Connect with us

Asteroidler

Asteroid Madenciliği: Geleceğin Altına Hücumu

Bu yazıyı yaklaşık 10 dakikada okuyabilirsiniz.

Dünya dışında asteroid madenciliği, literatürde ilk ortaya çıktığından beri sadece bilim kurgudan aşina olduğumuz, gerçek hayatta ise yakın zamana kadar çok ciddiye alınmayan bir konu olmuştur.

Garret P. Servisstarafından 1898’de yazılan “Edison’s Conquest of Mars” romanı tamamen saf altından bir asteroid ile hayalleri süslediğinden bu yana 117 yıl geçti. Bugün hala tamamen saf altından oluşan bir asteroide rastlamamış olsak da, şüphesiz ki asteroidlerde şu ana kadar Dünya’da çıkardığımızdan çok daha fazla hammadde bulunmaktadır. Bunlara bol miktarda altın ve platinyum da dahildir.

Günümüzün modern endüstrisini besleyen, günlük hayatta kullandığımız her teknolojinin yapı taşlarını oluşturan, bilgisayarlarımızın, telefonlarımızın çalışmasını sağlayan madenler; altın, gümüş, kobalt, manganez, molibden, demir, nikel, osmiyum, paladyum, platin, renyum, rodyum, rutenyum, tungsten ve nadir toprak elementleri. Hepsi oluşumundan sonra soğumakta olan Dünyamıza meteorlar ile sonradan geldi. Bunun sebebi, Dünya oluşurken merkezde yoğunlaşan kütleçekiminin, ağır elementlerin merkeze çökmesine sebep olmasıdır. Bu da bugün işleyebildiğimiz kabuk tabakasının böylesine değerli elementlerden yoksun kalmasına neden olmuştur.

Asteroidleri biraz tanıyalım:

Güneş Sistemi’nin oluşumundan arda kalan bu kayalar geçmişin birer aynasıdır. Güneş Sistemi’nin oluşumundan bu yana el değmeden kalmaları onları geçmişe ışık tutan harika bilimsel hazinelere dönüştürür. İçerikleri sadece dağarcığımızı genişletmekle kalmaz, ayrıca gelecekte hammadde olarak kullanabileceğimiz potansiyel madenlere dönüştürür. Asteroidler Güneş Sistemi’nde birçok farklı bölgeye dağılmışlardır, bunlardan bazıları şöyledir:

Asteroid_Belt5454545

Asteroid kuşağı bilinen asteroidlerin büyük bölümünü içerir. Boyutları 1 kilometreden büyük objelerin sayısının 1.1 ve 1.9 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Truvalılar (Trojanlar) olarak bilinenler ise gezegenlerin ve uyduların yörüngelerini stabil Lagrangian 4 ve 5 bölgelerinde paylaşırlar. Bu bölgeler gezegenin bulunduğu konuma kıyasla 60 derece ileride ve/veya geride aynı yörüngede bulunurlar.

Dünyaya-yakın asteroidler (Near Earth asteroids – NEAs) dünya ile kesişen veya yakın yörüngelere sahip olanlardır. Yaklaşık 12.000 tanesini takip etmekteyiz, bunlara boyutları 1 kilometre üzerinde olanların %90’ının keşfedildiği düşünülmektedir.

Asteroidlerin birçok farkı çeşidi bulunurken temel olarak üç ana çeşidi ele alınmaktadır, bunlar C-tipi, S-tipi ve M-tipi kayalardır.

 

C-tipi asteroidler, en bol olanlarıdır ve bütün asteroidlerin %75ini oluştururlar. Karbon ve su içeren mineraller bakımından zenginlerdir. Ayrıca çok miktarda organik karbon, fosfor ve gübreleme amacıyla kullanılabilecek temel bileşenleri de barındırırlar.

S-tipi asteroidler, kayalık yapıya sahiplerdir temel olarak demir ve magnezyum silikatları içerirler. Ayrıca yapılarında nikel, kobalt, altın, platin, rodyum barındırırlar.

M-tipi asteroidler, nadir kayalardır ancak S-tipine kıyasla 10 kat daha fazla metal içerirler.

Neden Asteroidler?

Dünya bize bu kadar zenginlik sunarken ve hala burada ki sorunlarımızı çözememişken ne gerek var diye düşünmek çok doğaldır. Ancak gözden kaçırdığımız şey, uygarlığın işlemesini sağlayan madenlerin çıkarılmasının giderek zorlaşması. Erişimi kolay kaynaklar tükenirken, madencilik giderek daha riskli ve daha çok yatırım isteyen bir alan haline gelmektedir. Çok sık duyduğumuz, çevre güzelliklerinin madencilik sebebiyle katledilmesi haberleri de bundandır. Hammaddeye olan talep arttıkça kolay ulaşılabilir madenler bakımından zengin doğal yaşam alanları hedef alınmaktadır.

