Connect with us

Kozmik Anafor Arşivi

Gökyüzünün Altında: Yıldızlar ve Mitoloji

Bu yazıyı yaklaşık 17 dakikada okuyabilirsiniz.

Bundan 2000 yıl kadar önce yaşamış Romalı hatip Tacitus, “dünyadaki çirkinliklere tahammülünüz kalmadığında gözünüzü göğe çevirin” demişti.

Gerçekten de ne güzeldir, ılık bir yaz gecesinde gökyüzünü boydan boya kateden Samanyolu’nu seyretmek… Eğer yeterince karanlık bir yerdeyseniz ve uzanmak için yumuşacık ve yemyeşil bir zemin bulduysanız, hele yakınlarda bir yerden denizin kıyıya değişini duyuyorsanız, gözünüzü gökyüzünden ayırmayın derim.

Eski çağlarda insanlar göğe daha çok merak ve korkuyla bakarlardı, ancak biz buna bir de hazzı ekledik. Eski çağlarda insanlar Samanyolu hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı, halbuki biz bugün onun yüz milyarlarca yıldızdan meydana geldiğini ve dünyamızın da onun yumuşacık bulutları arasında devindiğini biliyoruz. Samanyolu dev bir gökada ve milyarlarca adını bilmediğimiz, binlerce de adını bildiğimiz yıldızla süslenmiş. Bunların bir kısmı, bağımsızlığına pek düşkün tek yıldızlar, bazıları çift ya da üçlü gezmeyi sevenler, bir kısmı ise yüzlerce, binlerce, milyonlarca yıldızdan oluşan yıldız kümeleri.

Günümüzdeki halleriyle takımyıldızlar tam 88 tane ve bunların 44’ü Kuzey Yarım Küre’den gözlenebiliyor. Bunların büyük bir kısmı da Türkiye’den görülebiliyor. Aradaki bulutsuları, göktaşlarını, kuyruklu yıldızları saymıyorum bile. Hangisine bakacağımızı şaşırabiliriz ama bu seyri gökyüzünün büyüsüne kapılmadan geçirmek olmaz değil mi?

Gökyüzünün Mücevherleri

Göğü gözlemeye elbette gökyüzümüzün en parlak yıldızı Sirius’la başlamalıyız. Aslında parlak beyaz renkte bir çift yıldız olan Sirius, Büyük Köpek Takımyıldızı’nın bir üyesi. Bizim ülkemizde “Akyıldız” denen Sirius’a ilişkin söylenceler ise MÖ 3000 yılına kadar gidiyor. Antik dönemde Sirius’un Samanyolu’nun merkezinde olduğuna inanılırdı.

Bir kış yıldızı olan Sirius, kış aylarında Orion Takımyıldızı ile birlikte çok parlak biçimde gökyüzünü süsler. (Fotoğraf Telif: Arman Golestaneh)

 

Sirius’u iyice gözledikten sonra gökyüzünün ikinci en parlak yıldızı Canopus’a geçebiliriz. Ancak burada küçük bir sorun var. Çünkü Güney Yarım Küre’nin en önemli yıldızı olan Canopus, Kuzey Yarım Küre’de ancak 37. paralelin altında görülebilmekte.

Yani İstanbul’da yaşayanların biraz hayal güçlerine ihtiyacımız var ama Antalya’da güney ufkuna gözümüzü dikersek Bedevilerin “Çölün Gemisi”, Arapların “Evrenin Feneri” adını taktığı Canopus’la buluşabiliriz. Adını Koptça’daki “Kahi Nub”, yani “Altın Dünya” kelimesinden aldığı söylenen Canopus, MÖ 12. yüzyılda geçtiği rivayet edilen Troya Savaşları‘na neden olan güzel Helena’nın kocası Sparta Kralı Menelaus’un gemisinin adıdır aynı zamanda. Söylenceye göre Menelaus karısına aşık olan Paris ile girdiği savaşı kaybettikten sonra Mısır kıyılarına kadar Canopus ile gitmiştir.

Çoban takımyıldızının göz bebeği Arcturus ise adını hemen yanıbaşında durduğu Büyük Ayı ve Küçük Ayı’dan almış olmalı, çünkü Yunanca Arktouros ya da Latince Arctophilax ayı bekçisi anlamına gelmekte. Arcturus dünyamıza yaklaşık 36.5 ışık yılı uzaklıktadır ve güneşimizden 100 defa daha parlak.

Kanun adlı eserinde Aristo ve Batlamyus’un görüşlerini tartışmaya açarak, Dünya’nın kendi ekseninde dönüyor olma olasılığı üzerinde duran El Biruni (ö.1061?) nedense ondan Arslanın İkinci Postu diye söz eder. Birinci post ise çok uzaklarda olduğu için göremediğimiz ama göğümüzün 14. parlak yıldızı olduğunu bildiğimiz Spica.

Arcturus’a da göz kırptıktan sonra Arabacı takımyıldızının en parlak, gökyüzünün 10. en parlak, Kuzey Yarım Küre göğünün 3. en parlak yıldızı Capella’yı ihmal etmemeliyiz.

Yazın Simgesi: Yaz Üçgeni

Ama yaz deyince herkesin aklına “Yaz Üçgeni” adını taktığımız üç yıldız gelir. Uzaktan bakıldığında bir üçgenin köşelerini oluşturan bu göz alıcı üç yıldız; Çalgı takımyıldızında yer alan Vega, Kuğu takımyıldızında yer alan Deneb ve Kartal takımyıldızında yer alan Altair’dir. Bu büyülü üçlü, yaz başında kuzeydoğu ufkunda yeni yeni yükseliyor ancak, yaz sonuna geldiğimizde tam başucumuza kurulacak.

