Connect with us

Kozmik Anafor Arşivi

Demografik Geçiş Ve Nüfus Yaşlanması -2

Bu yazıyı yaklaşık 10 dakikada okuyabilirsiniz.

Yazımızın ilk bölümünde, istisnasız tüm gelişen ve şehirleşen ülkelerin yaşadığı demografik geçiş sürecini Zargonya* isimli hayali bir ülke kurarak anlatmaya başlamış, çekirdek ailelerin oluşum sürecine kadar gelmiştik.

Bu bölümde ise artık büyük oranda şehirleşmiş olan Zargonya’da şehir hayatının demografik yapıya etkisini anlatmaya devam edip, demografik geçiş sürecinin ileri aşamalarına bakıyoruz. Nerede kalmıştık? Artık çocukların eğitim görmesi gereken, okullarda geçirmek zorunda oldukları süre uzamış, anne babaların çocuklarından herhangi bir maddi katma değer elde etmeden 20’li yaşların ortasına kadar okutmaları gerektiğini söylemiştik.

Gelişmemiş ve şehirleşmemiş toplumlarda bireylerin çok fazla eğitim görmesine gerek yoktur, çünkü tarım ve hayvancılık yüksek eğitimli olması gerekmeyen çok fazla iş gücüne ihtiyaç duyar. Bu da, şehirleşmemiş toplumlarda çok kısa süreler (5 yıl ve altı) eğitim almış çok sayıda kişinin iş gücüne katılması anlamına gelir. Oysa şehirleşmiş toplumlarda iş olanakları çok daha çeşitlidir ve kişinin bu olanaklardan faydalanması için uzun bir eğitim sürecinden geçmesi, lise ve üstü eğitim alması gerekir.

Birkaç on yıl öncesine kadar “yetişkin” sayıldığı için iş hayatına atılan, aileye katma değer kazandıran ve çoktan kendi ailesini kurmuş olan 20’li yaşlarındaki gençler, artık üniversite öğrencisi ve anne babaları hala onlara bakmak zorunda. (Fotoğraf telif: CampusCareer)

Şehir hayatı güzel olsa da pahalıdır. İnsanlar işe gitmek için toplu taşıma araçlarını kullanmak zorundadır ve bu ek masraf demektir. Aynı zamanda şehirlerde evlerinde akan suya da para ödemeleri gerekir.  İletişim de şehirlerde zorunluluk olduğundan telefon, internet gibi ek “faturalar” ailelerin karşılamak zorunda olduğu masraflar arasına eklenir. Gelişmemiş ülkelerdeki gibi köyün herhangi bir yerine ev kuramazsınız, şehirlerde yaşam alanları azdır ve yaşadığınız ev için de bir çiftçi ailenin birkaç yıllık kazancından daha fazla para ödemeniz gerekir. Zargonya’da aileler tüm bu masrafları artık anne ve babanın birlikte çalışmasıyla ancak karşılayabilecek durumdalar.

Birlikte çalışan anne ve baba için, çocuk artık büyük bir yük. Doğum, annenin çalışmasına engel oluyor ve çocuğun bakımı büyük masraflar çıkarıyor. Daha 50 yıl öncesine kadar 5 ve üzeri sayıda çocuğun normal ve gerekli olduğu Zargonya’da aileler hiç durmadan çalışmak zorunda olduklarından, çocuk yapmak hayatlarına kolaylık değil, zorluk çıkarmak anlamına geliyor. Çalışmak zorunda olan ailelerin üzerine; bakıcı, kreş ve anaokulu masrafları biniyor. Çünkü çalışmaya devam etmek için, çocuklarını bu kurumlara emanet etmek zorundalar.

Bu da, şehirli ailelerde kültürel bir kırılmaya neden oluyor:

“en iyisi 1 tane, maksimum 2 tane çocuk iyidir”. Ortalık, her mahalle kreşlerle dolmaya başlıyor ve çocuk bakıcılığı yaygın bir meslek haline geliyor…

Ancak bu durum Zargonya devleti için büyük bir sorun. Çünkü ülke kalkınmasının devam edebilmesi için daha fazla iş gücüne ihtiyaç var. Ailelerin çocuk sayısının 2’nin altına düşmesi, nüfusun yaşlanmaya başlaması, yeterli yeni iş gücünün kesilmesi demek.

