Connect with us

Güneş

Güneş’in Parlaklığı Ve Sıcaklığı Hep Aynı Mıydı?

Bu yazıyı yaklaşık 6 dakikada okuyabilirsiniz.

Elbette hayır… Güneş’in, doğumundan bugüne kadar geçen yaklaşık beş milyar yıllık süre içerisinde yaydığı enerjide ciddi oranda değişim olmuştur.

Güneşimiz, astronomların G tayf sınıfı olarak nitelediği “sarı cüce“, sıradan bir anakol yıldızdır. Yaklaşık 400 milyar yıldız içerdiğini düşündüğümüz galaksimiz Samanyolu’nda, Güneş ile aynı kütleye ve benzer özelliklere sahip en az 14 milyar yıldız olduğu hesaplanıyor. Bu da yıldızımızın “özel” olmadığının bir göstergesi.

Sorumuza dönelim: Yıldızlar, yüzde 99’una yakını hidrojen ve helyum olan dev gaz kütlelerinin kütle çekim etkisiyle bir araya gelip sıkışmasıyla oluşurlar. Bir araya gelen gaz kütlesi sıkıştıkça ısınır ve kütle çekim baskısı nedeniyle merkez bölgesinde basınç çok büyür. Merkezdeki bu basınç bir süre sonra öyle bir kritik noktaya gelir ki, burada bulunan hidrojen molekülleri birbirleriyle birleşmeye başlarlar ve büyük bir enerji açığa çıkar.

Açığa çıkan enerji, “ışınım basıncı” dediğimiz, merkezden dışa doğru yayılan bir güç oluşturarak, sıkışmakta olan gaz kütlesini dışa doğru itmeye başlar ve gaz kütlesinin sıkışması sona erer. Bu duruma “hidrostatik denge” adı verilir. Gaz kütlemiz bir yıldıza dönüşmüştür ve hayatının geri kalanı, kütle çekimin sıkıştırma isteği ile merkezde üretilen enerjinin gazı dışa doğru itme çabası arasında yaşanan savaşla devam eder.

Screen shot 2014-12-29 at 16.51.20

Güneş de tüm yıldızlar gibi, nebulalardaki gaz kütlelerinin sıkışıp yoğunlaşması sonucu oluşmuştur.

 

Bir yıldız ilk oluştuğunda, enerjinin üretildiği çekirdekteki alan görece küçüktür. Bu küçük alanda üretilen enerji, yıldızın sıkışmasını büyük oranda engellese de, tümüyle durduramaz. Yani yıldız daha yavaş da olsa sıkışmaya devam eder. Bu da, yıldızın çekirdeğinin zaman geçtikçe daha fazla sıkıştığı, enerjinin üretilebileceği kadar yüksek basınca sahip çekirdek bölgesinin giderek daha da büyüdüğü anlamına gelir.

Güneş gibi küçük kütleli yıldızlarda milyarlarca yıl süren bu yavaş sıkışma evresi süresince, yıldız yavaş ama istikrarlı biçimde daha fazla enerji yayar. Detaylı bilgi ve sürecin tümü için şu makalemize göz atabilirsiniz.

Bizim Güneşimiz örneğinden devam edelim. Bundan yaklaşık 4-4.5 milyar yıl önce, Güneş henüz 1 milyar yaşına bile girmemişken, yaydığı enerji şu ankinin yarısından bile daha azdı. Yüzey sıcaklığı günümüzdeki gibi 5.500 santigrat derece değil, yaklaşık 3.600 derece civarlarındaydı.

Yani, Dünya’ya ulaşan enerji bugün Güneş’ten Mars’a ulaşan enerjiden bile azdı ve gezegenimiz şu an olduğundan çok daha serin, tümüyle buzlu olmasa da oldukça soğuk bir gezegendi. Yoğun meteor yağmurları altında olan ve volkanik faaliyetlerin çok yoğun olduğu Dünya yüzeyinin büyük kısmı lavlarla kaplıydı.

Fakat yukarıda anlattığımız mekanizma nedeniyle Güneş daha fazla enerji üretip ısınmasını sürdürdü…

sun-earth-moon-wallpaper1

Dünya’nın Güneş’ten aldığı enerji, oluşumundan bu yana geçen 4.5 milyar yılda sürekli artmıştır.