1577’de Tophane’de ilk Osmanlı rasathanesini kuran ancak saraydaki düşmanları tarafından meleklerin bacaklarını gözetliyor diye Padişah III. Murad’a jurnallenen Takiyüddin Efendi’nin de gözünden kaçmamıştı bu üç güzel.

Yaz Üçgeni, yaz aylarında ışık kirliliğinin yoğun olduğu büyük şehirlerde dahi gözlenebilir. (Fotoğraf Telif: Fred Espenak)

 

Üçgenin ilk üyesi Deneb bir haça benzediği için Kuzey Haçı da denen Kuğu (Cygnus) takımyıldızının kuyruğunda keyif çatmaktadır. Zaten adı da Arapça “kuyruk” anlamına gelir. Deneb’in mitolojik öyküleri çoktur, biz bir tanesini anıp ilerleyelim:

Olimpos’un yüce tanrısı Zeus, bir ölümlü olan Leda’ya aşık olmuş, onu kandırmak için kuğu kılığında ona yanaşmış. Leda da bir yumurta yumurtlamış, yumurtadan iki ikiz çocuk çıkmış. Bu çocuklardan en ünlüsü yukarıda adını andığımız güzel Helena, ikisini ilerde anacağız.

Gökyüzünün 20. parlak yıldızı olan Deneb, çıplak gözle görülebilecek en uzaktaki yıldızlardan biri. Dünyamıza uzaklığı konusundaki hesaplamalar 1000 ışık yılı ile 2000 ışık yılı arasında değişiyor. Deneb öyle kocaman bir yıldız ki onun dünyamıza bu kadar uzaklıkta olmasına şükretmemiz gerekir. Çünkü eğer yerini şaşırıp da yakınımıza yerleşseydi, 200 Güneş’e eşdeğer çapıyla, Güneş’le Dünya arasındaki boşluğu tümüyle kaplayacak ve bize yer bırakmayacaktı.

Üçgenin ikinci üyesi, Kuzey Yarım Küre’nin en parlak 2. yıldızı, gökyüzünün en parlak 5. yıldızı ve güneşten 50 defa parlak olan safir renkli güzel Vega. Dünya’dan 25 ışık yılı kadar yakın olan Vega’ya Araplar El Vaki yani “Akbaba Yıldızı” gibi pek zarif olmayan bir ad takmışlar nedense.

Babilliler ise ona “ışığın habercisi” anlamına gelen Dilgan diye seslenirlermiş. Kuzey Yarım Küre’de Mayıs ayının ortalarından itibaren görülür olan Vega, Yunan mitolojisinde ozan Orpheus’un çaldığı arpa benzetilir. İlkçağda, ünü Trakya’dan İtalya’ya kadar yayılan “Orfeizm” denilen bir akım yaratacak kadar yaygın olan Orpheus’un müziği vahşi hayvanları bile büyülermiş.

Vega ve Deneb’i bulduktan sonra ise üçgenin ucundaki Altair’i bulmak çocuk oyunu. Bulduğunuz yıldızın iki yanında sönük birer yıldıza daha rastladıysanız, tam isabet kaydettiğinize emin olabilirsiniz. Altair, Arapça’da El Ta’ir yani  “uçan kartal” demek.

Eski Yunan söylencelerine bakılırsa Titanların soyundan Prometheus’un ciğerlerini didikleyen kartalın ta kendisidir bu Altair. Hani Zeus’un ebedi bir işkenceye mahkum ederek, bir kayaya bağladığı ve her gün ciğerlerini bir kartalın didiklediği soylu Prometheus.

Adı eski Yunanca’da “bir hareket veya olaydan önceki düşünce” anlamına gelen Prometheus, Zeus’un bir gün tahttan düşeceğini bilmiş. Ayrıca Zeus’u aldatıp kutsal ateşi çalmış ve onu insanlara vermiş. İki kere küçük düşürülen Zeus’un verdiği ceza ağır olmuş. Cezanın ağırlığı sadece bir kayaya zincirlenmesinde değil, bir zamanlar tanrı olan birinin köle durumuna düşürülmesinden diyor uzmanları. Kartallar her gün yeniden büyüyen ciğerini didiklerken “Bile bile, isteye isteye suç işledim. Bana gelince, ben bu çileme katlanacağım” der de başka şey demezmiş. Çünkü kayaya bağlı oluşunun aslında Zeus’un esareti olduğunu bilirmiş.

“Mahşerin Dört Atlısı”

Yaz göğünden söz ederken, eski zamanlarda “Mahşerin Dört Atlısı” diye adlandırılan dört yıldızı anmadan geçmek olmaz. Bunlar sırasıyla Batının gözcüsü Antares, Doğunun gözcüsü Aldebaran, güneyin gözcüsü Fomalhaut ve Kuzeyin gözcüsü Regulus’tur. Gökyüzünün 16. (bazılarına göre 15.) parlak yıldızı Antares kırmızı-yeşil bir çift yıldızdır ve Akrep burcunun hemen yanıbaşındadır.

Antares yıldızı, kızılımsı rengi nedeniyle Mars gezegeni ile sık sık karıştırılır. (Fotoğraf telif; Fred Espenak. http://astropixels.com/stars/Antares-01.html)

 

Çoğunlukla onun gibi kırmızı renkteki Mars’la karıştırılan Antares, Yunanca anti-Ares yani “Mars’ın karşıtı” demektir. Bilirsiniz Ares, Mars’ın mitolojideki adıdır. Araplar ona “Akrebin Kalbi”, Çinliler ise “Ateş Yıldızı” derler ki rengini düşününce hiç de haksız değiller. Ancak bazılarına göre yıldızın adı, en eskisi 6. yüzyılda yazılmış, yedi uzun şiirden oluşan Muallakat adlı Arap şiir antolojisinde geçen kahraman Antar’dan gelir. Hangi etimoloji hoşunuza giderse ona inanmakta serbestsiniz.