Asteroidlerde ise bu hammaddeler, Güneş Sistemi’nin ilk oluşumundan beri el değmemiş halde durmaktadır. Birkaç örnek ile ele alacak olursak; 33 kilometre uzunluğunda ve 13 kilometre genişliğinde olan, 79.2 trilyon ton kütlesindeki 433 Eros asteroidinde, tahminlere göre Dünya’da şimdiye kadar çıkarılandan daha fazla altın ve platin vardır. İnsanlık tarihi boyunca çıkarılan altın miktarı 2012 yılında yaklaşık olarak 174.000 ton olarak kabul edilirken ve platinin bundan çok çok daha az olduğu bilinirken, bu tahmin oldukça isabetlidir. Üstelik yine Eros’ta bulunan magnezyum, aluminyum, silikon, potasyum ve demir gibi hammaddeler, Dünyada ki ekonomiyi altüst edecek kadar bol olacaktır.

Başka bir örnek; boyutları 200 kilometre üzerinde olan metal yüklü 16 Psyche asteroidin de, Dünya ihtiyaçlarına binlerce yıl yetecek nikel-demir bulunduğu tahmin edilmektedir.

Sadece 1 km çapında ki bir metalik asteroidin bile hammadde olarak günümüzdeki değeri, trilyon dolarlar ile ifade edilmektedir ve yine sadece 10 metre boyutların S-tipi bir asteroid, 650.000 kilogram kadar metal içerir, bunun 50 kilogramını altın ve platin benzeri nadir metaller oluşturur.

Her geçen gün değerli hammadde çıkarmak ve işlemek giderek zorlaşırken, yatırımcıların gökyüzünde ki bu kaya parçalarına yavaş yavaş göz dikmesi ve onları birer servet olarak görmeye başlaması da bu yüzdendir.

Nasıl işimize yarayacak?

Bugün uzaya 3 kişilik bir Soyuz uzay aracı fırlatmanın maliyeti 100 milyon doları bulabilirken daha yüksek maliyetli araçlarla uzayda maden kazıp dünyaya getirmek nasıl ve ne zaman ekonomik olacak? Henüz değil! Durum hala yatırımcılar için kazançlı olmaktan uzak ancak önümüzde ki bir kaç on yıl içinde durum değişecek gibi görünmekte.

Bu hammaddelerin Dünyaya getirilmesi için öncelikle Dünya yörüngesine pratik ve verimli ulaşımın altyapısı kurulmalı. Bunun için en mantıklı yöntem kısa vade de tekrardan kullanılabilir uzay araçları ve uzay uçakları olacaktır. Örneğin, ESA’nın, 1982den beri geliştirdiği Skylon uçağı. yörüngeye tek aşamada çıkıp dönebilen 15 ton kapasiteli insansız bir uzay uçağı olarak ilk uçuşunu 2019’da gerçekleştirebileceği düşünülüyor. Uluslararası Uzay İstasyonuna ikmal sağlayan Orbital Sciences ve SpaceX gibi şirketlerde gelir elde ettikçe yeniden kullanılabilir teknolojiler üretmeye çalışmaktadırlar. Bu gibi projelerin geliştirilmesi, uzayı daha kolay ulaşılabilir bir yer haline dönüştürecektir. Uzun vadede ise uzayı hayatımızın, ekonominin ve endüstrinin bir parçası yapmak için bir uzay asansörü belki de torunlarımızın hayatlarında gerçek olacaktır.

Diyelim ki, başardık. Büyük bir asteroid dolusu kaynağı Dünya’ya getirdik, bunun sonuçları ne olacak? Kesinlikle şu anda alışık olduğumuz ekonomi değişime uğrayacaktır. Örneğin bir anda demir kadar bollaşan altın ve platin değer kaybederek ihtiyaç duyulan her alan için neredeyse sınırsız miktarda bulunacak. Ve bu işe yatırım yapan hangi ülke veya şirket olursa, Dünya’daki herhangi bir ekonomik güçten çok çok daha yüksek gelirler elde edip dengeleri alt üst edecektir.

