Connect with us

Evrenin Keşfi

Ay’ın Karanlık Yüzü ve Gerçekler

Bu yazıyı yaklaşık 9 dakikada okuyabilirsiniz.

Ay’ın Dünya’dan bakıldığında görülemeyen tarafı için halk ve medya tarafından sıklıkla kullanılan, oldukça popüler (ve tümüyle yanlış) olan bir ifadedir Ay’ın karanlık yüzü.

Karanlık olduğu, görülemediği ve bilinmediği düşünüldüğü için UFO’cuların ve komplo teorisyenlerinin gözdeleri arasındadır. Fakat genelde bilim insanları tarafından kullanılan bir ifade değildir, daha da önemlisi bilimsel makalelerde böyle bir ifadeye rastlanmaz.

Dünya ile Ay, yerçekimsel kitlenmede oldukları için biz Dünya’dan sadece Ay’ın bir yüzünü görüyoruz. Göremediğimiz tarafının ise Güneş ışığı almadığı düşüncesi aklımıza gelebilir. Ay’ın kendi etrafında dönen bir gök cismi olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Ay kendi çevresinde dönmesine rağmen, niçin aynı yüzünü gördüğümüzle ilgili bu linkteki videomuzu izlemeniz aklınızdaki soru işaretlerini silmeye yetecektir. 

Ay'da hava yoksa, Nazi bayrağı nasıl dalgalanıyor? Şaka bir yana, komplo teorisyenlerinin iddialarına göre Almanlar Ay'a 1940'larda gitmiş ve arka tarafından gizli bir Nazi üssü kurmuş.

Ay’da hava yoksa, Nazi bayrağı nasıl dalgalanıyor? Şaka bir yana, komplo teorisyenlerinin iddialarına göre Almanlar Ay’a 1940’larda gitmiş ve arka tarafından gizli bir Nazi üssü kurmuş. Beyin bedava demiş miydik?

 

Ay 1,54° yörünge eğikliği ile kendi etrafında döndüğü için yüzeyinde her bölge zamanla Güneş’e bakar ve Güneş ışığı alır. O yüzden bu bölgeyi tanımlarken Ay’ın karanlık yüzü demek yerine; Ay’ın arka yüzü veya Ay’ın uzak tarafı denilmesi daha doğru olmakta. Ay’ın karanlıkta kalan bir yüzü yok. Kesin bilgi, yayalım

1960’lara kadar, Dünya’dan göremediğimiz ve uzay aracı gönderemediğimiz için gözleme şansımız olmamıştı bu bölgeyi. 1959 yılında; üstünde sadece fotoğraf makinesi, radyo ünitesi, bataryası ve jiroskobu olan Luna 3 isimli Sovyetler Birliği (bugünkü Rusya) uzay aracı ilk kez Ay’ın arka tarafını görüntüledi. Günümüz standartlarına göre basit olsa da iddialı bir düzeneği vardı. Fotoğraf makinesi, fotoğraf filmleriyle görüntü alıyordu ve çekilen filmler bu insansız uzay aracının içinde taranıp dijital bilgiye dönüştürülüp Dünya’ya radyo dalgalarıyla yollanıyordu.

LUNA3

Sovyetler Birliği’ne ait Luna 3 uzay aracı ve Ay’ın arka yüzüne dair insanlığın elde ettiği ilk fotoğraflardan biri.

 

Luna 3, toplamda 29 fotoğraf çekebildi ve Dünya’ya dönüş yolculuğunda 17 tanesini iletebildi. 22 Ekim 1959’da ise iletişim kesildi. Atmosfere girip yandığı veya Dünya’nın yörüngesinde bir süreliğine dolanmış olabileceği düşünülüyor.

1965 yılında ise yine Sovyetler Birliği uzay aracı olan Zond 3, Ay’ın arka tarafıyla ilgili bilgilerimizi arttırdı. Fakat Zond uçuşlarının ana görevi aslında Mars’a ulaşmak, Mars-Dünya arasındayken uzay aracıyla iletişim kurabilecek teknolojinin olduğunu göstermekti.