 

Günümüzden iki milyar yıl önce ise, artık üç milyar yaşına giren ve iyice ısınan Güneş, ilk dönemlerine nazaran çok daha fazla enerji yayıyordu. Ancak bu enerji, günümüzde yaydığından hala yüzde 25 daha azdı. Yüzey sıcaklığı 3.600 santigrat dereceden 5.200-5.300 dereceye kadar yükselmişti. Bu dönemde Dünyamız, Güneş Sistemi’nin ilk dönemlerinde yaşanan yoğun meteor yağmurlarından ve gezegen çarpışmalarından sağ çıkmayı başarmış, volkanik faaliyetler eskiye oranla azalmış ve daha dost canlısı bir gezegene dönüşmüştü.

Evet, Mars’ın bugün aldığından biraz daha fazla enerji alıyorduk ama, günümüzdekinin sadece yüzde 75’i kadar enerji yayan Güneş gezegenimizi fazla ısıtmıyordu. Ancak, kalın ve sera gazlarıyla yüklü atmosferimiz soluk Güneş’ten gelen ısıyı hapsediyor, gezegenimizi yaşanılabilir sıcaklıkta tutuyordu. Yaşam ortaya çıkmış, ilkel tek ve çok hücreli canlılar gezegene yayılmaya başlamıştı.

Güneş’in yaydığı ısı şu anda da tıpkı eskiden olduğu gibi yavaşça artmaya devam ediyor. Bu artış, Güneş yeterince sıkıştığı için artık daha yavaş gerçekleşse de, durmayacak…

Güneş

Güneş’in doğduğundan bugüne ve sonrasında sıcaklığındaki değişimin grafik gösterimi (Görsele tıklayıp büyütebilirsiniz).

 

Günümüzden yaklaşık bir milyar yıl sonra, yıldızımızın yüzey sıcaklığı 5.600 santigrat dereceye ulaşacak. Bu durumdayken yaydığı enerji, şu ankinden yaklaşık yüzde 15 daha fazla olacak. Gezegenimizdeki su, artık daha çok daha hızlı buharlaşacak, atmosferin üst katmanlarından daha hızlı biçimde uzay boşluğuna kaçarak kaybolacak. Ancak, tümüyle yok olmasına daha var.

İki milyar yıl sonra, yıldızımızın yüzey sıcaklığı 5.800 santigrat dereceye ulaşmış olacak. Yani günümüzden yüzde 40 daha fazla enerji yayan bir yıldız tarafından aydınlatılacağız. Yeryüzü büyük oranda yaşanmaz hale gelecek. Aşırı su buharlaşması yüzünden atmosfer su buharına doymuş olacak ve hava sıcaklığı orta enlemlerde 80 santigrat dereceye yaklaşacak.

Üç milyar yıl sonra yüzey sıcaklığı 6 bin santigrat dereceye ulaşmış olan Güneş, yeryüzünü tümüyle kavurur hale gelecek. Son su birikintileri de buharlaşacak ve eğer hala yaşıyorlarsa insanlığın yeraltı sularından başka kullanabileceği su kalmayacak. Hava sıcaklığı kutuplar veya ekvator fark etmeksizin 100 santigrat derecenin üzerine çıkmış olacak.

planets_desktop_1440x900_hd-wallpaper-826052

Güneş önünde sonunda bir kırmızı dev yıldıza dönüşerek Dünya ve iç gezegenleri kavuracak.

 

Beş milyar yıl sonra ise çok daha dramatik bir olay gerçekleşecek. Güneş artık “anakol” denilen sağlıklı yaşam sürdüğü evreyi sona erdirecek ve bir kırmızı deve dönüşerek ölmeye başlayacak. Kırmızı dev evresinde çok fazla enerji üreten yıldızımız, kendini sıkışmaya zorlayan kütle çekim kuvvetini; ürettiği enerji ile yenerek dış katmanlarını şişirmeye başlayacak ve bugün olduğundan 100 kat daha büyük hale gelecek. Yüzey sıcaklığı yine ilk yıllarında olduğu gibi 3.500 santigrat dereceye düşecek ama, aşırı büyük çapı nedeniyle yaydığı enerji bugün olduğundan 500 kat fazla olacak.

Dünya mı? O günlerde ortada olmayacak…

Zafer Emecan

Güneş

Güneş Tutulması Nedir, Nasıl Oluşur?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Güneş tutulması, Yer ile Güneş arasına Ay’ın girerek Güneş’i kısmi veya tam olarak örtmesi olayıdır. Ay her “Yeni Ay” evresine geldiğinde zaten Yer ile Güneş arasında bir yerlerdedir, fakat Güneş tutulmaları oldukça nadiren gerçekleşir.