Aileler iyi bir yaşam sürmek istiyor. Ancak, iyi yaşam pahalı ve aileye ek masraf yükü bindiren çocuk yaşam kalitesini düşürüyor. Ne kadar az çocuk sahibi iseniz, o kadar rahat ve iyi yaşıyorsunuz… (Fotoğraf telif: 123rf)

Zargonya devleti aileleri çocuk yapmaya teşvik etmek için önlemler almaya başlıyor: Çocuk yapan çalışan kadınlara uzun süreli “ücretli izin” seçeneği sunuyor. Bununla da yetinmiyor, ailelere yaptıkları her çocuk için belli bir “parasal destek” sunuyor. Çocuk sayısı arttıkça bu desteğin miktarını da yükseltiyor. Bu şartlar altında çocuk aileye katma değer katıyor ama, şehir hayatı zor ve insanlar “iyi yaşamak“, sosyal hayatın daha fazla içinde olmak istiyorlar. Zargonya devletinin çocuk başına sunduğu katma değer, ailenin iyi yaşamasına, çocuğun aileye binen maddi yükünü karşılamaya dahi yetmiyor.

Devlet çocuk teşviklerinin miktarını ne kadar artırırsa artırsın, bu bir işe yaramıyor, çünkü ülke geliştikçe şehirlerde güzel yaşam olanaklarına ulaşmak daha pahalı hale geliyor. Bunun yanında sürekli çalışmak zorunda olan ve çok az boş vakti olan insanlar, sosyal yaşamdan kopmamak adına az kalan boş vakitlerini de çocuk bakımına ayırmaktan kaçınıyor.

Bir toplumun sürekliliğini devam ettirebilmesi için çift başına en az 2,1 çocuk yapılmak zorunda. Bu oran yakalandığında, toplum “nüfus artışı olmaksızın” varlığını yüzyıllar boyu sürdürebiliyor. Ancak, çift başına 2,1 çocuk ortalaması demek; nüfusun genç değil orta yaşlı bir popülasyona evrilmesi demek oluyor. Genç nüfusun sürekliliğini sağlayabilmek için çiftler 3 ve üzeri çocuk yapmak zorundalar.

Zargonya devletinde artık çift başına çocuk sayısı 2,1’e düşmüş durumda ancak, genç iş gücü sayısı hızla azalıyor. Kuruluşunun üzerinde geçen 80 yıl sonunda 65 milyonluk bir nüfusa ulaşmış olan Zargonya artık yaş ortalaması 35 olan, hızla yaşlanan bir ülkeye dönüşüyor.

Ve demografik geçiş bir kırılmaya daha sebep oluyor!

Çift başına 1 veya 2 çocuk yapan ailelerin çocukları büyüyor ve 20’li yaşlarının ortasından itibaren iş hayatına atılmaya başlıyorlar. Bu çocuklar çalışmak ve geçinmek zorundalar. Aynı zamanda kendi ailelerini kurup onlar da en fazla 1 veya 2 çocuk yapıyor. Hatta bazı aileler artık çocuk yapmamaya başlıyor. Zargonya şehirlerinde hayat zor ancak, insanlar için seçenek bol. Artık kadın da, erkek de çalışmak zorunda olduğundan, herkes ekonomik açıdan bağımsız olmaya ve daha iyi bir hayat sürmeye çabalıyor.

Daha iyi bir yaşam arzusu ve ekonomik bağımsızlık, aile kavramının ikinci plana itilmesine neden oluyor. Boşanmalar yaygınlaşıyor. (Fotoğraf telif: dreamstime.com)

İyi bir hayat sürmek isteyen gençler, “masa başı” işlere yöneliyorlar. Gençlerin çoğu artık yüksek eğitim düzeyine sahip ve fabrikalarda bol miktarda iş imkanı olmasına rağmen, buradaki “kas gücü” gerektiren işlerden uzak duruyorlar. Zargonya gençleri daha saygın ve temiz olarak gördükleri masa başı işlere yöneliyor. Sanayi kurumları ve fabrikalar çalıştıracak eleman bulmakta güçlük çekmeye başlıyorlar.

Daha iyi bir hayat, evliliklerde daha az sorun yaşamak istendiği anlamına geliyor. Önceleri problem olarak görülmeyen küçük aile içi sorunlar artık yeni nesil Zargonyalılar için büyük bir sorun haline dönüşüyor. Gençler, uzun eğitim süresi nedeniyle 20’li yaşların ortasında iş hayatına atılmak zorunda kalıyorlar ve bu nedenle evlilik sayısı düşüyor ve önceleri 18 civarı olan evlilik yaş ortalaması yükselip 30’lu yaşları buluyor. Bunun yanında boşanma oranları da artmaya başlıyor.