İki kamerası, kızılötesi ve morötesi spektrometresi, manyetometresi, kozmik ışın dedektörü, güneş parçacığı dedektörü ve meteorid dedektörü olan bu uzay aracı kalkışından 33 saat sonra Ay’a ulaşıp etrafında dolanırken Luna 3’ün fotoğraflayamadığı yerler de başta olmak üzere Ay’ın 68 dakika boyunca, Luna 3’e oranla oldukça kaliteli fotoğraflarını çekti. Dokuz gün sonra ise çektiği fotoğrafları birkaç ay boyunca Dünya’ya iletmeye devam etti. Zond 3 ile, Mars yolculuğunda, Dünya’dan 95 milyon km uzaklıktan sonra bir daha iletişim kurulamadı dolayısıyla ana görevi Mars olan Zond, bu hedefini yerine getiremedi.

image-zond3

Zond 3’ün bizlere ilettiği Ay’ın arka yüzüne ait kaliteli fotoğraflardan biri.

 

Zond 3’ün çektiği fotoğraflar ile Ay’ın arka yüzeyindeki dağlar, kraterler ve düzlükler ayırt edilebilmiştir. Dolayısıyla Ay’ın arka yüzündeki bir çok bölgenin isimlendirmesini -bazı isimlendirmeler bir süreliğine Uluslararası Astronomi Birliği’nde tartışmalara neden olsa da- Sovyet bilim insanları yaptı.

ABD ise 1966 ile 1967 yılları arasında Ay Yörünge Aracı Programı dahilinde beş insansız uzay aracı yolladı. Bunlaradan özellikle ilk ikisi gelecekte yapılacak insanlı keşifler için iniş yeri belirlemeye yöneliktir. Ay yörünge aracı programında radyasyon yoğunluğu, Ay’ın yerçekimi alanı ile fiziki yapısı ve mikrometeorit çarpma verileri incelenmiştir. Ay’ın arka yüzüyle ilgili kapsamlı verilerin çoğu ise Lunar Orbiter 5 ile elde edilmiştir. 633 tane yüksek çözünürlüklü, 211 tane orta çözünürlüklü fotoğraf çekilmiş, yörünge araçları toplamda Ay’ın yüzeyinin yüzde 99’unun yüksek kaliteli haritasını çıkarmışlardır. (Çekilen fotoğraflarda ayırt edilebilen en ufak nokta bir metre boyutundadır.) Bu uzay araçlarının hepsi de Apollo uçuşlarında iletişim tehlikesi oluşturmamaları için Ay’a çarptırılmışlardır.

Hemen bir yıl sonra, 1968’de Apollo 8 görevi ile ABD’li Astronot William Anders, Ay’ın arka yüzünü gören ilk insan olmuştur. Apollo 10’dan Apollo 17’ye kadarki bütün uzay araçlarındaki astronotlar da Ay’ın arka yüzünü görme fırsatını yakaladılar.

aydandunyayabakis484

Apollo 8 astronotlarının, Ay’ın arka yüzünden dönüş yaptıkları sırada çektikleri bu fotoğraf, tarihteki yerini “Dünya doğumu” olarak almıştı…

 

Fakat nasıl biz Dünya’dan baktığımızda Ay’ın arka tarafını göremiyorsak, Ay’ın arka tarafından da Dünya gözükmüyor. Ay’ın etrafında dönen bu uzay araçları, Ay’ın arka tarafına geçtiklerinde Dünya ile iletişim kuramamaktalar. Apollo görevlerinde, servis modülü uzay aracı Ay’ın arka tarafındayken ateşlenirdi ve uzay aracı tekrar görünür olana kadar Houston ile iletişim içinde olamazlardı. Dünya’daki kontrol ekibinde çalışanlar iletişimin olmadığı bu önemli dakikaların oldukça gerilimli geçtiğini söylerler. Ay’ın arka yüzüne iniş yapılmamasının ana nedeni de aslında budur. İletişimin olmaması, görev kontrolünde bir aksilik çıkması ihtimalinde yönlendirici müdahalede bulunma şansını yok eder.

Ay’ın ön ve arka yüzünün jeolojileri birbirlerinden oldukça farklıdır ve bu en ilginç özelliklerinden biridir.

ay-on-ve-arka

Solda, Ay’ın Dünya’dan görülen tarafı. Sağda ise, göremediğimiz yüzü.

 

Ön yüzeyinde çokça gördüğümüz, yüzde 31′ini kaplayan koyu renkli düzlüklerden arka tarafta pek yoktur. Sadece yüzde 1‘lik yer kaplarlar. Yüzeye çarpan göktaşının şiddeti, dış kabuğu kırmaya yettiği zaman, sıvı olan iç yüzey yani lavlar ortaya çıkar ve katılaştığı zaman daha düz bir yüzey oluşturur.