Bunun sebebi Güneş, Yer ve Ay’ın masa gibi bir düzlemde yer almamaları, aralarında eğim olmasıdır. Eğer bir masa üzerindeki toplar gibi konumlansaydık, Ay Güneş ile her aramıza girdiğinde, yani her yeni ay evresinde tutulma gözlemlerdik. Her “Dolunay” evresinde ise Ay tutulması olurdu.

Yeni Ay

Sıradan bir günde “Yeni Ay” evresindeki Ay ile Güneş ile arasındaki açısal uzaklık (yeni ay evresindeki Ay, Güneş batmadan önce gerçekleşir ve aydınlık havada gerçekleştiğinden çıplak gözle görülemez. İyi bir teleskop sahibi, aynı zamanda tecrübeli bir amatör astronom değilseniz teleskop ile görmeniz de oldukça zordur. Yine de, çok tecrübeli amatör astronomlar tarafından sıradan bir dürbün ile de görülebilir).

 

Fakat Ay’ın bizim etrafımızdaki yörüngesi ile, bizim Güneş etrafımızdaki yörüngemiz arasında yaklaşık 5 derecelik bir açısal fark vardır. Bu sebeple bir tutulmanın gerçekleşebilmesi için bu yörüngelerin kesişmesi gerekir, bu da olasılıklara ve çeşitliliklere sebep olur.

Bu çeşitliliğe sebep olan temel etmen ise Güneş ile Ay’ın açısal boyutlarının, yani gökyüzünde kapladıkları alanların, yaklaşık olarak eşit olmasıdır. Fakat Kepler Yasaları‘nda da bahsedildiği üzere, yörüngeler elips şeklinde olduğundan zaman zaman Ay bize daha yakın veya uzak, zaman zaman Güneş bize daha yakın veya uzak olur. Bu da açısal boyutlarının değişmesi demektir, Güneş’e yakın olduğumuzda Güneş daha büyük görünürken, Ay’a daha uzak olduğumuzda Ay daha küçük görünür. Bu da arada bir fark yaratarak tutulmalarda çeşitliliklere sebep olur.

Güneş etrafındaki yörüngemize bağlı olarak en yakın(perihelion) ve uzak(aphelion) konumundaki Güneş’in görünür boyutu aşağıdaki gibidir. (31.46-32.53 ark-dakika)

482918_154918717987949_2029687626_n

Ay’ın Yer etrafındaki yörüngesine bağlı olarak en uzak(apogee) ve en yakın(perigee) konumundaki Ay’ın görünür boyutu aşağıdaki gibidir (29.94 – 33.66 ark-dakika).

lunar-apogee-perigee

Güneş ve Ay gökyüzünde yaklaşık olarak yarım derece yer kaplasa da, bu yukarıda verildiği şekilde değişir. Bu da tutulmalarda çeşitliliğe sebep olur.

Parçalı Güneş Tutulması

Ay’ın Güneş’in kenarından bir kısmını örttüğü Güneş tutulması türüdür. En sık gözlenen Güneş tutulması türüdür.

Partial Solar Eclipse

Halkalı Güneş Tutulması

Halkalı Güneş tutulması, Güneş’in ve Ay’ın yörüngeleri üzerinde belirli bir konumda olmalarıyla gerçekleşir. Ay bize uzaktayken(küçük görünürken), biz Güneş’e yakın olduğumuzda(büyük görünürken), Ay tam olarak Güneş’i örtemez. Tam olarak Güneş’in üzerinden geçse de, Ay’ın etrafında Güneş bir simit şeklinde görünür. Bu tutulma türü ikinci olarak sıklıkla yaşanır.

Annular Eclipse

Tam Güneş Tutulması

Tam Güneş tutulması da halkalı tutulmanın tam aksine, Güneş’e uzak olduğumuz bir konumda Ay’ın bize yakın olduğu zaman gerçekleşir. Bu tutulmada Ay, Güneş’i tamamen örter. Tutulma sırasında hava anlık olarak kararırken, normal bir zamanda Güneş’in parlaklığından ötürü göremediğimiz Güneş’in koronası Ay’ın etrafında görünür.

July 11, 1991 Total Eclipse of the Sun Composite in darkroom

Tam tutulma gerçekleştikten hemen sonra, Ay Güneş’in önünden çekilirken önce Güneş’in ufak bir kısmı görünür. Bu tıpkı bir “tek taş” pırlantı gibi bir görüntü verdiğinden böyle anılır.

