Connect with us

Asteroidler

Arrokoth (Ultima Thule), Gezegenlerin Nasıl Oluştuğuna Işık Tutuyor

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

2019 yılının ilk gününde Yeni Ufuklar (New Horizons) uzay aracı, 2014 MU69 (Arrokoth) adı verilen küçük ve kardan adam şeklindeki bir cismin yakınından geçmişti.

Yakın geçiş sırasında bu uzak cismin resmi olmayan adı Ultima Thule iken, daha sonra bu cisme Uluslararası Astronomi Birliği’nin onayı ile yerli bir Amerikan kabilesi olan Powhatan’in dilinde “gökyüzü” anlamına gelen “Arrokoth” ismi verildi. Arrokoth, insan yapımı bir aracın ziyaret ettiği en uzak cisimdir çünkü Yeni Ufuklar aracının ona ulaşması 13 yıl aldı.

Yakın geçişten bir yıldan bir süre geçti ve aracın gönderdiği veriler artık elimizde. Yeni Ufuklar (New Horizons) ekibindeki araştırmacılar, yeni elde ettikleri bulguları 13 Şubat 2020’de Seattle’da gerçekleşen American Association for  the Advancement of Science derneğinin yıllık toplantısında sundular.

Eğer Arrokoth geçişi sırasında Yeni Ufuklar (New Horizons) uzay aracında olsaydınız, bu cisim üzerinde bulunan kurum benzeri bileşikler olan “tholinler” sebebiyle gözünüze kırmızımsı görünecekti. (Görsel telif: NASA/Johns Hopkins University Applied Physics Laboratory/Southwest Research Institute)

 

Bu bulgular, geçen yıl araçtan gelen verilerden daha fazlaydı. Verilerin analizinden çıkacak olan sonuçlar bilim insanlarının Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğu ile ilgili fikirlerini değiştirebilir.

Antik Zaman Kapsülü

Astronomlar, Güneş Sistemi’nin belirsiz bir gaz ve toz bulutu ile başlayıp nihayetinde bir şekilde kendini şu an bildiğimiz düzenli bir sisteme dönüştürdüğünü düşünüyorlardı. Ancak, bu oluşum sırasındaki basamaklar tam olarak bilinemiyordu.

Neptün’ün ötesindeki Kuiper Kuşağı’nda bulunan bir yörüngede dolanan eski ama mütevazı bir cisim olan Arrokoth, bize cevaplar vermek için hazır bekliyor. Çünkü çok uzaklarda bulunan bu cismin yapısı Güneş Sistemi’nin doğuşundan beri çok az değişmiş haldedir ve bu da bize bir zaman kapsülü gibi o zamanları gösterebilir.

İki tane kırmızı renkli çıkıntıdan oluşan ve hafif düzleşmiş bir kardan adama benzeyen Arrokoth’un yüzeyi çok az asteroit çarpma izi olduğundan dolayı oldukça düzdür. Asıl önemli olan şey ise, bu iki çıkıntının daha birleşmeden önce bile birbirleri etrafında hareket edip dönüyor olma olasılığıdır. Bunu iki sevgilinin ulaşıp ele ele tutuşmadan önce birbirlerini çekerek hareket etmeleri gibi hayal edebilirsiniz.

Arrokoth’un hikayesi, şu an elimizdeki verilerin farklı yorumlarından kaynaklanan eski kozmik bir bulmacanın çözümünü bulmaya yardım edebilir. Yeni Ufuklar görevinin baş yöneticisi Alan Stern, Discover dergisine verdiği bir röportajda on yıllar boyunca bilgisayar modellerinin arasında bir savaş olduğunu söyledi.

Bir tarafta uzun ve şiddetli bir çarpışan araba oyunu içerisinde toz taneciklerinin birbirleri ile çarpışarak önce çakıl taşlarına, sonra kayalara daha sonrasında iri kaya parçalarına dönüştüğü hiyerarşik büyüme modeli varken, diğer tarafta ise yerçekimi kuvveti ile normal toz bulutlarıyla gazın birbiri etrafında girdap yaparak dönerek ve sonrasında doğrudan geniş parçalara bölündüğü bulut çoküşü modeli vardı.