Bu bazaltik kısım, yüzeydeki yükseltilere göre demir içeriği bakımından çok zengin oldukları için koyu renkli gözükmektedirler. Eski astronomlar bu yüzey yapılarını gerçekten deniz sandıkları için latincede deniz anlamına gelen mare (çoğulu maria) adını vermişlerdir.

Japon Uzay Ajansı JAXA’nın Kaguya (Selene) uydusu tarafından alınmış Ay’ın arka yüzüne ait detaylı bir fotoğraf.

 

Ay’ın arka tarafına dair en çarpıcı yerlerden biri Tsiolkovsky krateridir. 185 km genişliğinde olan çarpma kraterinin etrafı koyu renkli olduğu için çabucak göze çarpar. Kraterin ortasında 3200 m yüksekliğinde bir tepe vardır. Apollo 17 astronotu ve aynı zamanda jeolog olan –Ay yüzeyine ayak basan ilk ve tek bilim insanı– Harrison Schmitt, diğer bilim insanlarıyla birlikte, Apollo 17’nin Tsiolkovisky’ye indirilmesini istemişlerdir.

Servis modülüne ufak iletişim uyduları koyup Ay’ın arka yüzeyinden bağlantı sağlanabileceği fikrini ortaya atmışlardır. Fakat NASA fazla riskli bulduğu için ön yüzeydeki Taurus-Littrow vadisini seçmiştir. Farkedilen en büyük yapılardan bir diğeri ise Mare Moscoviense yani Moskova Denizi’dir. Derinliği oldukça fazla olan bu çarpışma havzasına Ay’ın ön yüzeyindeki o kadar havzadan yakın derinlikte olanların sayısı çok azdır.

Ay'ın karanlık yüzü

Yüksek çözünürlüklü bu fotoğrafın üzerine tıklayarak, uydumuzun arka yüzünü çok detaylı biçimde inceleyebilirsiniz.

 

Ön tarafında katılaşmış volkanik yüzeyler baskınken ve haliyle ön taraf daha düzken, arka tarafı daha derin kraterlere ve dağlık bir yapıya sahiptir. Bunun içsel nedenleri olabileceği gibi (yerçekimsel kitlenmenin yarattığı ısının etkisi, magmanın asimetrik kristalizasyonu) dış nedenlere de bağlı olabiliyor.

Yapılan simülasyonlar Theia hipotezine bağlı olarak Ay oluşum öncesi diskinde daha ufak uydular da oluşabildiğini göstermekte. Çok ufak bir çekirdeği olan veya hiç çekirdeği bile olmayan, Ay’dan ortalama üç kat ufak bir uydunun ses altı bir hızla Ay’a çarpması, krater oluşturmak yerine bu şekilde bir akresyon ile birleşmelerine olanak vermekte. Böyle bir olay iki yarım küredeki kabuk inceliği farkını ve Ay’ın arka yüzeyindeki dağ yapılarının çokluğuyla da uyumlu oluyor.

Dunya-Ay-4588

Geçtiğimiz yıllarda Deep Space Climate Observatory uydusu tarafından çekilen bu fotoğrafta, Ay’ın arka yüzü ve gezegenimiz bir arada görülüyor.

 

Günümüzde uzay ajanslarının uyduları Ay’ın yörüngesinde dolanmakta ve çok yüksek çözünürlüklü görüntüler çekebilip bilimsel analizler yapabilmekteler. Bu uydular sayesinde Ay’ın yapısı ile ilgili hipotezler sınanıyor ve teoriler geliştirilmeye devam ediyor. Fakat 1972’de Apollo 17 döndüğünden beri insanlık Ay’a ayak basmadı hatta insanlı uçuşlarda Alçak Dünya Yörüngesi’nden (yerden 160-2000 km yukarısı) uzağa gitmedi. NASA insansız denemelerine başladığı Orion uzay aracı ile 2021 yılından sonra tekrar Alçak Dünya Yörüngesi’nden uzağa, Ay yörüngesine insanlı uçuş gerçekleştirmeyi planlıyor.