AUSTRALIA-ASTRONOMY-ECLIPSE

Hibrit Güneş Tutulması

Hibrit Güneş tutulması ise, Yer üzerinden gözlenen konuma bağlı olarak hem halkalı hem de tam Güneş tutulmasının birlikte görülmesidir. Bu iki tutulmayı da barındırdığı için hibrit tutulma olarak adlandırılır. En nadir bu tutulma gerçekleşir.

İstatistikler – Gerçekleşme Yüzdeleri (M.Ö 1999’dan, M.S 3000 yılına kadar)

Eclipse Statistics

Hazırlayan: Ögetay Kayalı

Kaynaklar
1. http://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEcat5/SEcatalog.html
2. http://rasathane.ankara.edu.tr/files/2013/10/3_kasim_hibrit_gunes_tutulmasi_web.pdf
Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 14 Mart 2015 tarihinde yayınlanmıştır. 

Okumaya devam et

Fizik / Astrofizik

Tayf Türlerine Göre Yıldızların Birbirine Oranı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Hazırladığımız aşağıda görebileceğiniz infografikte, her bir adet O-B sınıfı dev yıldıza karşı, kaç tane diğer türlerden yıldız bulunduğunu görebilirsiniz. Samanyolu’ndaki yaklaşık 400 milyar yıldızın birbirlerine oranları burada olduğu gibidir.

Anakol yıldızları* kütlelerine göre sınıflandırıldıklarında, en ağırdan en hafife doğru; O, B, A, F, G, K ve M harfleriyle sembolize edilirler. Bu harfler, aynı zamanda yıldızın “tayf türünü” de belirler. O-B tayf türü yıldızlar en büyük kütleye (Güneş’in 8 ila 120 katı) sahipken, M tayf türü yıldızlar en düşük kütleye (Güneş’in yüzde 8’i ila yüzde 60’ı) sahiptir. Bizim Güneşimiz, G tayf türü olarak nitelenen sarı cüce bir yıldızdır.

Görselin en altında bulunan kırmızı devler ise, O, B, A, F, G ve K tipi yıldızların ölmeden hemen önce şişerek büründükleri, geçici hallerdir. Evrenin doğuşundan bugüne kadar geçen 13.7 milyar yılda, çok uzun ömürlü oldukları için (20 milyar ile birkaç trilyon yıl arası yaşarlar) hiçbir K ve M tipi yıldız ölmemiştir.

(*) Anakol, bir yıldızın çekirdeğindeki nükleer reaksiyon ile, kütle çekiminden kaynaklı sıkışmanın dengede olduğu dönemdir. Yıldızlar, “sağlıklı” zamanları diyebileceğimiz bu evrede ömürlerinin en uzun kısmını geçirirler. Örneğin Güneş bir anakol yıldızıdır ve en az 4.5 milyar yıl daha bu evrede kalacaktır. Hidrostatik denge adı verilen bu evre hakkında daha detaylı bilgi için bu linkteki yazımızı okuyunuz. 

Bir yıldızın başlangıç kütlesi ne kadar küçükse, o kadar uzun ömürlüdür. Bunun sebebi, daha küçük kütleye sahip olan yıldızın enerji üretilen çekirdeğinin boyutlarının küçük olması ve bu bölgede basıncın görece düşüklüğüdür. Bu nedenle yıldız küçüldükçe, enerji üretimi azalır. Bu durum, yıldızın yakıtını daha uzun süre kullanmasına neden olur. Kütle büyüdükçe, yıldızın çekirdeğinin çapı, yani nükleer reaksiyona giren maddenin miktarı fazlalaşır. Ek olarak büyük kütlesi nedeniyle çekirdekteki basınç çok daha fazla seviyelere ulaştığı için, enerji üretimi yüksektir. Dolayısıyla dev yıldızlar yakıtlarını çok hızlı biçimde tüketerek kısa sürede ölürler.

Yıldız Türleri

Anakol yıldızlarının türlerine göre birbirlerine karşı boyutlarının yaklaşık bir kıyaslaması.

 

• O-B sınıfı dev yıldızlar için anakol evresi kütle miktarındaki değişime göre 1 ila 150 milyon yıl arasıdır. Bu süre sonunda yıldız hızla bir kırmızı dev’e, ardından –en büyük kütleli olanları– süpernova patlamasıyla nötron yıldızı veya kara deliğe dönüşür. Daha düşük kütleli olanlar ise, kırmızı dev evresinden sonra bir gezegenimsi bulutsu meydana getirerek beyaz cüce olarak hayata veda ederler.