Stern, röportajında ayrıca daha önce Arrokoth kadar ilkel ve iyi korunmuş bir cisme ulaşamadığımızı, bu cismin oluşmasından itibaren yaklaşık dört milyar yıldan fazla bir zaman boyunca hiç değişmediğini ve bu durumun Güneş Sistemi’nin derinlerde kalan geçmişi hakkındaki soruların cevaplarına ulaşmak için mükemmel bir fırsat olduğunu söyledi.

Bir araya gelmek

Yeni Ufuklar aracından geçen yıl gelen ilk veriler, Arrokoth’u oluşturan bu iki çıkıntı arasında meydana gelen hafif çarpışmanın yukarıda bahsettiğimiz çarpışma teorisinin bir kanıtı olduğu ipucunu veriyordu. Ancak Stern, gelen daha fazla veri ve aylar süren bilgisayar modellemelerinden sonra daha farklı bir hikaye gördüklerini söyledi ki bu hikaye Arrokoth’un çok daha uysal bir şekilde oluşmuş olmasıydı.

Daha yumuşak bir oluşuma işaret eden beş farklı kanıt sırası vardı ve eğer Arrokoth bu şekilde oluşmuş ise, Güneş sistemimizin diğer yapı taşları da şiddetli çarpışmalardan ziyade bir toz bulutundan ortaya çıkmış olabilir.

Dünyaya ulaşan yeni veriler ile birlikte araştırmacılar bu uzak cisim hakkındaki teorilerini yeniden gözden geçiriyorlar. İlk gelen verilerde Arrokoth’un iki adet düzleşmiş ve krepe benzer yapısıyla belirgin bir kardan adam şekli olduğu görülüyordu. Ancak son gelen güncel verilerde bir parçanın oldukça yuvarlak, diğer parçanın kısmen düzleşmiş olduğu görüldü. Ayrıca yeni veriler Arrokoth’un kırmızı renginin diğer uzak Güneş Sistemi cisimleri ile paylaştığı bir özellik olduğunu ortaya çıkardı. Bilim insanları, bu kırmızı rengin yaşamın yapı taşları olduğu düşünülen “tholin”lere benzer organik moleküllerden dolayı meydana geldiğini de düşünüyor.

Arrokoth ile ilgili veriler hala Yeni Ufuklardan bize ulaşmaya devam ediyor ve önümüzdeki bir buçuk yıl daha da gelmeye devam edecek. Ancak uzay aracının sorumluları, verilerin ulaşmasını en yüksek önemliden en düşük önemliye göre gelmesi şeklinde ayarladıkları için resmi çarpıcı şekilde değiştirecek bir veri henüz elimize ulaşmamış olabilir.

Yeni Ufuklar aracı ise herhangi bir arıza yasamadığı takdirde 2030’ların sonuna kadar Güneş Sistemi’ndeki yolculuğuna devam ederek herhangi bir Kuiper Kuşağı cisminden daha veri toplamaya devam edecek. Kuiper kuşağından ise 2020’lerin sonlarında çıkarak diğer hedefine ulaşana kadar birkaç yıl çevreyi gözlemleyecek.

Hazırlayan: Burcu Ergül Emecan

http://www.astronomy.com/news/2020/02/new-data-from-new-horizons-arrokoth-flyby-hints-at-how-planets-formed

Asteroidler

243 Ida Asteroiti ve Uydusu Dactyl

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

1989 yılı Ekim ayında, Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’i incelemek amacı ile Galileo sondası uzaya fırlatılmış, 14 yıllık görev süresinin ardından 21 Eylül 2003’te Jüpiter’e düşürülerek bizlere veda eden bu araç, çok sayıda keşfe imza atmıştı.