Yani önümüzdeki 20 yıl içinde insanlık tekrar uzayı keşfe çıkmaya hazırlanmakta. Gidilecek yerlerden biri de tabii ki Ay’ın uzak tarafı olacaktır. Dünya ve Ay’ın evrimini daha iyi anlamak için bu kraterleri incelemek, Ay’ın iki yüzünün jeolojisi oldukça farkı olduğu için ciddi derecede önem taşımakta. Burada yapılacak araştırmalar sonucunda düşündüğümüzden daha karmaşık bir oluşum süreci ortaya çıkabilir.

cinuzayaraci

Çin’in geçtiğimiz yıllarda Ay yüzeyine gönderdiği robot uzay aracı. Şu anda, Ay yüzeyinde olup da Dünya ile hala iletişimde olan tek araçtır.

 

Fakat Ay’ın arka tarafında Dünya ile iletişim şansı olmadığını söylemiştik yukarıda. Bunu aşmanın yolu var elbette. Ay-Dünya sisteminin L2 Lagranj noktasına yerleştirilecek bir uydu hem Dünya’yı hem de Ay’ı görebiliyor ve Ay’dan 65 bin km uzak olan bu noktada sabit durabiliyor. (Dünya’dan ortalama 35 bin km uzakta sabit duran iletişim uydularımız gibi) NASA’nın Ay Bilimi Enstitüsüsü’nden profesör Jack Burns Bu L2 Lagranj noktasına uydu yerleştirmesiyle başlayacak olan -önce robotik, daha sonra insanlı- L2-Uzak bölge görevlerinin  Apollo programlarından çok daha düşük maliyetli olacağını söylüyor ve bu görevler bir çok ilki de yanında getirecekler.

Taylan Kasar

Kaynaklar:
https://en.wikipedia.org/wiki/Far_side_of_the_Moon
http://www.nature.com/nature/journal/v476/n7358/full/nature10289.html
http://arxiv.org/abs/1211.3462
http://www.planetary.org/blogs/guest-blogs/bill-dunford/20130429-dark-no-more-exploring-the.html
http://news.discovery.com/space/history-of-space/zond-3-saw-the-moons-far-side-on-its-way-to-mars-130718.htm
Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 3 Kasım 2017 tarihinde yayınlanmıştır. 

Evrenin Keşfi

Adli Astronomi Nedir? Yerel Hukukta Adli Astronomi Kullanımı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Neredeyse bütün bilim dalları iç içe olan astronomi en eski ama kendisini sürekli güncellemesiyle en yeni bilim dallarından biridir.

Geleceğin meslekleri arasında gösterilen uzay hukuku, uzay mimarisi, asteroid madenciliği gibi alanlarda ülkeler personel yetiştirmek istiyor ise astronomi eğitimine gerekli önemi vermek zorundadır. Adli astronomi de gelişmek için kendisine yatırım bekleyen adli bilim dalıdır.

Adli astronomi nedir ve ne iş yapar?

Adli astronomi, gökyüzünün geçmiş zamanlarda olan görünümünü ve gök cisimlerinin konumlarını göstermeye yarayan adli bilimin bir dalıdır. Adli bilimde, edebiyatta, tarihsel olaylarda ve sanat tarihinde adli astronomi kullanılmaktadır. Ülkemizde bazı davalarda astronomi, adaletin sağlanmasında katkı sağlıyor. Bu alanda Kandilli Rasathanesi’ne gerekli davalarda başvurular olmaktadır.

Örneğin; 1992 yılında bir asteğmen, bir yüzbaşına fiziksel şiddet uyguluyor. Asteğmen kendisini savunduğunda havanın çok karanlık olduğunu ve kişinin yüzünü göremediğini, bu nedenle onun bir er olduğunu düşünerek “dövdüğünü” ifade ediyor. Burada astronomi devreye giriyor ve kavganın olduğu gün Ay’ın dolunay evresinde olduğu belirleniyor. Bu bilgiden hareketle o tarihte hiçbir ışık kaynağı olmasa da insanların birbirlerinin yüzünün seçilebileceği anlaşılıyor.

Bir trafik kazası olduğunu düşünelim. Bu kazanın davası kazadan 3 ay sonra görüldü diyelim. Eğer kaza yapan kişi; “Hava çok karanlıktı, etrafta aydınlatmalar yoktu, bu yüzden göremedim” gibi bir ifade kullanıyorsa burada devreye yine adli astronomi giriyor. O dönemde Ay’ın hangi evrede olduğu önemli. Kaza yapan kişi asteğmenin durumuna düşebilir.