• A-F sınıfı yıldızların anakol evresi, kütle miktarındaki değişime göre yaklaşık 300 milyon yıl ile üç milyar yıl arasında bir süreci kapsar. Bu süre sonunda yıldız bir kırmızı deve dönüşür. Ardından önce gezegenimsi bulutsu ve nihayetinde bir beyaz cüceye dönüşerek ölür.

• G sınıfı sarı cüce yıldızlar, kütlelerine göre 8 ila 13 milyar yıl arasında anakol evresinde kalırlar. Sonrasında kırmızı deve dönüşler. Sonunda bir gezegenimsi bulutsu oluşturup, beyaz cüceye evrilerek hayatları son bulur.

• K sınıfı turuncu cüce yıldızlar, kütle miktarlarına göre 20-50 milyar yıl arası bir süreyi anakol evresinde geçirirler. Sonları, G tipi yıldızlar gibidir.

• M sınıfı kırmızı cüce yıldızların anakol evresinde geçirdikleri süre; kütlelerine göre 70 milyar yıl ila birkaç trilyon yıl arasında değişir. Kütlesi en fazla olanları ömürlerinin sonunda bir beyaz cüceye dönüşerek ölürler. Daha düşük kütleli M tipi cüceler ise, yavaşça sönerek bir kara cüceye dönüşecektir.

Hazırlayan: Zafer Emecan

Yıldız türleri hakkında daha detaylı bilgi için bu linkteki yazımızı, yıldız sınıflandırması hakkında daha detaylı bilgi için ise bu linkteki yazımızı okuyabilirsiniz. Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 8 Nisan 2016 tarihinde yayınlanmıştır. 

Okumaya devam et

Fizik / Astrofizik

Güneş Işığının Milyon Yıllık Yol Hikayesi

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Hepimizin bildiği üzere yıldızımız Güneş, yılmadan yorulmadan enerji üreten devasa bir gaz topudur. Yıldızımızın çekirdeğinde ürettiği bu enerji, ısı ve ışık olarak kendini gösterir ve bize fotosferden, yani yüzeyinden itibaren yaklaşık sekiz dakikalık bir zaman diliminde ulaşır.

Bu, matematiksel olarak düşünecek olursak aramızdaki 150 milyon kilometrenin, 300 bin km/sn hızla ne kadar sürede kat edildiğinin cevabıdır. Peki, yıldızımızın çekirdeğinde oluşup yol almaya başlayan ışık fotonlarının bizlere kadar ulaşmaları yalnızca sekiz dakikalık bir zaman diliminde mi gerçekleşiyor?

Kesinlikte böyle değil; çünkü bu yolculuk binlerce, milyonlarca yıllık bir zaman dilimine ihtiyaç duyan ciddi bir süreç.

1794618_559452220867928_4052422482430488481_n

Güneş çekirdeğinde füzyon sonucu üretilen fotonların yüzeye çıkmak için almaları gereken yol çok uzun ve zorludur. 

 

Güneş’in yarı çapının 700 bin km olduğunu düşünürsek, ışığın çekirdekten çıkıp bize ulaşması için fazladan geçmesi gereken yaklaşık 2.5 saniyelik bir süre artışı olmalıdır. Lakin bu pek de öyle görünmüyor. Güneş’in merkezinden çıkan bir fotonun bize ulaşması tamı tamına “10 milyon yıl” kadar sürebilir. Bu ciddi derecede fazla bir miktar. Peki bunun sebebi nedir?

Çekirdekten sonra yer alan “Işıma Bölgesi” dediğimiz katman yaklaşık 300 bin km kalınlığındadır ve sıcaklığı çekirdeğe yakın bölgelerde yedi milyon, yüzeye yakın bölgelerde iki milyon derece arasında değişir. Ayrıca bu bölge çok ciddi bir yoğunluğa sahiptir. Bu sebeple fotonlar bu bölgede düz bir istikamette yol alamazlar ve sürekli (ortalama 1 cm’de bir) yolları üzerinde başka parçacıklar ile çarpışarak zigzaglar çizmek zorunda kalırlar. Bu sebeple de hızları ortalama saniyede 0,1 milimetre kadardır. Oysa ki düz bir istikamette ilerliyor olsalardı çekirdekten fotosfere kadar olan toplam mesafeyi iki saniyede rahatlıkla katedebilirlerdi.