15-20 yıl önce hemen her mahallede çok sayıda bulunan kreş ve anakollarının sayısı hızla azalmaya başlıyor. Çünkü, artık insanlar hem çok geç yaşta, hem de çok az sayıda çocuk yapıyor. Artık televizyonlarda bebek bezi, bebek maması reklamları az çocuk sayısı nedeniyle piyasası küçüldüğü için çok daha nadir görülmeye başlıyor.

Son kırılma, çok daha dramatik bir nedenle geliyor!

Gelişen beslenme ve sağlık hizmetleri nedeniyle artık insanlarda ortalama ömür 70 yaş ve üzeri. Zargonyalı yeni nesil bireylerin anne ve babaları yaşlanıyor. Ancak Zargonyalı şehirli nüfus, çalışmak zorunda ve iyi bir yaşam için çok çaba harcıyorlar. Dolayısıyla, yaşlanıp artık bakıma ihtiyaç duyan anne babaları ile ilgilenemiyorlar. Fakat, kendilerini yetiştiren bu insanlara bakmak zorundalar. Katma değer sağlamadığı için çocuk yapmayan gençlerin üzerine hesapta olmayan bir yük biniyor: Anne ve babaları…

Demografik geçiş olağan sonuçlarından birini daha gösteriyor: Çocukları artık anne babalarına bakamıyor. Yaşlılar için gidebilecekleri tek yer, huzurevleri.

Azalan kreşlerin yerini, “yaşlı bakım evleri” almaya başlıyor. Zargonyalı gençler, anne ve babalarını bu bakım evlerine yerleştirmeye başlıyorlar. Bu da onlar için ek bir masraf ama, bu masrafı karşılamak zorundalar. Yükselen ortalama ömür nedeniyle hızla sayısı artan yaşlı nüfus hem emeklilik maaşı ödemek zorunda olan Zargonya devleti, hem de onlara bakmak zorunda olan halk için büyük bir yüke dönüşüyor.

Her yan yaşlı bakım evi dolmaya başlıyor. Yaşlı bakıcılığı bir iş kolu haline dönüşüyor. Artık televizyonlarda bebek bezi reklamı değil; yaşlı bezi ve yaşlı bakım ürünleri reklamları dönmeye başlıyor. Zargonya devleti ise zor durumda…

Artık nüfus artmıyor, üstüne yavaşça azalmaya başlıyor. Zargonya, yaş ortalaması 40 olan, genç iş gücü çok azalmış çözüm üretmesi gereken bir ülke. Zargonya hükümeti sosyal hizmetleri ve emeklilik maaşlarını ödeyebilmek için mecburen emeklilik yaşını yükseltiyor. Geçmişte 40 yaşında emekli olan insanlar, artık 60-65 yaşına kadar çalışmak zorunda.

Nüfusa oranla az sayıda fakat çoğu yüksek eğitimli olan gençler, daha “temiz” ve yüksek gelirli işleri tercih ettiği için fabrikalar eleman bulamıyor. Ülke mühendis dolu ama, fabrikalarda kaynak yapacak, torna tezgahı başında çalışacak vasıfsız veya ara eleman kalmamış durumda. Sanayi kurumları için acilen genç ve ucuz iş gücüne ihtiyaç var, Zargonya hükümeti tarihi bir karar almak zorunda.

Ülkeye göçmen alımları başlıyor!

Zargonya hükümeti, gelişmemiş ülkelerden göçmen alarak genç ve dinamik iş gücünü sağlamak zorunda. Ülkeye milyonlarca yabancı göçmen geliyor ve fabrikaları bunlar doldurmaya başlıyor. Göçmen, Zargonya hükümeti için iyi. Çünkü Zargonya vatandaşlarından daha çok çalışıp, daha az ücret alıyorlar. Ülke ekonomisi yeniden hareketleniyor ancak, toplumsal sorunlar baş gösteriyor.