Van Gogh’un Tablosu ve Adli Astronomi

Van Gogh’un tablosu ile adli astronomi arasında bir bağlantı bulmakta zorlanmış olabilirsiniz. Ancak aslında, Van Gogh’un ünlü eserlerinden birisi olan Evening Landscape with Rising Moon tablosundaki gizem adli astronomi sayesinde çözülmüştür.

Vincent Van Gogh’un Evening Landscape with Rising Moon (Akşam Manzarası ve Yükselen Ay) tablosu

 

2003 yılında SWT fizik profesörleri Donald Olson ve Russell Doescher, İngiliz Profesör Marilynn Olson ile birlikte Sky & Telescope dergisinin Temmuz 2003 sayısında bu ünlü tablo hakkında bir makale yayınladılar. Tablonun tam olarak ne zaman resmedildiği bilinmemekteydi.

Bu tabloda ilk zamanlarda dağın arkasından Güneş’in battığı düşünülmüş. Tablonun üzerinde derin bir çalışma yapan bilim insanları; oradaki gök cisminin Güneş değil Ay olduğunu; Ay’ın doğmaya başladığını, tabloda yer alan buğdayın hangi tarihler arasında hasat edileceği, bu tabloda çizilmiş yerin gerçek bir yer olduğunu, Ay’ın resimde yer alan bölgeden tam olarak hangi günde doğacağını ve bazı diğer önemli sonuçları adli astronomi sayesinde bulabilmişlerdir. Benzer biçimde, geçmiş yıllarda oluşmuş meteor olaylarını incelerken de aslında yine adli astronomiye başvurmuş oluyoruz.

Frederic Edwin Church, The Meteor of 1860 (Görsel Kaynağı: https://www.wikiart.org/en/frederic-edwin-church/the-meteor-of-1860)

 

Astronomlar ve astrofizikçiler sürekli evreni incelemeye çalışırlar. Yıldızlardan ve galaksilerden alınan tek şey ışıktır. Bu ışığı inceleyerek yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Peki, burada astronomların yaptığı çalışmalar da adli astronomiye girmiyor mu? Belki ölmüş bir yıldızın kalıntısı hakkında bilgi edinmek ve bu ölümden sonra yakında yer alan komşu yıldızların nasıl etkilendiğini incelemek de mizansen bir açıdan adli astronomi olarak değerlendirebilir.

Hazırlayan: Sinan Koçak
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Güral, N. Adli astronomi. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/adliastronomi.htm
  2. Güral, N. Astronomi ve adli tıp. Erişim Tarihi: 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/ASTVADLI.HTM
  3. Moonrise061003. (2016, Haziran 08). SWT astronomers SLEUTH van Gogh “Moonrise” mystery. Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.txstate.edu/news/news_releases/news_archive/2003/06/moonrise061003.html
  4. Forensic astronomy. (2020, Kasım 25). Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Forensic_astronomy
  5. Ash, S. (2018, April 17). “Forensic astronomy” reveals the secrets of an iconic ansel adams photo. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.scientificamerican.com/article/forensic-astronomy-reveals-the-secrets-of-an-iconic-ansel-adams-photo/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Milli Uzay Programı Açıklandı!

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 9 Şubat 2021 Salı günü iki yıldan uzun süredir duyurulması beklenen programını ve yol haritasını açıklandı.

Açıklamada dile getirilen olan proje ve hedefleri, Kozmik Anafor Youtube kanalında, Dr. Umut Yıldız, Prof. Dr. Lokman Kuzu, Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, Prof. Dr. İbrahim Küçük, gibi uzmanlar eşliğinde canlı yayında yorumladık. Milli uzay programını detaylıca öğrenmek için, aşağıdan veya bu linkten ulaşabileceğiniz yayınımızı izleyebilirsiniz.

Ülkemizde Uzay Ajansı kurulması hedefi 57’nci Hükûmet döneminde gündeme gelmiş, 2000 yılında oluşturulan “Vizyon 2023” perspektifi de Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik bir öncü olmasını da ortaya koymuştur. Akabinde 26 Şubat 2001 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu kararı, daha sonra 2 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile “‘Türkiye Uzay Kurumu” kurulması için çalışma başlatılmıştır. 15 Mayıs 2002 tarihli Başbakanlık genelgesiyle TÜBİTAK görevlendirilmiştir. 2017 yılında meclise iletilen Türkiye Uzay Ajansı kanun tasarısını, bu linkteki yazımızda detaylıca incelemiştik.