Jüpiter gezegeni ve uyduları ile ilgili çok önemli keşiflere imza atmış olan bu sonda, Jüpiter’e ulaşana dek rotası gereği bir kez Venüs’ün ve iki kez de Dünya’nın kuvvetli kütle çekim etkisinden hız alarak uzun yolculuğuna başlamış oldu.

Yolculuğu sırasında Mars ve Jüpiter arasında yer alan Asteroit Kuşağı‘nın da içerisinden geçen Galileo sondası, bu sırada Gaspra ve 243 Ida isimli asteroitlere da yakın ziyaretler gerçekleştirdi. Bu durum, uzaya gönderilen uzay sondaları için de bir ilki oluşturuyordu.

En üstte gördüğünüz fotoğraf, Galileo sondası tarafından 28 Ağustos 1993 tarihinde çekildi. Yaklaşık 10.500 km’lik bir uzaklıktan çekilen bu fotoğrafta, 243 Ida asteroitinin yüzey şekilleri ve üzerinde yer alan krater oluşumları açıkça görülebilir bir durumdadır.

243 Ida’nın Galileo uzay aracı tarafından alınmış olan detaylı görünümü.

İlk olarak 29 Eylül 1884 yılında Avusturyalı astronom Johann Palisa tarafından keşfedilen Ida, 58×23 km boyutlara sahip, Asteroit Kuşağı’nın iç kısmında yer alan tipik bir S- Tipi asteroittir. S-Tipi asteroitler, yapıları gereği ağırlıklı olarak Silikat (taş/kaya) malzemeden oluşmuş asteroitlerdir. S-Tipi denmesinin sebebi de budur aslında yani Silikatın baş harfiyle adlandırılırlar.

Ida asteroiti, ortalama 429 milyon km uzaklıkta yer aldığı Güneş çevresindeki bir turunu 4,84 yılda tamamlamaktadır ve kendi ekseni etrafındaki bir tur dönüşü da yaklaşık 4,63 saattir.

Uydusu Dactyl

Galieo sondasının iletmiş olduğu fotoğrafları inceleyen program görevlilerinden Ann Harch, asteroit çevresinde dolanmakta olan 1,4 km çapa sahip Dactyl uydusunu keşfetti. İlk tespit edildiğinde 1993(243)1 ismi ile anılan bu uydu, daha sonrasında Yunan Mitolojisi’nde Kaz Dağı’nda (Ida) yaşadığına inanılan bir yaratık olan Dactyl’in adını aldı. Dactyl, aynı zamanda bir asteroite ait bilinen ilk uydu olma özelliği taşımaktadır.

Dactyl’nin, bilim insanları tarafından çevresinde döndüğü Ida asteroiti ile aynı kökenden geldiği düşünülmektedir. Bu durum, daha önceleri Dactyl in Ida’dan kopmuş bir parça olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır.

Daha sonraları Hubble Teleskobu tarafından da incelenmeye çalışılan Ida asteroitinde, çevresinde dolanan Dactyl maalesef boyutunun ufaklığı nedeniyle görülemedi. Dolayısıyla gökbilimciler bu küçük uydunun dönüş periyodunu bilgisayar simülasyonlarıyla belirlemeye çalıştılar. Şu an yapılan tahminlere göre Dactyl, Ida çevresindeki bir turunu yaklaşık olarak 20 saatte tamamlıyor.

Hazırlayan: Sinan Duygulu

https://amazingspace.org/resource_page/78/solar_system/type
https://solarsystem.nasa.gov/asteroids-comets-and-meteors/asteroids/243-ida/in-depth/
https://www.jpl.nasa.gov/spaceimages/details.php?id=PIA00136

Bu yazımız, ilk olarak 4 Nisan 2014 yılında Facebook sosyal medya hesabımızda yayınlanmış, geliştirip düzenlenerek sitemize eklenmiştir. 