Demografik geçiş sonucu nüfusu hızla yaşlanan ülkeler göçmen almak zorunda kalıyor ve bu durum ülkede toplumsal / sosyal sorunlara neden oluyor. (Fotoğraf telif: Der Spiegel)

Halk göçmenlerden hoşnut değil. Çünkü gelen göçmenlerin çoğu eğitimsiz ve şehir hayatına yabancı. Zargonya sosyal yaşantısına yabancı olan bu göçmenler sosyal sorunlara neden oluyorlar. Bir Zargonyalı’dan daha ucuza çalışan ve rahatlıkla iş bulabilen göçmenler halk içinde hoşnutsuzluğa neden oluyor. Göçmenlere yönelik eylemler başlıyor. Göçmenler dışlanıyorlar ve kendi aralarında daha mutlu olduklarını görüp gruplaşmaya başlıyorlar.

Artık Zargonya şehirlerinde göçmenlerin yaşadığı gettolar kurulmaya başlıyor. Bu göçmenler henüz demografik geçişin başlarında oldukları için hala çok çocuk yapıyorlar ve nüfusları hızla artıyor. Genç iş gücü sorunu çözüldü ama, Zargonya’nın sosyal yapısı radikal bir değişime uğradı. Her iki taraf da birbirini sevmiyor, hoşlanmıyor. Fakat birlikte yaşamak zorundalar…

100’üncü yılına giren Zargonya’nın nüfusu artık 90 milyon. Ancak, genç nüfusun büyük kısmı on yıllar önce gelen göçmenlerin çocuklarından oluşuyor. Başarılı bir hükümete sahip olan Zargonya’da devlet göçmelerin topluma adaptasyon sorununu çözdü. Başlangıçtaki karmaşa ve hoşnutsuzluk artık yerini birlikte yaşayan karma bir topluma bırakmış durumda.

Ama yeni bir sorun kapıda! Çünkü gelen göçmenler de şehirleşti ve onlar da artık az sayıda çocuk yapıyor. Kısa bir süreliğine gençleşen toplum, yine hızla yaşlanmaya başlıyor.

Tek bir çare var! 

Zargonya hükümeti tekrar ve tekrar yeni göçmenler almak zorunda!

Zafer Emecan

(*) Zargonya, Erkin Koray’ın “Anladın mı evladım” isimli güzide eserinde, bizlere görüp görmediğimizi sorduğu yerin adıdır.

Kozmik Anafor Arşivi

Video: Gökalp Gönen İle Animasyon ve CGI

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Kozmik Anafor ve Hypatia Bilim işbirliği içinde hazırladığımız “Meğer Hepsi Kurguymuş” isimli programımızda; Pentagram’ın Sur klibindeki kısa animasyon filmi ile geniş bir tanınırlığa kavuşan Gökalp Gönen konuğumuz oldu…

Gökalp Gönen, dünya çapında Avarya gibi başarılı animasyon filmlerine imza atan, çok sayıda uluslararası ödüle sahip başarılı bir yönetmen ve animasyon sanatçısıdır. Nurcan Seven ve Ümit Çakır moderatörlüğündeki programımızın Youtube videosunu, aşağıdan veya bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

Hypatia Bilim ve Kozmik Anafor ortaklığında Youtube kanalımızda, yeni çalışmalarımızla sizlerle birlikte olmayı sürdüreceğiz. Kozmik Anafor Astronomi Platformu olarak, her zaman popüler bilim platformlarının işbirliği içinde olmasının, ülkemizde bilimin tüm halk tabanında yeterince değer görmesi açısından gerekliliğini dile getiriyoruz ve bildiğiniz gibi ülkemizin BilimfiliGerçek BilimAçık Bilim,  Gelecek Bilimde ve Feza Gezginleri gibi takdir edilesi popüler bilim platformlarıyla her zaman işbirliği içinde oluyoruz.

Unutmayın, popüler bilim platformları ve bilim insanları, birbirleriyle işbirliği içinde olmazlar, yalnız başlarına hareket etmeyi tercih ederlerse, ülkemizde bilim halk tabanında yeterince yaygınlaşamaz ve değer göremez!

Hypatia Bilim‘i Youtube üzerinden takip etmek için bu linke,
Kozmik Anafor‘u Youtube üzerinden takip etmek için ise bu linke tıklayıp abone olabilirsiniz.

Okumaya devam et

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Fizik / Astrofizik

Negatif Enerji ve Negatif Kütleli Madde Nedir?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Negatif enerji ve negatif kütle, özellikle “warp sürüşü” veya “solucan deliği” gibi kavramların konuşulduğu ortamlarda sıklıkla dile getiriliyor.