Mahşerin diğer atlısı kırmızı dev Aldebaran’a gelince, Arapça’da El Dabaran “takipçi” demek. Anlaşılan Boğa takımyıldızını takip eder gibi durması bu ismin esin kaynağı olmuş. Boğa takımyıldızı içinde yedi değerli taştan oluşan bir kolye gibi Pleiades (ülker) açık yıldız kümesi uzanır. Kolyenin taşları dağılacak gibi görünse de görünmez bir el onları bir arada tutmayı başarıyor anlaşılan. Antik Yunan yazarı Hesiodes, “İşler ve Günler” adlı eserinde şöyle der Pleidlar için:

“Ekinini biç, görünce gökte,
Pleiad yıldızlarını, Atlas’ın kızlarını.
Görünmez oldukları zaman da,
Ek toprağını.
O yıldızlar kaybolur kırk gün, kırk gece…”

Osmanlıların Ülker ya da Yedi Kandilli Süreyya dedikleri bu açık yıldız kümesi aslında yüzden fazla yıldızı kapsıyor. III. Murad’ın Şehnamesi’ne bakılırsa, ünlü astronom Takiyüddin, Tophane’deki gözlemevinin kubbesine yerleştirdiği ve kendi buluşu olan “zat’üs-sukbeteyn” adlı rasat aleti ile “Süreyya yıldızının düğümünü bir kalemde çözüvermişti!” Takiyüddin’in gördüğünü siz de görebilirsiniz elbette. Üstelik o günden bu yana teleskopların ne denli geliştiğini düşünürsek… Göreceğiniz ilk şey az sayıda yıldızı barındırmasına rağmen gökyüzünde geniş yer tutan ve en parlak yıldız kümesi olan Ülker’in bulutsu mavi peçesi olacaktır.

Mahşerin diğer atlısı Fomalhaut’a gelince, sanki Batı dillerinden gelirmiş gibi duran adını da Araplar koymuş. Fam al-Havt (balinanın ağzı) anlamına gelen adı hakikaten de Güney Balığı denen yıldız kümesinin ağzında yer alan yıldızın konumunu anlatmakta. Ancak İkizler takımyıldızındaki Pollux ve gökyüzünün en parlak yıldızları arasında yer alan Fomalhaut’u ülkemizden görmemiz çok zor, bu yüzden sadece varlığını hayal etmekle yetinmeliyiz. Arslan takımyıldızının en görkemli yıldızı Regulus ise gökyüzünün 4. parlak yıldızı olarak Ağustos ayı boyunca göz kırpacaktır bizlere. Yakışıklı Regulus (adı “aslanın başı” anlamına gelir) aslında dörtlü bir yıldız kümesidir ancak uzaktan bunu farkedemeyiz, tek yıldız gibi görürüz.

Çağımızın Bir Kahramanı: Polaris

Kuzey Yarım Küre’nin alamet-i farikası, güneşten sonra gökyüzünün en önemli gökcismi Polaris, yani Kutup Yıldızı ise Küçük Ayı takımyıldızının tam kuyruğunda oturuyor. Aslında üçlü bir yıldız kümesi olan Kutup Yıldızı Araplar için Dünyanın üzerinde oturduğu eksendeki “delik” idi. Norveçliler Polaris’in evreni bir arada tuttuğuna inanırlar, Moğollar ise onu “Altın Askı” diye adlandırırlardı. Orta Asya Türkleri “Demir-Kazık” veya “Altun-Kazık” der, Araplar onu Mismar yani “İğne” ya da “Tırnak” diye anar, Osmanlılar ise çok daha sade biçimde “Yıldız” diye adlandırırlardı.

Gökyüzünde Büyük Ayı takım yıldızını oluşturan kepçeyi görebiliyorsanız, Polaris’i bulmak çok kolaydır.

 

Bir rivayete göre Yıldız, Fatih’in orduları Konstantinopolis’i fethederken aynen çok uzun süre tutulan Ay gibi, ışığını saklayarak düşmanların dikkatini dağıtmıştı. Kutup Yıldızı denizcilerin, seyyahların ve tüccarların ona ne kadar ihtiyacı olduğunu bildiği için binlerce yıldır yerinden kıpırdamıyor, daha doğrusu öyle görünüyor.

Bundan binlerce yıl önce nasıl ki Ejderha takımyıldızının üyelerinden Thuban kutup yıldızı ise bundan 5500 yıl sonra da Kral takımyıldızının en parlak yıldızı olan (Güneş’ten 18 kere daha parlak) Alderamin (adı Arapça “sağ kol” demek. Kimin sağ kolu derseniz, mitolojik figürlerden, Etiopya Kralı Sefeus’un sağ kolu) kutup yıldızı olacak. Alderamin ya da bilimsel adıyla Alpha Cephei, MÖ 18.000 yılında da kutupta imiş. Anlaşılacağı üzere Polaris, bizim çağımızın kutup yıldızı, bu nedenle ona daha sık bakmalıyız.

Gökyüzünün Diğer Konukları

Yazın Samanyolu’ndaki gösteride, Kuzey Kutbu yönüne bakarsanız Kraliçe ve ondan biraz daha sönük Kral takımyıldızlarının milyonlarca yıl önceki hallerini net bir şekilde görebilirsiniz. Onların daha kuzeybatısında Zürafa, sağ tarafında Vaşak takımyıldızı var. Haziran ayında Yay, Akrep gibi yazın simgesi olan takımyıldızları yeterince yüksek değillerdir ancak Çoban, Herkül (Yunan mitolojisindeki adıyla Herakles) ve Başak gibi ilkbahar takımyıldızları henüz sahneyi terk etmemişlerdir.