Türkiye Uzay Ajansı’nın, ülkemiz açısından oldukça önemli olan uzay ve havacılık sektörlerinde teknolojide dışa bağımlı olmayan, rekabetçi bir sanayinin geliştirilmesi, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması yolunda başarılı olmasını temenni ederiz.

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Uzayda Bugün: İlk Serbest Uzay Yürüyüşü (7 Şubat 1984)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Şubat 1984 yılında fırlatılan Challenger Uzay Mekiği ile gerçekleştirilen, STS-41b görevinin bize verdiği en ikonik görsel, astronot Bruce McCandless’in Dünya üzerinde araca bağlı olmadan uzay yürüyüşü yaptığı fotoğraf oldu.

McCandless, ABD ile SSCB arasındaki Ay yarışının ortasında hızlanan uzay programlarına katılmak için 1966 yılında seçilen 19 astronotun yer aldığı prestijli bir grup olan 5. Astronot Grubu’nun bir üyesiydi. Ayrıca Challenger astronotları arasında Apollo, Skylab ve Uzay Mekiği programlarına muazzam katkılarda bulunmuş ve bu görevin kumandanı da olan Vance D. Brand de bulunuyordu. Brand ve McCandless dışında ekipte pilot Robert L. Gibson ile görev uzmanları olan Robert L.Steward ve Ronald E. McNair yer alıyordu.

Brand’in kumandanlık yaptığı ilk görev olan STS-5 ile ticari uyduların taşınıp yerleştirilmesi planlanmıştı. Uydu yerleştirilmesi başarılı oldu ancak, astronot kıyafetlerindeki problemler sebebi ile planlanan uzay yürüyüşleri yapılamayıp iptal edildi. STS-41b görevinde ise durum tersi oldu. Mürettebatın görevin başında iki iletişim uydusunu yerleştirmeyi başarmasına rağmen iki uyduda da bulunan takviye roketlerin sadece 20 saniye sonra beklenmedik şekilde kapanmasından dolayı bu uydular yere eş zamanlı yörüngeye ulaşamadı. Fakat diğer yandan uzay yürüyüşleri ise olağanüstü bir başarıya ulaştı.

7 Şubat’ta ve daha sonrasında 9 Şubat’ta McCandless ve Steward ‘İnsanlı Manevra Birimlerini” taktılar ve hiç bir yere bağlı olmadan uzayda yürüyüşe çıktılar. Bu İnsanlı Manevra Birimi, yaklaşık 85 cm genişliğinde, 72 cm derinliğinde ve 127 cm uzunluğundaydı. Alüminyum çerçevesi, nitrojen (azot) ile doldurulmuş iki tane kevlar kaplı alüminyum tankı barındırıyordu. Bu da altı saatten uzun bir uzay yürüyüşü için yeterli bir itici güçtü.

McCandless ve Steward, mekikten yaklaşık 100 metre uzaklaştı ve bir çok kere bu mesafeyi gidip döndüler. Hem astronotlar hem de mekik saatte yaklaşık 18,000 mil hızla yol alıyorlardı. Uzay yürüyüşündeki rollerini bir çok kez pratik yapan mekiğin içerisindeki ekip ise, astronotların hareketlerini Challenger’ın radarı ve diğer aygıtlarıyla izlediler.

Eğer uzay yürüyüşü yapan astronotlar arıza sonucu uzaklaşmaya başlasaydı Brand’ın onları takip edip mekiğe manevra yaptırmak gibi bir planı vardı. Bu sayede de McCandless ve Steward, kendilerini güvenli bir şekilde kollara tutunarak manevra yapabilecekleri mekiğin yük bölmesinde bulacaklardı. Neyse ki yürüyüşlerde bu tarz beklenmedik bir durum oluşmadı. Bir fotoğraf tutkunu olan Gibson ise bu yürüyüşün ikonik karelerini fotoğrafladı.

Çeviri: Burcu Ergül Emecan

Kaynak:
https://appel.nasa.gov/2020/02/06/this-month-in-nasa-history-astronauts-make-first-untethered-spacewalk/

Okumaya devam et

Çok Okunanlar