Bu kavramların gerçekliği her ne kadar tartışmalı olsa ve bilim insanlarının büyük kısmı tarafından spekülasyon olarak görülse de, ne olup olmadıklarını açıklamak gerektiğini düşündük.

Negatif Kütleli Madde

Negatif kütleli madde denildiğinde çoğumuzun aklına Antimadde ya da Karanlık Madde geliyor. Ancak, bunlarla karıştırmayınız. Teorik fizikte, negatif kütle sahibi madde, 0 ağırlıktan daha düşük kütleye sahip, “hiçbir şeyden daha hafif” diye tabir edebileceğimiz ve kütle çekimi tarafından çekilmeyen tersine itilen spekülatif bir egzotik maddedir.

Bir ya da daha fazla enerji durumunu ihlal eder. Bir tartı üzerine koyarsanız tartıya ters basınç uygular ve -10 kg gibi bir sonuç görürsünüz. Eğer evrende negatif kütleli egzotik madde çeşitleri varsa, gezegenlerin, yıldızların hatta galaksilerin kütle çekimleri tarafından çok uzaklara itilmiş ve belki de hiçbir zaman ulaşamayacağımız galaksiler arası derin uzayda bulunuyor olabilirler.

Peki fizik kanunlarını ihlal ediyorsa nasıl gerçek olabilecekmiş gibi konuşabiliyoruz? Böyle bir şeyin bizim evrenimizde bulunmaması gerekmez mi? Katı haldeki negatif kütleli madde, ancak “mükemmel sıvı” diye tabir edilen bir halde negatif kütle sahibi maddede bulunabilir.

Kanada, Montreal Üniversitesi’ndeki kozmologlar Saoussen Mbarek ve Manu Paranjape mükemmel sıvı haldeki negatif kütle sahibi bir maddenin hiçbir enerji durumunu ihlal etmediğini açığa çıkardı. Gereken tek şey, bu maddeyi Big Bang esnasında üretmiş olabilecek bir mekanizma. Kısacası şu anda böyle bir maddenin gerçekliğini ne inkar edip imkansız diyebilecek ne de onaylayabilecek bir durumdayız.

Negatif enerji

Negatif enerji, adından da anlaşılacağı üzere eksi değerleri olan enerji seviyelerine denir. Karanlık Enerji ile karıştırmayınız. Tamamen kuramsal olan negatif kütleli madde, aksine negatif enerji çeşitli kuantum durumlarında stabil olmayan şekilde mümkün olabiliyor.

Bununla birlikte karakteristik olarak negatif enerjiye oldukça benzeyen ancak negatif enerji sayılmayan ve çok küçük ölçeklerde gerçekleşen Casimir etkisinden de bahsedelim. 1933’te Hendrik Casimir, Kuantum Teorisi’nin kanunlarını kullanarak garip bir öngörüde bulundu. Casimire göre; (alttaki resimde görülen) vakum içerisindeki iki adet paralel, yüksüz metal plaka birbirlerini itecekti.

Normalde yüksüz olan bu plakaların sabit durması gerekmekteydi ancak bu iki plaka arasındaki vakum boş değildi, gerçekliğe giriş, çıkış yapan sanal parçacıklar ile doluydu. Bu noktada sanal parçacıklarla ilgili yazımıza göz atmanız faydalı olacaktır. (Bkz. Belirsizlik ve Kuantum Dalgalanmaları)

Bu vakum, çok kısa ömürlü elektronların ve pozitronların ortaya çıkıp birbirlerini imha ederek yok olduğu kuantum aktiviteleri ile doludur. Normalde bu yoktan var olan ufak madde-antimadde olayları Enerjinin Korunumu Kanunu’nu ihlal ediyor gibi görünse de; belirsizlik ilkesi sebebiyle bu küçük patlamalar inanılmaz ölçüde kısa ömürlü olup, net enerjide değişikliğe sebep olmamaktadır. Böylece Casimir bu kısa ömürlü olayların plakalar arası vakumda bir basınç yaratacağını ve bu basıncın plakaları iteceğini keşfetti. Normalde bu plakalar birbirinden uzakken bu etki gerçekleşmezken, plakalar yaklaştırıldıkça aralarında bu enerji açığa çıkmaya başlar.

Bu enerji 1948’de laboratuvarda, Casimir’in öngördüğü gibi gözlemlendi. Bu enerjiyi ölçmek için inanılmaz hassas ve sanat eseri sayılabilecek ekipman gerektiğinden, 1996’da ilk hassas ölçüm yapıldığında bu etkiden kaynaklanan basıncın bir karıncanın ağırlığının 30 binde 1’i kadar olduğu bulundu. Tahmin ettiğiniz gibi uzay-zamanı bükmek için çok yeterli değil.