Bir de hiç batmayan Küçük ve Büyük Ayı, Ejderha gibi takımyıldızlar var. Ancak tam tepemizde duran fakat çok sönük olan Ejderha’yı çok gayret edersek görebiliriz. Ters bir S harfine benzeyen bu talihsiz takımyıldızını bulmak için Küçük Ayı’nın kepçesiyle Vega’nın arasına bakmak gerekir. Ejderha takımyıldızı adını, söylenceye göre mitolojideki Hesperides Bahçeleri’ndeki büyülü elmalarının koruyucusu Draco’dan (ejderha) alır.

Ejderhanın hemen yanı başında ise epey sönük Herakles (Herkül) takımyıldızı uzanır. “Yunan mitolojisinde Helena kadın olarak neyse, Herakles de erkek olarak odur” der Azra Erhat ve devam eder: “Yaptığı işler hep iyiye dönüktür, doğanın insanın başına saldığı afet ve musibetleri yok etmekle insanlığa sonsuz iyiliği dokunur. Oysa kendisi trajik bir kişiliktir. Kahraman olmayı kendi seçmemiştir, tanrı vergisi kuvvetinde de zevk duymaz, tersine onu dizgine vuramadığı için, istemeyerek suç işler ve dengeyi bir türlü bulamayıp kendinden geçer, çıldıracak gibi olur.” Yapmaya yazgılı olduğu ‘12 İş‘i saymaya yerimiz yetmez. Peki, bu çok yiyen, çok içen iyi kalpli devin, Karadeniz’de Altın Postu aramaya giden Arganotlar‘ın arasında o zamanlar adı Bizantion olan İstanbul’dan geçtiğini iddia eden söylenceye inanmamamız için bir neden var mı?

Kuzey Yarım Küre’nin sabitlerinden olan çok yıldızlı Büyük Ayı takımyıldızı ise birbirinden parlak 13 yıldızı ile ilgi çekmeyi her zaman başarmıştır. En parlak yıldızı Mizar eskiden Araplar tarafından bir gözün keskinliğini test için kullanılırmış, ancak günümüzde onu sadece karanlık ve açık bir havada seçebiliriz.

Andromeda Galaksisi, ışık kirliğinden uzak yerlerde çıplak gözle rahatlıkla görünebilen, bize en yakın sarmal galaksi konumundadır. (Fotoğraf Telif: Mehmet Ergün)

 

Çok uzaklarda Etiyopya Kralı Sefeus ile Kraliçe Kassiope’nin kızı olan Andromeda’nın gökadası var. Andromeda dünyamıza tam 2.5 milyon ışık yılı uzaklıkta. 10. yüzyıldan bu yana gözlendiği bilinen nadir dişi galaksiden biri olan “Zincirli Prenses” Andromeda, söylenceye bakılırsa kibirli annesi Kassiope’nin “denizin yaşlı adamı” Nereus’un 50 kızından daha güzel olmakla övünmesinden dolayı Zeus tarafından cezalandırılmış. Cezası bir kayığa koyup uzaklara gönderilmekmiş. Gerçi masal onu kurtaran Perseus sayesinde iyi bitmiş ama Andromeda hala dünyamıza çok uzak bir yerlerde, evrenin boşluğunda sarmallar halinde devinip duruyor. Neyse ki hemen yanı başında mitolojinin ünlü uçan atı Pegasus ile Üçgen Galaksisi ona eşlik ediyorlar da yalnızlıktan sıkılmıyor.

Göktaşı Yağmurları, Gezegenler ve Ay

Yıldızları gözlemekten yorulanlara göktaşı yağmurlarını ve gezegenleri izlemeyi öneriyoruz. Her yıl 17 Temmuz’dan itibaren göğü şenlendiren Perseid göktaşı yağmurunun en şiddetli sağanağı ise 12 Ağustos’u 13 Ağustos’a bağlayan gece yaşanır. Bir Perseid yağmuru sırasında bir saat içinde en az 100 göktaşı atmosfere girerek yandığından dilek tutmanın tam zamanıdır, en uygun saatler ise gece yarısından sonrasıdır, hatırlatalım.

Bir ölümlünün oğlu olan ama Zeus’un habercisi olarak görev yapan Hermes’in Roma mitolojisindeki adını taşıyan Merkür, zaman zaman gün batımı ve doğumları sırasında Güneş’e eşlik eder. Dikkatli bir gözlem ile, Merkür’ü bu zamanlarda görmeniz zor da olsa mümkün. Osmanlının Zühre Yıldızı dediği, bizlerin Çoban Yıldızı diye andığımız Venüs’ü yılın belli zamanlarında gün batarken, belli zamanlarında ise gün doğarken görürüz. Osmanlının inanışına göre Güneş’le Zühre Yıldızı bir dereceye gelir ve tam o sırada bir padişah tahta çıkarsa bu padişaha “sahipkıran” denirdi. Bu padişahlar sağ yanına iki, sol yanına iki kılıç takardı. Ama kitaplar bir tane bile sahipkıran padişah adı kaydetmemiş ne yazık ki.