Asteroidlerden, onların Dünya ekonomisine sokmak dışında başka bir şekilde daha faydalanılabilir. Uzayda hazır bulunan madenler ve buz; bizzat uzayda üretim yapılmasına, tamire ve yakıt ikmaline olanak sağlar. Özellikle Mars ve ötesine yapılacak keşif görevlerinin çok daha düşük ücretlere gelmesini ve pratikleşmesini sağlayabilirler.

Asteroid Madenciliği

Uzayda üretim:

Bir uzay mekiğini dünyadan yörüngeye göndermek ya da bir Apollo uzay aracını Saturn V roketinin tepesinde Aya göndermek mühendislik sınırlarını oldukça zorlamış çalışmalardır. Bugün, ilk defa Saturn V’ten daha güçlü bir roket olan SLS (Uzay Fırlatma Sistemi) geliştirme ve üretim aşamasındadır. Bu roket, Orion kapsülünü Ay, Asteroidler veya Mars için gerekli görev modüllerini yüksek dünya yörüngesine fırlatacak güçte olacaktır. Fırlatılan modüller uzayda birleştirilerek gemiler tamamlanacaktır. Ama çok daha uzağı ve daha büyük şeyleri hedeflediğimizde gemimizi bir uzay istasyonu gibi Dünya yörüngesinde yapmamız ve yakıtını Asteroidlerdeki buzu, sıvı hidrojen ve sıvı oksijene ayrıştırarak üretip doldurmamız, bu iş için roket fırlatmaktan çok daha mantıklıdır. Üstelik dış gezegenlerin keşfi ve uydularının olası kolonizasyonu için, asteroidleri ve uyduları ikmal noktaları olarak kullanmak tek yoldur.

Dünya yörüngesine getirilecek bir asteroidin en çekici yani şüphesiz ki, içerdiği bilimsel veriler, Güneş Sistemi’nin oluşumuna ışık tutması ve astrobiyoloji ile ilgili keşfedeceğimiz şeylerin yanında içeriği ile bizzat uzayda parça ve yakıt üretimine olanak sağlayacak olmasıdır. Böyle bir girişimin ilk yıllarında Ay veya Mars yolculuğundan gelen araçların bakımı, onarımı ve yakıtlarının doldurulması Dünya’dan bağımsız, roket fırlatmaya ihtiyaç olmadan uzayda gerçekleşecektir. Daha uzak gelecekte ise asteroidlerden gelecek hammadde, sıfırdan gemi üreten uzay tersanelerinin ve başlı başına ayrı bir uzay endüstrisinin yolunu açabilir.

Şimdilik geleceğe şüpheyle yaklaşıp, günümüzdeki örneklere gelecek olursak; Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilen üç boyutlu yazıcı daha şimdiden yedek parça ve alet üretimi yaparak gezegenimizden gönderilmesi gereken malzeme ihtiyacını azaltmaya başlamış durumda. UUI ekibi artık temel bir alet veya yedek parça için fırlatmaları arasında aylar bulunan ticari ikmal görevlerini beklemek yerine, ihtiyaç duydukları şeyleri kendileri “basabiliyor” Haziran 2015’te ESA tarafından UUI’ye gönderilecek yeni bir üç boyutlu yazıcıda bu aygıtların ne kadar gelecek vadettiğini anlatmaya yetiyor.

Gerçekten de üç boyutlu yazıcı teknolojisinin çok uç örneklerine artık her yerde rastlamak mümkün. Araba ve uçak parçası, gıda, organ ve hatta yakın zamanda ilaç üretimi dahi yapabilecek çok kapsamlı bir teknoloji olarak, üç boyutlu yazıcılar uzaydaki yerlerini alacaklardır.

Asteroid Madenciliği

Geçtiğimiz yıllarda Rosetta uzay aracıyla bir asteroid üzerine indirilen Philae sondası, gerçekte asteroid madenciliğini için de atılan en önemli adımlardan biriydi. Bu sayede bir asteroidin yüzeyine nasıl ineceğimiz konusunda büyük tecrübe kazandık.

 

Asteroidlere yatırım yapanlar kimler?

NASA Gelişmiş Kavramlar Enstitüsü (NASA Institue for Advanced Concepts – NIAC) “Robotic Asteroid Procpector” denen bir proje hazırladı. Eylül 2012’de başlatılan bu proje asteroid madenciliğinin pratik yolları, gereken teknolojiler, görev ve araç tasarımları üzerine bilgiler verirken, bir yandan da 2025’te NASAnın, bütçesinin 5/1’i ile yatırım yapılması halinde ilerleyen yıllarda bu yatırımın nasıl bir geri dönüşünün olacağını öngörüyor. Bu başlı başına ayrı bir yazı konusu olacağından şimdilik size çalışmanın linkini vermekle yetiniyoruz.