Negatif enerjiye başka bir örnek de, kara deliklerin buharlaşma sürecinde açığa çıkan ve Hawking radyasyonu mekanizması sırasında oluşan kısa ömürlü sanal parçacıklar verilebilir.

Hazırlayan: Berkan Alptekin

Okumaya devam et

Kozmik Anafor Arşivi

Fantastik Uzay Projeleri: Yıldız Motoru

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 8 dakikada okuyabilirsiniz.

Görünen o ki insanlık Ay’dan sonra Mars’ı da gözüne kestirdi. Önümüzdeki 10 yıllık süreç, bu konuda çok ciddi gelişmeler gösterecek gibi duruyor. Tabii Mars ile de kalınmayacak, eğer kendi türümüzü yok etmezsek, 21. Yüzyıl sona ermeden Güneş Sistemi’nin pek çok noktası muhtemelen insan oğlunun ulaştığı yerler haline gelecek. Peki ya bunun da sonrası? Bir yıldız motoru yapıp yıldızımızla birlikte yolculuğa çıkmak mı?

Başka yıldızlara gitmeye çalışacak uzak gelecekteki torunlarımız. Ama bu huzur dolu yuvamızı, biricik Güneş’imizi terk etmek istemezsek ne olacak? Başımızı alıp gitmektense, Güneş’imizi de yanımızda götürsek, olmaz mı? Hmm… Bunun da bir yolu var, tek ihtiyacımız ise bir Yıldız Motoru. Kemerlerinizi bağlayın, Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz.

İlk bakışta ütopik gibi gelmiş olabilir. Ancak unutmayın; “Fantastik Uzay Projeleri” yazı serisindeyiz. Hem hatırlatmak isteriz ki önceki yazılarımızda “Gök Kancaları” yapıp, Dünya’mızın yörüngesine yerleştirmiştik. Bununla kalmadık, başka gezegenlere, onların uydularına ve hatta gök taşlarına bile gök kancaları kurarak Güneş Sistemi’nin dört köşesini su yolu yaptık. Ender bulunan madenleri ve füzyon için gerekli elementleri Dünya’mıza getirip, füzyona hükmederek enerji sorunumuzu büyük oranda çözdük.

Füzyon da kesmedi, Güneş’in ürettiği her 1 kalori enerjiyi kontrol altına almaya karar verdik. Merkür’ü feda edip bir Dyson küresi yaptık. Bu sayede Kardashev ölçeğinde 2. seviye medeniyet seviyesine yükseldik.

Teknolojide ulaştığımız bu noktayla, hedeflerimizi çok daha ileriye taşıyabileceğiz. Güneş Sistemi artık bizden sorulduğuna göre yeni hedef Güneş Sistemi’nin dışı olmalı. Ancak, uzay boşluğu; karanlık, soğuk ve sıkıcı… Üstelik yakınlarda da ilgi çekici pek fazla şey yok. Örnek verecek olursak, bize en yakın yıldızları içeren Alfa Centauri yıldız sistemi Güneş Sistemi’mizden 4.3 ışık yılı mesafede.

Yani ışık hızıyla gitsek, ulaşmamız 4.3 yıl sürecek. Işık hızının yaklaşık %0.1’i ile yolculuk etsek, 4300 yıllık bir yolculuktan bahsediyoruz. Kaldı ki, şu ana kadar insan yapımı bir aracın ulaşacağı en yüksek hız olarak, Nasa’nın Parker Güneş Sondası’nın 193km/sn’lik hızı öngörülüyor ki bu da ışık hızının sadece %0.064’üne tekabül ediyor. Elbette Dyson küresi teknolojisine ulaşmış bir medeniyet için çok daha hızlı yolculuklar öngörmek yanlış olmasa da uzay boşluğundaki mesafelerin büyüklüğünü de göz ardı etmemek gerekir. Üstelik hedef noktamıza vardığımızda bulacaklarımızın da bu çileli yolculuğa değer olması gerekir.