Okumaya devam et

Asteroidler

29 Kasım’da Yakınımızdan Geçecek Asteroit Tehlike Yaratacak Mı?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

29 Kasım 2020 tarihinde görece büyük bir asteroit dünyanın yakınından geçecek. Ancak endişe etmeyi gerektirecek bir durum yok, çünkü bu asteroit Dünya – Ay arası mesafenin yaklaşık 12 katı uzaklıktan geçip gidecek. Çarpışma riski oluşturmayan bu mesafe, gökbilimsel ölçeklerde oldukça yakın olarak değerlendirilebilir.

Yazımızın video versiyonunu bu linkten veya aşağıdan izleyebilirsiniz. Video izlemeyi değil, okumayı tercih edenler ise, sayfayı kaydırıp okumaya devam edebilir… 

Dünyamızı yakından ziyaret edecek gök cismine gelmeden önce asteroit ya da küçük gezegen (minör planet) olarak isimlendirilen asteroitlerden biraz bahsedelim. Güneş sisteminde asteroitlerin büyük bir kısmı Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda yer alır. Bu kuşakta yaklaşık olarak 600.000 asteroit bulunur. Astreoit kuşağındaki gök cisimlerinin çapı birkaç metreden yaklaşık 1.000 kilometreye kadar geniş bir ölçekte değişiklik gösterir.

Örneğin, bugüne dek keşfedilmiş en büyük asteroit olan Ceres, 952 kilometre çapa sahiptir ve boyutunda dolayı aynı zamanda “cüce gezegen” olarak da sınıflandırılır. Ayrıca Ceres asteroit kuşağının toplam kütlesinin %32’sini oluşturur. En büyük ikinci ve üçüncü asteroitler olan Vesta ve Pallas’ın çapları 500 kilometrenin üzerindedir. Ancak bu saydığımız büyük asteroitler istisna sayılabilir. Çünkü astreoitlerin büyük bir kısmı ancak birkaç yüz metre boyutlarındadırlar.

Ayrıca yörüngelerine ya da boyutlarına göre bazı asteroitler, “tehlikeli olabilecek gök cisimleri” olarak sınıflandırılırlar. Eğer bir gök cismi Dünya’dan 0.05 astronomik birim yakından seyrediyorsa (Dünya – Ay arası mesafenin 19.5 katından daha az) ve çapı 140 metrenin üzerindeyse, bu gök cisimleri tehlikeli olabilecek gök cisimleri (PHO) olarak etiketlenir. Bu sınıflandırma, gelecekte dünyaya tehlike yaratabilecek cisimlerin takibini kolaylaştırır. Ancak sınıflandırma sizi yanıltmasın. PHO kategorisinde olan her gök cismi dünyaya çarpacak diye bir kural yok. Bugüne dek tespit edilen PHO’ların en az %98’inin gelecek 100 yıl içerisinde Dünya’ya çarpma olasılığı bulunmuyor. Dünya’ya küresel ölçekte zarar verebilecek asteroitin en az 400 metre çapında olması gerekir ancak bu tür çarpmalar oldukça nadir gerçekleşir. Kayıtlara göre bu tür çarpmalar ancak her 100.000 yılda bir gerçekleşebilir.

29 Kasım’da dünyanın yakınından geçecek olan asteroit [(153201) 2000 WO107] de tehlikeli olabilecek gök cismi kategorisinde bulunuyor. Çünkü boyut olarak 500 metrelik çapa sahip olan bu gök cismi, belirttiğimiz tarihte Dünya – Ay arası mesafenin 11.19 katı bir uzaklıktan geçecek. Bu uzaklık dünyamız için güvenli bir mesafe olduğu için endişe etmeyi gerektirecek bir durum söz konusu değil. Saatte yaklaşık 90.000 kilometrelik hızla hareket eden bu gök cismi, dünyaya yakın cisim (NEO) sınıfında bulunan, Aten tipi bir asteroit. Aten tipi asteroitlerin yörüngeleri Dünya ile çakışır ve çoğunlukla Dünya yörüngesinin içinde hareket ederler. Aten asteroitlerinin en ünlüsü olan Cruithne, Dünya ile neredeyse Dünya ile aynı yörüngeyi takip eder. Bu nedenle Aten tipi asteroitler zaman zaman Dünya’nın görünmeyen uyduları olarak nitelendirilir ancak bu cisimlere uydu demek pek doğru sayılmaz.