Kepler Enerji & Uzay Mühendisliği (Kepler Energy Space Engineering LCC), on yıl içerisinde küçük asteroidlere küçük delgi matkaplı robotlar göndererek dünyaya bir kaç tonun üzerinde maden getirmeyi planlayan bir şirket.

Derin Uzay Endüstrileri (Deep Space Industries) 2016’da fırlatılacak olan DragonFly isimli bir uyduyu gözlerine kestirdikleri bir asteroide gönderip 150 kilogram materyal geri getirmeyi planlıyorlar.

Bu girişimlerden en ilginci ise Gezegen Kaynakları (Planetary Resources) denen şirket. Bizzat yönetmen James Cameron, Larry Page ve Eric Schmidt tarafından yatırım yapılan bu şirket, pastadan en büyük payı almak için kolları sıvıyor. Planları arasında 2020 civarı uzayda bir yakıt tankı kurup asteroidlerden elde edilen buzu burada sıvı oksijen ve sıvı hidrojen olarak ayrıştırıp roket yakıtı haline getirip, ticari uydu ve uzay araçlarına ikmal yapacaklar. Ne yazık ki ilk test uyduları Arkyd 3, 28 Ekim 2014’te fırlatma sırasında patlayan Antares roketindeydi.

Bu arada, James Cameron ile ilgili küçük bir ayrıntı; 2009’da çektiği Avatar filminin hikayesinde, Pandora’ya ulaşımı sağlayan yıldız gemisinin sahibi RDA şirketi, böyle bir gemiyi yapabilecek ekonomik güce, Güneş sistemindeki kaynakları sömürerek ulaşmıştı.

Gördüğünüz üzere gökyüzünün ötesinde yeni bir endüstrinin emekleme zamanları bunlar ve aynı zamanda hala bilimkurgu kabul edilebilecek bir alan. Bilimkurgu ve gündelik yaşam arasında ki çizgi her geçen gün biraz daha incelirken, asteroid madenciliğinin kurgu olarak mı kalacağını yoksa hayatın bir parçasımı olacağını hep beraber göreceğimize inanıyoruz.

Berkan Alptekin

Asteroidler

243 Ida Asteroiti ve Uydusu Dactyl

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

1989 yılı Ekim ayında, Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’i incelemek amacı ile Galileo sondası uzaya fırlatılmış, 14 yıllık görev süresinin ardından 21 Eylül 2003’te Jüpiter’e düşürülerek bizlere veda eden bu araç, çok sayıda keşfe imza atmıştı.

Jüpiter gezegeni ve uyduları ile ilgili çok önemli keşiflere imza atmış olan bu sonda, Jüpiter’e ulaşana dek rotası gereği bir kez Venüs’ün ve iki kez de Dünya’nın kuvvetli kütle çekim etkisinden hız alarak uzun yolculuğuna başlamış oldu.

Yolculuğu sırasında Mars ve Jüpiter arasında yer alan Asteroit Kuşağı‘nın da içerisinden geçen Galileo sondası, bu sırada Gaspra ve 243 Ida isimli asteroitlere da yakın ziyaretler gerçekleştirdi. Bu durum, uzaya gönderilen uzay sondaları için de bir ilki oluşturuyordu.

En üstte gördüğünüz fotoğraf, Galileo sondası tarafından 28 Ağustos 1993 tarihinde çekildi. Yaklaşık 10.500 km’lik bir uzaklıktan çekilen bu fotoğrafta, 243 Ida asteroitinin yüzey şekilleri ve üzerinde yer alan krater oluşumları açıkça görülebilir bir durumdadır.

243 Ida’nın Galileo uzay aracı tarafından alınmış olan detaylı görünümü.

İlk olarak 29 Eylül 1884 yılında Avusturyalı astronom Johann Palisa tarafından keşfedilen Ida, 58×23 km boyutlara sahip, Asteroit Kuşağı’nın iç kısmında yer alan tipik bir S- Tipi asteroittir. S-Tipi asteroitler, yapıları gereği ağırlıklı olarak Silikat (taş/kaya) malzemeden oluşmuş asteroitlerdir. S-Tipi denmesinin sebebi de budur aslında yani Silikatın baş harfiyle adlandırılırlar.