Bu bağlamda bir yıldız motoruna sahip olmak beraberinde çok farklı avantajlar getirebilir. Yıldız motoru, Güneş’i (ya da genel manada bir yıldızı) mevcut yörüngesinden oynatmak ve farklı yönlere doğru hareket ettirmek için tasarlanmış, olası farklı varyasyonları bilimsel olarak kanıtlanmış, hipotetik mega yapıya verilen addır. Güneş’i yerinden oynatacağız deyince tabii, “Eee, Dünya’dakiler ne yapacak? Dünya Güneş’siz mi kalacak?” endişesine kapılabilir insan. Telaşa hiç gerek yok. Dünya ve Güneş Sistemi’nin diğer tüm üyeleri kütle çekim kuvveti ile Güneş’e sabitlenmiştir. Güneş nereye, herkes oraya.

İşte yıldız motorunu güzel kılan en temel özellik de bu diyebiliriz. Yazımızın başında “Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz” derken kast ettiğimiz buydu. Hayata geçirilen bir yıldız motoru ile kolonize edilmiş halde Güneş Sistemi’ni toptan hareket ettirebiliriz.

Peki bunu neden yapmak istiyoruz?

  • Samanyolu Gökadası’nda bulunan diğer sistemleri kolonize etmek için, onlara doğru tüm Güneş Sistemi olarak gitmek isteyebiliriz. Yeteri kadar yaklaştığımızda görev araçları gönderip, ihtiyacımız olan kaynakları elde edebiliriz. Ya da yakınlarında bir yere park edip, sürekli yeni komşumuzdan faydalanabiliriz.
  • Dünya’mızı hatta Güneş Sistemi’ni topyekûn yok edecek bir süpernova patlamasının etkilerinden kaçmak zorunda kalabiliriz. Tip 2 seviyesine ulaşmış bir medeniyet, çevresindeki pek çok yıldızın yapısını ve ne kadar ömrünün kaldığını çok detaylı şekilde hesaplayabilmiş olacaktır. Bu da onlara olası süpernova patlamalarını milyonlarca yıl önceden tespit etme kabiliyeti verecektir. Bu medeniyet, kendisini tehdit edecek bir patlamayı ön görmüş ve ondan kaçma mücadelesine girmek zorunda kalabilir.

(Burada bir ayrıntıyı belirtelim, böyle bir olayı gözlemleyerek önceden bilemeyiz. Süpernova patlaması yaşamış bir yıldızı tespit ettiğimizde, o yıldız aslında çoktan patlamış ve ışığı bize ancak ulaşmıştır. O nedenle, önlem alabilmek için yıldızın formasyonunu çok iyi bilip, ne kadar ömrü kaldığını hesaplamak gerekecektir. Bugün, Dünya’mıza zarar vereceği düşünülen süpernova adayı yıldız yoktur.

Betelgeuse isimli büyük kütleli yıldızın her an patlayacağı düşünülse de çok uzak olması nedeniyle, gökyüzünde haftalar sürecek bir ışık şöleninden öteye gitmeyecektir. Bu olay, siz bu satırlar okurken de gerçekleşebilir, milyonlarca yıl sonra da. Dünya’yı tehlikeye atabilecek süpernova patlamalarının 15 milyon yılda bir gerçekleştiği düşünülmektedir.)

  • Bir başka yıldızın yakınlarına sokulmak ve Dünya’mızı onun yörüngesine sokarak Güneş Sistemi’ni terk etmek.

Shkadov İticisi

Aynı Dyson küresinde olduğu gibi, 1937 yılında Olaf Stapledon tarafından yazılan Star Maker romanında yıldız motoru konusu da işlenmiştir. Ancak bilimsel literatüre girmesi, ilk olarak Leonid Mikhailovich Shkadov tarafından 1987 yılında tanıttığı makalesi ile olmuştur. Shkadov, Güneş’in etrafına kurulacak devasa ama çok ince bir ayna tasarlamıştır.

Aslında, Shkadov Thruster (Shkadov İticisi/Roketi) olarak adlandırılan bu yapı, Dyson küresi ebatlarında bir roket motoru olarak düşünülebilir. Prensipte bir roket gibi çalışan motorumuz, birbirlerine ters vektörler olan Güneş’in kütle çekim kuvveti ve radyasyon basıncı sayesinde sabit konumda kalacak, Güneş’ten gelen ışığı, yani fotonları yansıtarak itki kuvveti oluşturacak ve hareket sağlayabilecektir. Ancak Shkadov İticisi’nin bazı dezavantajları vardır:

  • Bu yöntem ile elde edilecek hız muhtemelen tatmin edici olmayacaktır. Galaktik ölçekte kayda değer mesafeler almak yüz milyonlarca yıl sürebilir.
  • Shkadov İticisini, yani aynamızı; gezegenleri ve tabii Dünya’mızı yakma riskini karşı sadece Güneş’in kutuplarının üzerine koyabiliriz. Bu da istediğimiz her yöne gidemeyeceğimiz anlamına gelir.