Bizde Merih adıyla da bilinen Mars ise, “kadınlar Venüs’ten, erkekler Mars’tan” deyişini haklı çıkaracak bir görüntüye ve mitolojiye sahip. Bugün Dünya’dan gönderilmiş üç uzay aracına ev sahipliği eden Mars’ın Dünya’ya en yakın olduğu yıl 2003 yılıydı. Bundan bir önceki yakınlaşma ise MÖ 57.617 yılıydı! Yani Mars’ı yakalamak adeta imkansız…

Uzaklarda bir yerlerde uzanan İkizler takımyıldızının en ünlü mitolojik çifti Kastor ile Pollux yer alır. Efsaneye göre Zeus ile Leda’nın tek yumurtadan ikişer ikiz doğurur. İkizlerden en ünlüsü olan Helena’yı yukarıda anmıştık. Helena ve ikizi Pollux Zeus’un çocuklarıdır ve ölümsüzdür.

Diğer ikizler Klytaimestra ve Kastor ise ölümlü Tyndareos’un çocuklarıdır ve ölümlüdürler. Zeus, tanrılar ve insanoğlunun teması sonsuza kadar devam etsin diye ölümsüz Kastor ile ölümlü Pollux’u hem gökyüzüne hem de yeryüzüne göndermiş anlaşılan. Bu ikilinin heykelleri, bir zamanlar Konstantinopolis Hipodromu’nda yapılan araba yarışlarında, yarışçıların parkurdaki dönüş noktasını simgelermiş. Araba yarışlarının ünlü takımları Maviler ve Yeşilleri bir başka zamana anlatırız.

Osmanlının Müşteri Yıldızı diye andığı Jüpiter, Temmuz sonlarında geceyarısı doğacak ve gündoğumuna kadar gözlemlenebilecek. Çok uzaklardaki “Buz devi” Uranüs ile Neptün’ü ise görmeye çalışmayın bile, sadece orada olduklarını bilmemiz yeterli.

Bu gezegenleri de göremezseniz sakın üzülmeyin ve gözünüzü Ay’a dikin. Çünkü en ışıklı, en bulutlu havada bile büyülü Ay’la bakışmanızı kimse engelleyemez. Ama bakarken, 20 Temmuz 1969’da Ay’a ilk adımı atan ABD’li astronot Neil Armstrong’un “bir insan için çok küçük bir adım, ancak insanoğlu için dev bir adım” dediğini unutun. Bunun yerine tarihte adı ilk bilinen kadın ve de kadın şair olan Akad prensesi Enheduanna’nın MÖ 2354 yılında Mezopotamya’daki Büyük Ay Tapınağı’nın duvarlarına kazıdığı şiirleri mırıldanın. Ayın 14’lerinde ise dolunayla sarhoş olmayı sakın unutmayın…

Hazırlayan: Ayşe Hür
Düzenleyen/Editör: Kemal Cihat Toprakçı

Kozmik Anafor Arşivi

Video: Gökalp Gönen İle Animasyon ve CGI

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Kozmik Anafor ve Hypatia Bilim işbirliği içinde hazırladığımız “Meğer Hepsi Kurguymuş” isimli programımızda; Pentagram’ın Sur klibindeki kısa animasyon filmi ile geniş bir tanınırlığa kavuşan Gökalp Gönen konuğumuz oldu…

Gökalp Gönen, dünya çapında Avarya gibi başarılı animasyon filmlerine imza atan, çok sayıda uluslararası ödüle sahip başarılı bir yönetmen ve animasyon sanatçısıdır. Nurcan Seven ve Ümit Çakır moderatörlüğündeki programımızın Youtube videosunu, aşağıdan veya bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

Hypatia Bilim ve Kozmik Anafor ortaklığında Youtube kanalımızda, yeni çalışmalarımızla sizlerle birlikte olmayı sürdüreceğiz. Kozmik Anafor Astronomi Platformu olarak, her zaman popüler bilim platformlarının işbirliği içinde olmasının, ülkemizde bilimin tüm halk tabanında yeterince değer görmesi açısından gerekliliğini dile getiriyoruz ve bildiğiniz gibi ülkemizin BilimfiliGerçek BilimAçık Bilim,  Gelecek Bilimde ve Feza Gezginleri gibi takdir edilesi popüler bilim platformlarıyla her zaman işbirliği içinde oluyoruz.

Unutmayın, popüler bilim platformları ve bilim insanları, birbirleriyle işbirliği içinde olmazlar, yalnız başlarına hareket etmeyi tercih ederlerse, ülkemizde bilim halk tabanında yeterince yaygınlaşamaz ve değer göremez!

Hypatia Bilim‘i Youtube üzerinden takip etmek için bu linke,
Kozmik Anafor‘u Youtube üzerinden takip etmek için ise bu linke tıklayıp abone olabilirsiniz.

Okumaya devam et

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Fizik / Astrofizik

Negatif Enerji ve Negatif Kütleli Madde Nedir?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Negatif enerji ve negatif kütle, özellikle “warp sürüşü” veya “solucan deliği” gibi kavramların konuşulduğu ortamlarda sıklıkla dile getiriliyor.

Bu kavramların gerçekliği her ne kadar tartışmalı olsa ve bilim insanlarının büyük kısmı tarafından spekülasyon olarak görülse de, ne olup olmadıklarını açıklamak gerektiğini düşündük.

Negatif Kütleli Madde

Negatif kütleli madde denildiğinde çoğumuzun aklına Antimadde ya da Karanlık Madde geliyor. Ancak, bunlarla karıştırmayınız. Teorik fizikte, negatif kütle sahibi madde, 0 ağırlıktan daha düşük kütleye sahip, “hiçbir şeyden daha hafif” diye tabir edebileceğimiz ve kütle çekimi tarafından çekilmeyen tersine itilen spekülatif bir egzotik maddedir.