Ida asteroiti, ortalama 429 milyon km uzaklıkta yer aldığı Güneş çevresindeki bir turunu 4,84 yılda tamamlamaktadır ve kendi ekseni etrafındaki bir tur dönüşü da yaklaşık 4,63 saattir.

Uydusu Dactyl

Galieo sondasının iletmiş olduğu fotoğrafları inceleyen program görevlilerinden Ann Harch, asteroit çevresinde dolanmakta olan 1,4 km çapa sahip Dactyl uydusunu keşfetti. İlk tespit edildiğinde 1993(243)1 ismi ile anılan bu uydu, daha sonrasında Yunan Mitolojisi’nde Kaz Dağı’nda (Ida) yaşadığına inanılan bir yaratık olan Dactyl’in adını aldı. Dactyl, aynı zamanda bir asteroite ait bilinen ilk uydu olma özelliği taşımaktadır.

Dactyl’nin, bilim insanları tarafından çevresinde döndüğü Ida asteroiti ile aynı kökenden geldiği düşünülmektedir. Bu durum, daha önceleri Dactyl in Ida’dan kopmuş bir parça olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır.

Daha sonraları Hubble Teleskobu tarafından da incelenmeye çalışılan Ida asteroitinde, çevresinde dolanan Dactyl maalesef boyutunun ufaklığı nedeniyle görülemedi. Dolayısıyla gökbilimciler bu küçük uydunun dönüş periyodunu bilgisayar simülasyonlarıyla belirlemeye çalıştılar. Şu an yapılan tahminlere göre Dactyl, Ida çevresindeki bir turunu yaklaşık olarak 20 saatte tamamlıyor.

Hazırlayan: Sinan Duygulu

https://amazingspace.org/resource_page/78/solar_system/type
https://solarsystem.nasa.gov/asteroids-comets-and-meteors/asteroids/243-ida/in-depth/
https://www.jpl.nasa.gov/spaceimages/details.php?id=PIA00136

Bu yazımız, ilk olarak 4 Nisan 2014 yılında Facebook sosyal medya hesabımızda yayınlanmış, geliştirip düzenlenerek sitemize eklenmiştir. 

Okumaya devam et

Asteroidler

29 Kasım’da Yakınımızdan Geçecek Asteroit Tehlike Yaratacak Mı?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

29 Kasım 2020 tarihinde görece büyük bir asteroit dünyanın yakınından geçecek. Ancak endişe etmeyi gerektirecek bir durum yok, çünkü bu asteroit Dünya – Ay arası mesafenin yaklaşık 12 katı uzaklıktan geçip gidecek. Çarpışma riski oluşturmayan bu mesafe, gökbilimsel ölçeklerde oldukça yakın olarak değerlendirilebilir.

Yazımızın video versiyonunu bu linkten veya aşağıdan izleyebilirsiniz. Video izlemeyi değil, okumayı tercih edenler ise, sayfayı kaydırıp okumaya devam edebilir… 

Dünyamızı yakından ziyaret edecek gök cismine gelmeden önce asteroit ya da küçük gezegen (minör planet) olarak isimlendirilen asteroitlerden biraz bahsedelim. Güneş sisteminde asteroitlerin büyük bir kısmı Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda yer alır. Bu kuşakta yaklaşık olarak 600.000 asteroit bulunur. Astreoit kuşağındaki gök cisimlerinin çapı birkaç metreden yaklaşık 1.000 kilometreye kadar geniş bir ölçekte değişiklik gösterir.

Örneğin, bugüne dek keşfedilmiş en büyük asteroit olan Ceres, 952 kilometre çapa sahiptir ve boyutunda dolayı aynı zamanda “cüce gezegen” olarak da sınıflandırılır. Ayrıca Ceres asteroit kuşağının toplam kütlesinin %32’sini oluşturur. En büyük ikinci ve üçüncü asteroitler olan Vesta ve Pallas’ın çapları 500 kilometrenin üzerindedir. Ancak bu saydığımız büyük asteroitler istisna sayılabilir. Çünkü astreoitlerin büyük bir kısmı ancak birkaç yüz metre boyutlarındadırlar.