(Görsel Kaynağı: JPL Small Body Database)

 

(153201) 2000 WO107 asteroiti yakın bir mesafeden geçecek olmasına rağmen çıplak gözle gözlemlenemeyecek. Asteroitin boyutu, geçeceği uzaklığı ve yüzeyinin düşük yansıtabilirlik oranı (albedo) nedeniyle, gök cisminin görünür kadri +12 ila +13.5 arasında değişecek. Yani oldukça düşük parlaklık oranına sahip asteroiti çıplak gözle gözlemlemek mümkün olmasa da 6 inç, 8 inç veya daha büyük bir teleskopla gözlemlenme şansı da yok değil. Asteroiti gözlemlemeyi başaran şanslı gözlemciler, bu gök cismini gökyüzünde hızlıca hareket eden soluk bir yıldız olarak görebilirler.

Hazırlayan: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Irizarry, E. (n.d.). Asteroid 2000 WO107 will pass safely Kasım 29, closer in subsequent flybys. Bağlantı Adresi: https://earthsky.org/space/asteroid-2000-wo107-nov-2020-flyby-then-closer
  2. NEO Basics. (n.d.). Retrieved Kasım 26, 2020, adres: https://cneos.jpl.nasa.gov/about/neo_groups.html
  3. Will an asteroid hit the Earth? (n.d.). Alındığı Tarih: Kasım 26, 2020, adres: https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions/question11.html

Okumaya devam et

Asteroidler

Uzayda Bugün: Kafatası Şeklindeki Bir Asteroit Yakınımızdan Geçti! (31 Ekim 2015)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

31 Ekim 2015 tarihinde kafatası şeklindeki bir asteroit, Dünya’nın yakınından geçti.

Söz konusu asteroit, Cadılar Bayramı’nda (batı toplumlarında ve son zamanlarda ülkemizde de yer yer kutlanan bir gün) öyle bir mükemmel zamanlama ile gelmişti ki bu durum, zaten ürkütücü olan asteroidi daha da ürkütücü hale getirmişti.

En çok yaklaştığı sırada asteroit, Dünya’dan yaklaşık 483 bin kilometre yani Dünya ile Ay arasındaki ortalama mesafenin 1.3 katı kadar uzaklıkta idi. Bu yüzden de Dünya’ya bir tehdit oluşturmuyordu. Geçişinden sadece üç hafta önce Hawaii’de bulunan Pan-STARRS Gözlemevi astronomları tarafından keşfedilen asteroite resmi olarak “2015 TB145” adı verildi.

Bu arada Cadılar Bayramı’ndan önceki gün Porto Riko’da bulunan Arecibo Gözlemevi asteroidin ilk radar görüntülerini yakalayana kadar kimse onun neye benzediğini bilmiyordu. NASA kendisine “Müthiş Balkabağı (Great Pumpkin)” derken diğerleri “Cadılar Bayramı Asteroidi (Halloween Asteroit)” dedi. Asteroidin radar gözlemleri, onun tahminlerden daha geniş olduğunu gösterdi. Asteroit, 600 metre genişliğindeydi ve kendi çevresinde her beş saatte bir dönüyordu. Ayrıca asteroit, uzayda 126,000 km/saat hızla yol alıyordu ve kendisinin bir kuyruklu yıldız olabileceğini gösteren bir takım ipuçları da vardı.

Bu asteroiti kafatasına benzetmemiz ise elbette ki insan beyninin şekilleri ve kalıpları alıp aslında olmadığı diğer bir şeye benzetmesi olayı olan “pareidolia” yüzündendir.

