koymuştur. Akabinde 26 Şubat 2001 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu kararı, daha sonra 2 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile “‘Türkiye Uzay Kurumu” kurulması için çalışma başlatılmıştır. 15 Mayıs 2002 tarihli Başbakanlık genelgesiyle TÜBİTAK görevlendirilmiştir. 2017 yılında meclise iletilen Türkiye Uzay Ajansı kanun tasarısını, bu linkteki yazımızda detaylıca incelemiştik.

Türkiye Uzay Ajansı’nın, ülkemiz açısından oldukça önemli olan uzay ve havacılık sektörlerinde teknolojide dışa bağımlı olmayan, rekabetçi bir sanayinin geliştirilmesi, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması yolunda başarılı olmasını temenni ederiz.

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Uzayda Bugün: İlk Serbest Uzay Yürüyüşü (7 Şubat 1984)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Şubat 1984 yılında fırlatılan Challenger Uzay Mekiği ile gerçekleştirilen, STS-41b görevinin bize verdiği en ikonik görsel, astronot Bruce McCandless’in Dünya üzerinde araca bağlı olmadan uzay yürüyüşü yaptığı fotoğraf oldu.

McCandless, ABD ile SSCB arasındaki Ay yarışının ortasında hızlanan uzay programlarına katılmak için 1966 yılında seçilen 19 astronotun yer aldığı prestijli bir grup olan 5. Astronot Grubu’nun bir üyesiydi. Ayrıca Challenger astronotları arasında Apollo, Skylab ve Uzay Mekiği programlarına muazzam katkılarda bulunmuş ve bu görevin kumandanı da olan Vance D. Brand de bulunuyordu. Brand ve McCandless dışında ekipte pilot Robert L. Gibson ile görev uzmanları olan Robert L.Steward ve Ronald E. McNair yer alıyordu.

Brand’in kumandanlık yaptığı ilk görev olan STS-5 ile ticari uyduların taşınıp yerleştirilmesi planlanmıştı. Uydu yerleştirilmesi başarılı oldu ancak, astronot kıyafetlerindeki problemler sebebi ile planlanan uzay yürüyüşleri yapılamayıp iptal edildi. STS-41b görevinde ise durum tersi oldu. Mürettebatın görevin başında iki iletişim uydusunu yerleştirmeyi başarmasına rağmen iki uyduda da bulunan takviye roketlerin sadece 20 saniye sonra beklenmedik şekilde kapanmasından dolayı bu uydular yere eş zamanlı yörüngeye ulaşamadı. Fakat diğer yandan uzay yürüyüşleri ise olağanüstü bir başarıya ulaştı.

7 Şubat’ta ve daha sonrasında 9 Şubat’ta McCandless ve Steward ‘İnsanlı Manevra Birimlerini” taktılar ve hiç bir yere bağlı olmadan uzayda yürüyüşe çıktılar. Bu İnsanlı Manevra Birimi, yaklaşık 85 cm genişliğinde, 72 cm derinliğinde ve 127 cm uzunluğundaydı. Alüminyum çerçevesi, nitrojen (azot) ile doldurulmuş iki tane kevlar kaplı alüminyum tankı barındırıyordu. Bu da altı saatten uzun bir uzay yürüyüşü için yeterli bir itici güçtü.

McCandless ve Steward, mekikten yaklaşık 100 metre uzaklaştı ve bir çok kere bu mesafeyi gidip döndüler. Hem astronotlar hem de mekik saatte yaklaşık 18,000 mil hızla yol alıyorlardı. Uzay yürüyüşündeki rollerini bir çok kez pratik yapan mekiğin içerisindeki ekip ise, astronotların hareketlerini Challenger’ın radarı ve diğer aygıtlarıyla izlediler.

Eğer uzay yürüyüşü yapan astronotlar arıza sonucu uzaklaşmaya başlasaydı Brand’ın onları takip edip mekiğe manevra yaptırmak gibi bir planı vardı. Bu sayede de McCandless ve Steward, kendilerini güvenli bir şekilde kollara tutunarak manevra yapabilecekleri mekiğin yük bölmesinde bulacaklardı. Neyse ki yürüyüşlerde bu tarz beklenmedik bir durum oluşmadı. Bir fotoğraf tutkunu olan Gibson ise bu yürüyüşün ikonik karelerini fotoğrafladı.

Çeviri: Burcu Ergül Emecan

Kaynak:
https://appel.nasa.gov/2020/02/06/this-month-in-nasa-history-astronauts-make-first-untethered-spacewalk/

Okumaya devam et

Çok Okunanlar