Ayrıca yörüngelerine ya da boyutlarına göre bazı asteroitler, “tehlikeli olabilecek gök cisimleri” olarak sınıflandırılırlar. Eğer bir gök cismi Dünya’dan 0.05 astronomik birim yakından seyrediyorsa (Dünya – Ay arası mesafenin 19.5 katından daha az) ve çapı 140 metrenin üzerindeyse, bu gök cisimleri tehlikeli olabilecek gök cisimleri (PHO) olarak etiketlenir. Bu sınıflandırma, gelecekte dünyaya tehlike yaratabilecek cisimlerin takibini kolaylaştırır. Ancak sınıflandırma sizi yanıltmasın. PHO kategorisinde olan her gök cismi dünyaya çarpacak diye bir kural yok. Bugüne dek tespit edilen PHO’ların en az %98’inin gelecek 100 yıl içerisinde Dünya’ya çarpma olasılığı bulunmuyor. Dünya’ya küresel ölçekte zarar verebilecek asteroitin en az 400 metre çapında olması gerekir ancak bu tür çarpmalar oldukça nadir gerçekleşir. Kayıtlara göre bu tür çarpmalar ancak her 100.000 yılda bir gerçekleşebilir.

29 Kasım’da dünyanın yakınından geçecek olan asteroit [(153201) 2000 WO107] de tehlikeli olabilecek gök cismi kategorisinde bulunuyor. Çünkü boyut olarak 500 metrelik çapa sahip olan bu gök cismi, belirttiğimiz tarihte Dünya – Ay arası mesafenin 11.19 katı bir uzaklıktan geçecek. Bu uzaklık dünyamız için güvenli bir mesafe olduğu için endişe etmeyi gerektirecek bir durum söz konusu değil. Saatte yaklaşık 90.000 kilometrelik hızla hareket eden bu gök cismi, dünyaya yakın cisim (NEO) sınıfında bulunan, Aten tipi bir asteroit. Aten tipi asteroitlerin yörüngeleri Dünya ile çakışır ve çoğunlukla Dünya yörüngesinin içinde hareket ederler. Aten asteroitlerinin en ünlüsü olan Cruithne, Dünya ile neredeyse Dünya ile aynı yörüngeyi takip eder. Bu nedenle Aten tipi asteroitler zaman zaman Dünya’nın görünmeyen uyduları olarak nitelendirilir ancak bu cisimlere uydu demek pek doğru sayılmaz.

(Görsel Kaynağı: JPL Small Body Database)

 

(153201) 2000 WO107 asteroiti yakın bir mesafeden geçecek olmasına rağmen çıplak gözle gözlemlenemeyecek. Asteroitin boyutu, geçeceği uzaklığı ve yüzeyinin düşük yansıtabilirlik oranı (albedo) nedeniyle, gök cisminin görünür kadri +12 ila +13.5 arasında değişecek. Yani oldukça düşük parlaklık oranına sahip asteroiti çıplak gözle gözlemlemek mümkün olmasa da 6 inç, 8 inç veya daha büyük bir teleskopla gözlemlenme şansı da yok değil. Asteroiti gözlemlemeyi başaran şanslı gözlemciler, bu gök cismini gökyüzünde hızlıca hareket eden soluk bir yıldız olarak görebilirler.

Hazırlayan: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Irizarry, E. (n.d.). Asteroid 2000 WO107 will pass safely Kasım 29, closer in subsequent flybys. Bağlantı Adresi: https://earthsky.org/space/asteroid-2000-wo107-nov-2020-flyby-then-closer
  2. NEO Basics. (n.d.). Retrieved Kasım 26, 2020, adres: https://cneos.jpl.nasa.gov/about/neo_groups.html
  3. Will an asteroid hit the Earth? (n.d.). Alındığı Tarih: Kasım 26, 2020, adres: https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions/question11.html

Okumaya devam et

Asteroidler

Uzayda Bugün: Kafatası Şeklindeki Bir Asteroit Yakınımızdan Geçti! (31 Ekim 2015)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

31 Ekim 2015 tarihinde kafatası şeklindeki bir asteroit, Dünya’nın yakınından geçti.

Söz konusu asteroit, Cadılar Bayramı’nda (batı toplumlarında ve son zamanlarda ülkemizde de yer yer kutlanan bir gün) öyle bir mükemmel zamanlama ile gelmişti ki bu durum, zaten ürkütücü olan asteroidi daha da ürkütücü hale getirmişti.

En çok yaklaştığı sırada asteroit, Dünya’dan yaklaşık 483 bin kilometre yani Dünya ile Ay arasındaki ortalama mesafenin 1.3 katı kadar uzaklıkta idi. Bu yüzden de Dünya’ya bir tehdit oluşturmuyordu. Geçişinden sadece üç hafta önce Hawaii’de bulunan Pan-STARRS Gözlemevi astronomları tarafından keşfedilen asteroite resmi olarak “2015 TB145” adı verildi.