Hazırlayan: Burcu Ergül EMECAN

Kaynaklar:
https://www.space.com/39251-on-this-day-in-space.html
https://www.space.com/30983-halloween-asteroid-creepy-skull-image.html

Okumaya devam et

Asteroidler

OSIRIS-REx Asteroitten Aldığı Örneklerle Geri Dönüyor

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

OSIRIS-REx ekibi, Bennu asteroitinden toplanan örnekleri kütle kaybını en aza indirmek amacıyla olabildiğince hızlı bir şekilde depolamak için çalışacak.

 

Bennu’dan materyal toplama görevi, ABD, Kanada ve Japonya uzay ajanslarının ortak bir projesi. 23 Ekim 2020’de görev ekibinin yaptığı açıklamaya göre OSIRIS-REx sondası, Bennu asteroitinin yüzeyinden o kadar çok toprak ve kaya topladı ki, aracın örnek toplama mekanizması uygun bir şekilde kapanmadı ve toplanan materyalin bir kısmı uzaya kaçabilir.

Sondanın işleyicileri, şu anda materyal kaybını en aza indirmek amacıyla toplanan toprak ve kayaları mümkün olan en kısa sürede sondanın dönüş kapsülüne yerleştirmeyi planlıyor. Ekip, bu önemli ve birkaç gün sürecek operasyona 27 Ekim’de başlamayı umut ediyor.

NASA’nın Washington’da bulunan ana merkezinde bilim müdürü olarak görev yapan Thomas Zurbuchen açıklamasında Bennu’nun onları şaşırtmaya devam ettiğini ve aynı zamanda ters köşeye yatırdığını söyledi. “Örnekleri istiflemek için çok hızlı hareket etmek zorunda kalabilecek olmamıza rağmen bu durum kötü değil. Bu tarihi anın ötesinde on yıllarca bilime ilham verecek bol miktarda örneğe sahip olduğumuzu görmek bizi çok heyecanlandırıyor.”

Uzay aracının SamCam kamerası ile 22 Ekim 2020 tarihinde çekilen bu üç görüntü serisi, aracın örnek alma kolunun ucundaki bölmenin Bennu’un yüzeyinden toplanan kaya ve toprak ile dolu olduğunu bize gösteriyor. Ayrıca bu parçacıkların bir kısmının yavaşça bu bölmeden kaçtığını da gösteriyor. (Görsel Telif: NASA)

 

800 milyon dolarlık OSIRIS-REx aracı, 2016 yılının eylül ayında fırlatıldı ve 2018 yılının aralık ayında da Bennu’ya ulaştı. Görevin temel amacı, en az 60 gram saf Bennu materyalini Dünya’ya getirmekti. Bu hedefe ise dönüş kapsülünün Utah çölüne iniş yapmasıyla 24 Eylül 2023 tarihinde tam anlamı ile ulaşılacak.

Bütün göstergeler, OSIRIS-REx’in Touch-And-Go Örnek Alma Mekanizması (TAGSAM) ile 6 saniyelik Bennu “öpücüğü” manevrası sırasında yeterli miktardan daha fazla materyal topladığını gösteriyor. Mekanizmanın ucundaki bölme, Bennu’nun derinliklerine ulaştı ve hatta belki de yüzeyin 48 santimetre altına kadar gitti. Ve uzay aracı tarafından çekilen fotoğraflar da örnek alma başlığının materyale bastırılmış olduğunu bize gösteriyor, bu durum da sondanın en az yüzlerce gram Bennu materyali topladığı anlamına geliyor. Ancak bu fotoğraflar ayrıca TAGSAM’ın başlığından kaçan bir parçacık bulutunu da ortaya çıkardı. OSIRIS-REx toplanan örneğe bakmak için TAGSAM’ı hareket ettirdiği zaman bu parçacık kaçışı tetiklendi.