Bir ya da daha fazla enerji durumunu ihlal eder. Bir tartı üzerine koyarsanız tartıya ters basınç uygular ve -10 kg gibi bir sonuç görürsünüz. Eğer evrende negatif kütleli egzotik madde çeşitleri varsa, gezegenlerin, yıldızların hatta galaksilerin kütle çekimleri tarafından çok uzaklara itilmiş ve belki de hiçbir zaman ulaşamayacağımız galaksiler arası derin uzayda bulunuyor olabilirler.

Peki fizik kanunlarını ihlal ediyorsa nasıl gerçek olabilecekmiş gibi konuşabiliyoruz? Böyle bir şeyin bizim evrenimizde bulunmaması gerekmez mi? Katı haldeki negatif kütleli madde, ancak “mükemmel sıvı” diye tabir edilen bir halde negatif kütle sahibi maddede bulunabilir.

Kanada, Montreal Üniversitesi’ndeki kozmologlar Saoussen Mbarek ve Manu Paranjape mükemmel sıvı haldeki negatif kütle sahibi bir maddenin hiçbir enerji durumunu ihlal etmediğini açığa çıkardı. Gereken tek şey, bu maddeyi Big Bang esnasında üretmiş olabilecek bir mekanizma. Kısacası şu anda böyle bir maddenin gerçekliğini ne inkar edip imkansız diyebilecek ne de onaylayabilecek bir durumdayız.

Negatif enerji

Negatif enerji, adından da anlaşılacağı üzere eksi değerleri olan enerji seviyelerine denir. Karanlık Enerji ile karıştırmayınız. Tamamen kuramsal olan negatif kütleli madde, aksine negatif enerji çeşitli kuantum durumlarında stabil olmayan şekilde mümkün olabiliyor.

Bununla birlikte karakteristik olarak negatif enerjiye oldukça benzeyen ancak negatif enerji sayılmayan ve çok küçük ölçeklerde gerçekleşen Casimir etkisinden de bahsedelim. 1933’te Hendrik Casimir, Kuantum Teorisi’nin kanunlarını kullanarak garip bir öngörüde bulundu. Casimire göre; (alttaki resimde görülen) vakum içerisindeki iki adet paralel, yüksüz metal plaka birbirlerini itecekti.

Normalde yüksüz olan bu plakaların sabit durması gerekmekteydi ancak bu iki plaka arasındaki vakum boş değildi, gerçekliğe giriş, çıkış yapan sanal parçacıklar ile doluydu. Bu noktada sanal parçacıklarla ilgili yazımıza göz atmanız faydalı olacaktır. (Bkz. Belirsizlik ve Kuantum Dalgalanmaları)

Bu vakum, çok kısa ömürlü elektronların ve pozitronların ortaya çıkıp birbirlerini imha ederek yok olduğu kuantum aktiviteleri ile doludur. Normalde bu yoktan var olan ufak madde-antimadde olayları Enerjinin Korunumu Kanunu’nu ihlal ediyor gibi görünse de; belirsizlik ilkesi sebebiyle bu küçük patlamalar inanılmaz ölçüde kısa ömürlü olup, net enerjide değişikliğe sebep olmamaktadır. Böylece Casimir bu kısa ömürlü olayların plakalar arası vakumda bir basınç yaratacağını ve bu basıncın plakaları iteceğini keşfetti. Normalde bu plakalar birbirinden uzakken bu etki gerçekleşmezken, plakalar yaklaştırıldıkça aralarında bu enerji açığa çıkmaya başlar.

Bu enerji 1948’de laboratuvarda, Casimir’in öngördüğü gibi gözlemlendi. Bu enerjiyi ölçmek için inanılmaz hassas ve sanat eseri sayılabilecek ekipman gerektiğinden, 1996’da ilk hassas ölçüm yapıldığında bu etkiden kaynaklanan basıncın bir karıncanın ağırlığının 30 binde 1’i kadar olduğu bulundu. Tahmin ettiğiniz gibi uzay-zamanı bükmek için çok yeterli değil.

Negatif enerjiye başka bir örnek de, kara deliklerin buharlaşma sürecinde açığa çıkan ve Hawking radyasyonu mekanizması sırasında oluşan kısa ömürlü sanal parçacıklar verilebilir.

Hazırlayan: Berkan Alptekin

Okumaya devam et

Kozmik Anafor Arşivi

Fantastik Uzay Projeleri: Yıldız Motoru

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 8 dakikada okuyabilirsiniz.

Görünen o ki insanlık Ay’dan sonra Mars’ı da gözüne kestirdi. Önümüzdeki 10 yıllık süreç, bu konuda çok ciddi gelişmeler gösterecek gibi duruyor. Tabii Mars ile de kalınmayacak, eğer kendi türümüzü yok etmezsek, 21. Yüzyıl sona ermeden Güneş Sistemi’nin pek çok noktası muhtemelen insan oğlunun ulaştığı yerler haline gelecek. Peki ya bunun da sonrası? Bir yıldız motoru yapıp yıldızımızla birlikte yolculuğa çıkmak mı?

Başka yıldızlara gitmeye çalışacak uzak gelecekteki torunlarımız. Ama bu huzur dolu yuvamızı, biricik Güneş’imizi terk etmek istemezsek ne olacak? Başımızı alıp gitmektense, Güneş’imizi de yanımızda götürsek, olmaz mı? Hmm… Bunun da bir yolu var, tek ihtiyacımız ise bir Yıldız Motoru. Kemerlerinizi bağlayın, Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz.