Bu arada Cadılar Bayramı’ndan önceki gün Porto Riko’da bulunan Arecibo Gözlemevi asteroidin ilk radar görüntülerini yakalayana kadar kimse onun neye benzediğini bilmiyordu. NASA kendisine “Müthiş Balkabağı (Great Pumpkin)” derken diğerleri “Cadılar Bayramı Asteroidi (Halloween Asteroit)” dedi. Asteroidin radar gözlemleri, onun tahminlerden daha geniş olduğunu gösterdi. Asteroit, 600 metre genişliğindeydi ve kendi çevresinde her beş saatte bir dönüyordu. Ayrıca asteroit, uzayda 126,000 km/saat hızla yol alıyordu ve kendisinin bir kuyruklu yıldız olabileceğini gösteren bir takım ipuçları da vardı.

Bu asteroiti kafatasına benzetmemiz ise elbette ki insan beyninin şekilleri ve kalıpları alıp aslında olmadığı diğer bir şeye benzetmesi olayı olan “pareidolia” yüzündendir.

Hazırlayan: Burcu Ergül EMECAN

Kaynaklar:
https://www.space.com/39251-on-this-day-in-space.html
https://www.space.com/30983-halloween-asteroid-creepy-skull-image.html

Okumaya devam et

Asteroidler

OSIRIS-REx Asteroitten Aldığı Örneklerle Geri Dönüyor

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

OSIRIS-REx ekibi, Bennu asteroitinden toplanan örnekleri kütle kaybını en aza indirmek amacıyla olabildiğince hızlı bir şekilde depolamak için çalışacak.

 

Bennu’dan materyal toplama görevi, ABD, Kanada ve Japonya uzay ajanslarının ortak bir projesi. 23 Ekim 2020’de görev ekibinin yaptığı açıklamaya göre OSIRIS-REx sondası, Bennu asteroitinin yüzeyinden o kadar çok toprak ve kaya topladı ki, aracın örnek toplama mekanizması uygun bir şekilde kapanmadı ve toplanan materyalin bir kısmı uzaya kaçabilir.

Sondanın işleyicileri, şu anda materyal kaybını en aza indirmek amacıyla toplanan toprak ve kayaları mümkün olan en kısa sürede sondanın dönüş kapsülüne yerleştirmeyi planlıyor. Ekip, bu önemli ve birkaç gün sürecek operasyona 27 Ekim’de başlamayı umut ediyor.

NASA’nın Washington’da bulunan ana merkezinde bilim müdürü olarak görev yapan Thomas Zurbuchen açıklamasında Bennu’nun onları şaşırtmaya devam ettiğini ve aynı zamanda ters köşeye yatırdığını söyledi. “Örnekleri istiflemek için çok hızlı hareket etmek zorunda kalabilecek olmamıza rağmen bu durum kötü değil. Bu tarihi anın ötesinde on yıllarca bilime ilham verecek bol miktarda örneğe sahip olduğumuzu görmek bizi çok heyecanlandırıyor.”

Uzay aracının SamCam kamerası ile 22 Ekim 2020 tarihinde çekilen bu üç görüntü serisi, aracın örnek alma kolunun ucundaki bölmenin Bennu’un yüzeyinden toplanan kaya ve toprak ile dolu olduğunu bize gösteriyor. Ayrıca bu parçacıkların bir kısmının yavaşça bu bölmeden kaçtığını da gösteriyor. (Görsel Telif: NASA)

 

800 milyon dolarlık OSIRIS-REx aracı, 2016 yılının eylül ayında fırlatıldı ve 2018 yılının aralık ayında da Bennu’ya ulaştı. Görevin temel amacı, en az 60 gram saf Bennu materyalini Dünya’ya getirmekti. Bu hedefe ise dönüş kapsülünün Utah çölüne iniş yapmasıyla 24 Eylül 2023 tarihinde tam anlamı ile ulaşılacak.

Bütün göstergeler, OSIRIS-REx’in Touch-And-Go Örnek Alma Mekanizması (TAGSAM) ile 6 saniyelik Bennu “öpücüğü” manevrası sırasında yeterli miktardan daha fazla materyal topladığını gösteriyor. Mekanizmanın ucundaki bölme, Bennu’nun derinliklerine ulaştı ve hatta belki de yüzeyin 48 santimetre altına kadar gitti. Ve uzay aracı tarafından çekilen fotoğraflar da örnek alma başlığının materyale bastırılmış olduğunu bize gösteriyor, bu durum da sondanın en az yüzlerce gram Bennu materyali topladığı anlamına geliyor. Ancak bu fotoğraflar ayrıca TAGSAM’ın başlığından kaçan bir parçacık bulutunu da ortaya çıkardı. OSIRIS-REx toplanan örneğe bakmak için TAGSAM’ı hareket ettirdiği zaman bu parçacık kaçışı tetiklendi.