Görevin baş araştırmacısı Dante Lauretta ve meslektaşları, aslında 24 Ekim’de aracı birazcık döndürmeyi de içeren bir operasyon ile örnekleri tartmayı planlamışlardı. Ancak bu hareket şüphesiz ki daha fazla asteroit parçasının serbest kalmasına sebep olacağı için ekip üyeleri artık sadece örnekleri depolamayı planlıyorlar. Ayrıca aynı sebepten dolayı aracın Bennu’dan geri çekilmesini yavaşlatacak olan motor ateşlemesini de iptal ettiler. Lauretta, bu tartma işleminin atlanmasının büyük bir kayıp olmadığını söyledi. Cuma günü yapılan yeni bir konferansta ise önlerindeki yeni zorluğun TAGSAM’ın muhtemelen materyal dolu olması ve bu noktadaki en büyük önceliğin örneklerin güvenle depolanması ile daha fazla kaybın olmamasını sağlamak olduğunu açıkladı.

Lauretta, kaybedilen materyalin miktarının belirlenmesinin çok zor olduğunu belirtti. Ancak Lauretta, son gelen fotoğraflardan yola çıkarak 10 grama kadar örneğin kümeden uçuştuğunu ve depolama işlemi sırasında da “gramlardan onlarca grama kadar” örneğin kaybedilebileceğini tahmin ediyor. Bu esnada Bennu nispeten hareketsiz kaldığında kaçış oranı oldukça düşük görünüyor. Eğer bu sayılar doğruysa ve OSIRIS-REx dokunuşunda gerçekten de yüzlerce gram materyal topladıysa görev ileriye dönük olarak iyi durumda demektir. (Aşağıdaki videodan, aracın Bennu yüzeyinden örnek toplama anını izleyebilirsiniz.)

Fakat örnekler, hemen depolanamayacak. Ekibin ilk önce sızan asteroit parçacıklarını da hesaba katan bir depolama planını tamamlanması ve doğrulaması gerekiyor. Ayrıca görevin, NASA’nın uzaktaki uzay araçları ile iletişim kurmak için kullandığı ve tüm dünyaya yayılmış radyo antenlerinin oluşturduğu bir takım olan Derin Uzay Ağı‘nda uzun ve sürekli bir zaman aralığını güvence altına alması gerek. Örnekleri depolama, yeryüzü ile araç arasında gerçekleşecek olan karmaşık ve fazla vakit alacak bir süreç olacak.

OSIRIS-REx, örnek toplama manevrasını gerçekleştirdikten sonra Bennu’dan uzaklaşmaya başladı ve asteroite tekrar geri gitmeyecek. Önümüzdeki hafta örneklerin başarılı bir şekilde depolandığı varsayılırsa bir sonraki dönüm noktası, 2021 Mart ayının başlarında aracın Bennu’dan ayrılıp Dünya’ya geri dönüşüne başladığı zaman olacak. Lauretta’ya göre dönüş yolculuğu yani Eylül 2023’te dönüş kapsülünün miktarı bilinmeyen materyal ile birlikte Dünya’ya geldiği zamana kadar sorunsuz gerçekleşecek.

Elde edilen asteroit kayaları ve toprağı, daha sonra dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlara gönderilecek ve bilim insanları, Güneş Sistemi’nin ilk günleri ve Bennu gibi karbon bakımından zengin uzay kayalarının Dünya’da yaşamın başlamasına yardımcı olmasında oynadığı rol  hakkındaki ipuçları konusunda onları inceleyebilecekler.

OSIRIS-REx, NASA’nın ilk asteroit örnek toplama görevi olsa da aslında tam olarak ilk defa denenen bir görev değil. Japonya’nın Hayabusa sondası 2010 yılında Itokawa asteroitinden aldığı küçük taşlı tanecikleri Dünya’ya getirdi ve halefi olan Hayabusa 2 sondası da şu anda karbon açısından zengin Ryugu Earthward asteroitinden aldığı örnekleri yeryüzüne taşıyor. Ryugu materyalleri, önümüzdeki Aralık ayında Avustralya’ya inecek.

Çeviri: Burcu Ergül EMECAN

Kaynak: https://www.space.com/osiris-rex-asteroid-samples-overflowing

Okumaya devam et

Çok Okunanlar