İlk bakışta ütopik gibi gelmiş olabilir. Ancak unutmayın; “Fantastik Uzay Projeleri” yazı serisindeyiz. Hem hatırlatmak isteriz ki önceki yazılarımızda “Gök Kancaları” yapıp, Dünya’mızın yörüngesine yerleştirmiştik. Bununla kalmadık, başka gezegenlere, onların uydularına ve hatta gök taşlarına bile gök kancaları kurarak Güneş Sistemi’nin dört köşesini su yolu yaptık. Ender bulunan madenleri ve füzyon için gerekli elementleri Dünya’mıza getirip, füzyona hükmederek enerji sorunumuzu büyük oranda çözdük.

Füzyon da kesmedi, Güneş’in ürettiği her 1 kalori enerjiyi kontrol altına almaya karar verdik. Merkür’ü feda edip bir Dyson küresi yaptık. Bu sayede Kardashev ölçeğinde 2. seviye medeniyet seviyesine yükseldik.

Teknolojide ulaştığımız bu noktayla, hedeflerimizi çok daha ileriye taşıyabileceğiz. Güneş Sistemi artık bizden sorulduğuna göre yeni hedef Güneş Sistemi’nin dışı olmalı. Ancak, uzay boşluğu; karanlık, soğuk ve sıkıcı… Üstelik yakınlarda da ilgi çekici pek fazla şey yok. Örnek verecek olursak, bize en yakın yıldızları içeren Alfa Centauri yıldız sistemi Güneş Sistemi’mizden 4.3 ışık yılı mesafede.

Yani ışık hızıyla gitsek, ulaşmamız 4.3 yıl sürecek. Işık hızının yaklaşık %0.1’i ile yolculuk etsek, 4300 yıllık bir yolculuktan bahsediyoruz. Kaldı ki, şu ana kadar insan yapımı bir aracın ulaşacağı en yüksek hız olarak, Nasa’nın Parker Güneş Sondası’nın 193km/sn’lik hızı öngörülüyor ki bu da ışık hızının sadece %0.064’üne tekabül ediyor. Elbette Dyson küresi teknolojisine ulaşmış bir medeniyet için çok daha hızlı yolculuklar öngörmek yanlış olmasa da uzay boşluğundaki mesafelerin büyüklüğünü de göz ardı etmemek gerekir. Üstelik hedef noktamıza vardığımızda bulacaklarımızın da bu çileli yolculuğa değer olması gerekir.

 

Bu bağlamda bir yıldız motoruna sahip olmak beraberinde çok farklı avantajlar getirebilir. Yıldız motoru, Güneş’i (ya da genel manada bir yıldızı) mevcut yörüngesinden oynatmak ve farklı yönlere doğru hareket ettirmek için tasarlanmış, olası farklı varyasyonları bilimsel olarak kanıtlanmış, hipotetik mega yapıya verilen addır. Güneş’i yerinden oynatacağız deyince tabii, “Eee, Dünya’dakiler ne yapacak? Dünya Güneş’siz mi kalacak?” endişesine kapılabilir insan. Telaşa hiç gerek yok. Dünya ve Güneş Sistemi’nin diğer tüm üyeleri kütle çekim kuvveti ile Güneş’e sabitlenmiştir. Güneş nereye, herkes oraya.

İşte yıldız motorunu güzel kılan en temel özellik de bu diyebiliriz. Yazımızın başında “Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz” derken kast ettiğimiz buydu. Hayata geçirilen bir yıldız motoru ile kolonize edilmiş halde Güneş Sistemi’ni toptan hareket ettirebiliriz.

Peki bunu neden yapmak istiyoruz?

  • Samanyolu Gökadası’nda bulunan diğer sistemleri kolonize etmek için, onlara doğru tüm Güneş Sistemi olarak gitmek isteyebiliriz. Yeteri kadar yaklaştığımızda görev araçları gönderip, ihtiyacımız olan kaynakları elde edebiliriz. Ya da yakınlarında bir yere park edip, sürekli yeni komşumuzdan faydalanabiliriz.
  • Dünya’mızı hatta Güneş Sistemi’ni topyekûn yok edecek bir süpernova patlamasının etkilerinden kaçmak zorunda kalabiliriz. Tip 2 seviyesine ulaşmış bir medeniyet, çevresindeki pek çok yıldızın yapısını ve ne kadar ömrünün kaldığını çok detaylı şekilde hesaplayabilmiş olacaktır. Bu da onlara olası süpernova patlamalarını milyonlarca yıl önceden tespit etme kabiliyeti verecektir. Bu medeniyet, kendisini tehdit edecek bir patlamayı ön görmüş ve ondan kaçma mücadelesine girmek zorunda kalabilir.

(Burada bir ayrıntıyı belirtelim, böyle bir olayı gözlemleyerek önceden bilemeyiz. Süpernova patlaması yaşamış bir yıldızı tespit ettiğimizde, o yıldız aslında çoktan patlamış ve ışığı bize ancak ulaşmıştır. O nedenle, önlem alabilmek için yıldızın formasyonunu çok iyi bilip, ne kadar ömrü kaldığını hesaplamak gerekecektir. Bugün, Dünya’mıza zarar vereceği düşünülen süpernova adayı yıldız yoktur.

Betelgeuse isimli büyük kütleli yıldızın her an patlayacağı düşünülse de çok uzak olması nedeniyle, gökyüzünde haftalar sürecek bir ışık şöleninden öteye gitmeyecektir. Bu olay, siz bu satırlar okurken de gerçekleşebilir, milyonlarca yıl sonra da. Dünya’yı tehlikeye atabilecek süpernova patlamalarının 15 milyon yılda bir gerçekleştiği düşünülmektedir.)

  • Bir başka yıldızın yakınlarına sokulmak ve Dünya’mızı onun yörüngesine sokarak Güneş Sistemi’ni terk etmek.