Görevin baş araştırmacısı Dante Lauretta ve meslektaşları, aslında 24 Ekim’de aracı birazcık döndürmeyi de içeren bir operasyon ile örnekleri tartmayı planlamışlardı. Ancak bu hareket şüphesiz ki daha fazla asteroit parçasının serbest kalmasına sebep olacağı için ekip üyeleri artık sadece örnekleri depolamayı planlıyorlar. Ayrıca aynı sebepten dolayı aracın Bennu’dan geri çekilmesini yavaşlatacak olan motor ateşlemesini de iptal ettiler. Lauretta, bu tartma işleminin atlanmasının büyük bir kayıp olmadığını söyledi. Cuma günü yapılan yeni bir konferansta ise önlerindeki yeni zorluğun TAGSAM’ın muhtemelen materyal dolu olması ve bu noktadaki en büyük önceliğin örneklerin güvenle depolanması ile daha fazla kaybın olmamasını sağlamak olduğunu açıkladı.

Lauretta, kaybedilen materyalin miktarının belirlenmesinin çok zor olduğunu belirtti. Ancak Lauretta, son gelen fotoğraflardan yola çıkarak 10 grama kadar örneğin kümeden uçuştuğunu ve depolama işlemi sırasında da “gramlardan onlarca grama kadar” örneğin kaybedilebileceğini tahmin ediyor. Bu esnada Bennu nispeten hareketsiz kaldığında kaçış oranı oldukça düşük görünüyor. Eğer bu sayılar doğruysa ve OSIRIS-REx dokunuşunda gerçekten de yüzlerce gram materyal topladıysa görev ileriye dönük olarak iyi durumda demektir. (Aşağıdaki videodan, aracın Bennu yüzeyinden örnek toplama anını izleyebilirsiniz.)

Fakat örnekler, hemen depolanamayacak. Ekibin ilk önce sızan asteroit parçacıklarını da hesaba katan bir depolama planını tamamlanması ve doğrulaması gerekiyor. Ayrıca görevin, NASA’nın uzaktaki uzay araçları ile iletişim kurmak için kullandığı ve tüm dünyaya yayılmış radyo antenlerinin oluşturduğu bir takım olan Derin Uzay Ağı‘nda uzun ve sürekli bir zaman aralığını güvence altına alması gerek. Örnekleri depolama, yeryüzü ile araç arasında gerçekleşecek olan karmaşık ve fazla vakit alacak bir süreç olacak.

OSIRIS-REx, örnek toplama manevrasını gerçekleştirdikten sonra Bennu’dan uzaklaşmaya başladı ve asteroite tekrar geri gitmeyecek. Önümüzdeki hafta örneklerin başarılı bir şekilde depolandığı varsayılırsa bir sonraki dönüm noktası, 2021 Mart ayının başlarında aracın Bennu’dan ayrılıp Dünya’ya geri dönüşüne başladığı zaman olacak. Lauretta’ya göre dönüş yolculuğu yani Eylül 2023’te dönüş kapsülünün miktarı bilinmeyen materyal ile birlikte Dünya’ya geldiği zamana kadar sorunsuz gerçekleşecek.

Elde edilen asteroit kayaları ve toprağı, daha sonra dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlara gönderilecek ve bilim insanları, Güneş Sistemi’nin ilk günleri ve Bennu gibi karbon bakımından zengin uzay kayalarının Dünya’da yaşamın başlamasına yardımcı olmasında oynadığı rol  hakkındaki ipuçları konusunda onları inceleyebilecekler.

OSIRIS-REx, NASA’nın ilk asteroit örnek toplama görevi olsa da aslında tam olarak ilk defa denenen bir görev değil. Japonya’nın Hayabusa sondası 2010 yılında Itokawa asteroitinden aldığı küçük taşlı tanecikleri Dünya’ya getirdi ve halefi olan Hayabusa 2 sondası da şu anda karbon açısından zengin Ryugu Earthward asteroitinden aldığı örnekleri yeryüzüne taşıyor. Ryugu materyalleri, önümüzdeki Aralık ayında Avustralya’ya inecek.

Çeviri: Burcu Ergül EMECAN

Kaynak: https://www.space.com/osiris-rex-asteroid-samples-overflowing

Okumaya devam et

Çok Okunanlar