Kedi olmadan fare yakalama meraklısı insanlık, madem Shkadov İticisi ciddi dezavantajlar barındırıyor, öyleyse daha iyisini tasarlayalım demiş ve de Illinois Üniversitesi’nden Fizik profesörü Matthew Caplan yeni bir tasarım yapmıştır. Shkadov İticisi gibi yıldız motorlarına “Pasif iticiler” tanımlaması yapan Caplan, bir yıldız motoru inşa edecek olan medeniyetin Dyson küresi sahibi olduğu varsayımından hareketle, bu Dyson küresi yardımıyla, termonükleer enerji kullanan ve “Aktif itici” olarak tanımladığı yeni bir yıldız motorunu ortaya çıkarmıştır. En azından kâğıt üzerinde.

Görsel Telif: Getty/Cokada

Caplan İticisi

Caplan iticisinin/roketinin, gerekli kuvveti elde edebilmesi için ihtiyaç duyulan yakıt, Dyson küresinin Güneş üzerinde küçük bir noktaya odaklanması ile oluyor. Aşırı derecede ısınan bölgeden Güneş için küçük ama bizim için büyük kütleler kopması bekleniyor. Bu malzeme, aktif iticimizce yakalanıp, motor üzerinde bulunan füzyon reaktörlerinde enerjiye çevriliyor ve aşırı yüksek ısıdaki nükleer atık, motorumuzun Güneş’e uzak ucundan dışarı atılarak çok büyük bir itki kuvveti elde ediliyor.

Elbette, motorun Güneş’e saplanmaması ve Güneş’i itebilmesi için de motorun Güneş’e bakan ucundan yine motor üzerinde bulunan parçacık hızlandırıcılarda hızlandırılmış hidrojen Güneş’e doğru ateşleniyor. Böylece, Caplan iticisi hem kendini dengelemiş hem de elde ettiği itkiyi Güneş’e yönlendirmiş oluyor.

Caplan, yaptığı çalışmada, iticinin gücünü maksimuma çıkardığımızda, Güneş’in, yıldız motoruna 100 milyon yıl yetecek kadar enerji vereceğini gösteriyor. Ancak, aktif itki yöntemi ile varılacak hızlar sayesinde, bunun çok daha altında bir zaman diliminde yukarıda belirttiğimiz amaçlarımıza ulaşabiliriz.

Güneş’in kütlesini yakıt olarak milyonlarca yıl boyunca harcadığımızda, Güneş’in ömrünü kısalttığımız düşünülmemelidir. Bilakis, bir yıldızın ömrü kütlesi ile ters orantılıdır. Güneş, kütlesinden kaybettikçe, kendi yakıtını daha yavaş harcayacak ve ömrünün kısalması şurada dursun, bilakis uzayacaktır.

Elimizde, böyle bir yıldız motorunun var olduğunu düşünsenize… Kim bilir, belki Samanyolu’ndan sıkılır ve “neden başka gökadaları da kontrol altına almayalım ki?” bile diyebiliriz.

Bekle Andromeda, biz geliyoruz!

Hazırlayan: Uğur Çontu
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar: 

1. Mosher, D. (2018, Kasım 05). NASA just smashed the record for the fastest human-made object – Its $1.5 billion solar probe is flying past the Sun at up to 213,200 mph. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.businessinsider.com/nasa-parker-solar-probe-fastest-human-object-2018-11

2. Hadhazy, A. (2018, Şubat 15). How to move an entire solar system. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.popularmechanics.com/space/deep-space/a10885/the-shkadov-thruster-or-how-to-move-an-entire-solar-system-17000392/

3. Badescu, V., & Catchcart, R. B. STELLAR ENGINES AND THE CONTROLLED MOVEMENT OF THE SUN. Erişim Adresi: https://www.dynamical-systems.org/zwicky/stellarengines.pdf

4. Caplana, M. E. Stellar Engines: Design Considerations for Maximizing Acceleration. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://drive.google.com/file/d/1ZpjAWcPhbCMTFYqPI5HnqtlHGWqzL45S/view

Okumaya devam et

Çok Okunanlar