Shkadov İticisi

Aynı Dyson küresinde olduğu gibi, 1937 yılında Olaf Stapledon tarafından yazılan Star Maker romanında yıldız motoru konusu da işlenmiştir. Ancak bilimsel literatüre girmesi, ilk olarak Leonid Mikhailovich Shkadov tarafından 1987 yılında tanıttığı makalesi ile olmuştur. Shkadov, Güneş’in etrafına kurulacak devasa ama çok ince bir ayna tasarlamıştır.

Aslında, Shkadov Thruster (Shkadov İticisi/Roketi) olarak adlandırılan bu yapı, Dyson küresi ebatlarında bir roket motoru olarak düşünülebilir. Prensipte bir roket gibi çalışan motorumuz, birbirlerine ters vektörler olan Güneş’in kütle çekim kuvveti ve radyasyon basıncı sayesinde sabit konumda kalacak, Güneş’ten gelen ışığı, yani fotonları yansıtarak itki kuvveti oluşturacak ve hareket sağlayabilecektir. Ancak Shkadov İticisi’nin bazı dezavantajları vardır:

  • Bu yöntem ile elde edilecek hız muhtemelen tatmin edici olmayacaktır. Galaktik ölçekte kayda değer mesafeler almak yüz milyonlarca yıl sürebilir.
  • Shkadov İticisini, yani aynamızı; gezegenleri ve tabii Dünya’mızı yakma riskini karşı sadece Güneş’in kutuplarının üzerine koyabiliriz. Bu da istediğimiz her yöne gidemeyeceğimiz anlamına gelir.

Kedi olmadan fare yakalama meraklısı insanlık, madem Shkadov İticisi ciddi dezavantajlar barındırıyor, öyleyse daha iyisini tasarlayalım demiş ve de Illinois Üniversitesi’nden Fizik profesörü Matthew Caplan yeni bir tasarım yapmıştır. Shkadov İticisi gibi yıldız motorlarına “Pasif iticiler” tanımlaması yapan Caplan, bir yıldız motoru inşa edecek olan medeniyetin Dyson küresi sahibi olduğu varsayımından hareketle, bu Dyson küresi yardımıyla, termonükleer enerji kullanan ve “Aktif itici” olarak tanımladığı yeni bir yıldız motorunu ortaya çıkarmıştır. En azından kâğıt üzerinde.

Görsel Telif: Getty/Cokada

Caplan İticisi

Caplan iticisinin/roketinin, gerekli kuvveti elde edebilmesi için ihtiyaç duyulan yakıt, Dyson küresinin Güneş üzerinde küçük bir noktaya odaklanması ile oluyor. Aşırı derecede ısınan bölgeden Güneş için küçük ama bizim için büyük kütleler kopması bekleniyor. Bu malzeme, aktif iticimizce yakalanıp, motor üzerinde bulunan füzyon reaktörlerinde enerjiye çevriliyor ve aşırı yüksek ısıdaki nükleer atık, motorumuzun Güneş’e uzak ucundan dışarı atılarak çok büyük bir itki kuvveti elde ediliyor.

Elbette, motorun Güneş’e saplanmaması ve Güneş’i itebilmesi için de motorun Güneş’e bakan ucundan yine motor üzerinde bulunan parçacık hızlandırıcılarda hızlandırılmış hidrojen Güneş’e doğru ateşleniyor. Böylece, Caplan iticisi hem kendini dengelemiş hem de elde ettiği itkiyi Güneş’e yönlendirmiş oluyor.

Caplan, yaptığı çalışmada, iticinin gücünü maksimuma çıkardığımızda, Güneş’in, yıldız motoruna 100 milyon yıl yetecek kadar enerji vereceğini gösteriyor. Ancak, aktif itki yöntemi ile varılacak hızlar sayesinde, bunun çok daha altında bir zaman diliminde yukarıda belirttiğimiz amaçlarımıza ulaşabiliriz.

Güneş’in kütlesini yakıt olarak milyonlarca yıl boyunca harcadığımızda, Güneş’in ömrünü kısalttığımız düşünülmemelidir. Bilakis, bir yıldızın ömrü kütlesi ile ters orantılıdır. Güneş, kütlesinden kaybettikçe, kendi yakıtını daha yavaş harcayacak ve ömrünün kısalması şurada dursun, bilakis uzayacaktır.

Elimizde, böyle bir yıldız motorunun var olduğunu düşünsenize… Kim bilir, belki Samanyolu’ndan sıkılır ve “neden başka gökadaları da kontrol altına almayalım ki?” bile diyebiliriz.

Bekle Andromeda, biz geliyoruz!

Hazırlayan: Uğur Çontu
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar: 

1. Mosher, D. (2018, Kasım 05). NASA just smashed the record for the fastest human-made object – Its $1.5 billion solar probe is flying past the Sun at up to 213,200 mph. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.businessinsider.com/nasa-parker-solar-probe-fastest-human-object-2018-11

2. Hadhazy, A. (2018, Şubat 15). How to move an entire solar system. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.popularmechanics.com/space/deep-space/a10885/the-shkadov-thruster-or-how-to-move-an-entire-solar-system-17000392/

3. Badescu, V., & Catchcart, R. B. STELLAR ENGINES AND THE CONTROLLED MOVEMENT OF THE SUN. Erişim Adresi: https://www.dynamical-systems.org/zwicky/stellarengines.pdf

4. Caplana, M. E. Stellar Engines: Design Considerations for Maximizing Acceleration. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://drive.google.com/file/d/1ZpjAWcPhbCMTFYqPI5HnqtlHGWqzL45S/view

Okumaya devam et

Çok Okunanlar