Merkezden çıkan bir foton, yoğun ortamdan dolayı kısa bir süre içerisinde soğurulur. Soğurucu elektron uyartılmış bir erke düzeyinde “saniyenin 100 milyonda biri” kadar bir süre kalır ve fotonu rastgele bir doğrultuda tekrar salar. Hemen sonra foton tekrar soğurulur ve tekrar salınır. Bu işlem foton yüzeye ulaşana kadar yıldızın içerisinde sürekli, aralıksız gerçekleşir durur.

Teninize vurup sizi bronzlaştıran Güneş ışığı, bunu yapabilmek için milyonlarca yıllık bir yolculuk gerçekleştirdi. Tabii siz solaryuma giderek de bronzlaşabilirsiniz. İşte fizik biliminin pratik faydalarından biri… (Fotoğraf: Shutterstock)

 

Bunun sonucunda ortam yoğunluğuna bağlı olarak salma-soğurma işlemi sayısı hesaba katıldığında bir fotonun yüzeye ulaşabilmesi için geçmesi gereken süre 30 bin yıldan başlayıp 10 milyon yılı bulabilir.

Esasında buradan önemli bir sonuç çıkıyor: Bu da, yıldızın içerisinde olup bitenleri bu şekilde gözlemleyemeyeceğimiz. Fakat biz çekirdekte olup biten termonükleer füzyon reaksiyonları hakkında oldukça bilgi sahibiyiz. Bu bilgiyi de biricik parçacığımız “nötrino”ya borçluyuz. Nötrinolar maddenin içerisinden etkileşmeden geçtikleri için, bu salma-soğrulma işleminin hiçbirini yaşamaz ve doğrudan bize ulaşırlar. Bu sayede içeride neler olup bittiğini bilebiliyoruz. İleride nötrinolara da ayrıca değineceğiz. (Edit: Değineceğiz demiştik evet, burada değindik…)

Özetle çok basit bir mantık yürütürsek eğer şu anda yüzümüze vuran Güneş Işığı, milyonlarca yaşında ve ilk oluştuğu sırada Dünyamız buzul çağının en yoğun dönemlerini yaşamaktaydı diyebiliriz.

Yazan: Ögetay Kayalı
Geliştiren: Zafer Emecan
Bu yazımız, sitemizde ilk olarak Ekim 2016 tarihinde yayınlanmıştır. 

Okumaya devam et

Güneş

Güneş ve Güneş Sistemi’nin Oluşumu

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Bu yazımızda ısı ve ışık kaynağımız olan Güneş ve Güneş sistemi’nin oluşumu hakkında bilgi sahibi olacağız.

Güneş Sistemi’nin Oluşumu

Güneş Sistemi, günümüzden yaklaşık 4.6 milyar yıl önce oluşmaya başlamış ve bugünkü şeklini almasının üzerinden 4 milyar yıl geçmiştir. Sistemin oluşumuna dair süregelen araştırmalar sonucunda en çok kabul gören görüş; Nebula hipotezidir. 18. Yüzyılda Laplace ve Kant birbirlerinden habersiz şekilde aynı teoriyi ortaya atmışlar, daha sonrasında yüzlerce bilim insanının katkısıyla bu teori geliştirilip büyük oranda kesinleştirilmiştir.

Güneş sisteminin tamamı,  kendi ekseni etrafında dönen Güneş bulutsusu (nebula) adı verilen toz ve gaz kütlesinin sıkışması ile oluşmuştur. En çok kabul gören bu teorinin en önemli kanıtlarından biri; Güneş ve etrafında dönen cisimlerin hepsinin aynı yönde ve hemen hemen aynı düzlemde hareket ediyor olmasıdır.

Teorinin ortaya koyduğu modele göre, dönmekte olan Güneş bulutsusunun parçaları birbirlerine kütle çekim kuvveti uygular. Bu sayede merkezde büyük miktarda madde birikir, sıkışıp ısınırak ışıma yapmaya başlayıp ‘ön güneş’i oluşturur. Daha sonra çökme merkezi daha da yoğunlaşıp merkezinde nükleer reaksiyon başlar ve bir yıldız meydana gelir.

Eğer bahsettiğimiz nebula sistemi dönme hareketi yapmıyor olsaydı tüm maddeler Güneş’i oluşturacak olan ön güneş üzerine düşüyor olacaktı. Bu durum da, bulutsu içinde gezegenleri oluşturacak hiçbir şeyin kalmamasına sebep olacaktı.

Teoriye göre gezegenlerin oluşum sırası, en dıştaki gezegenden içeriye doğrudur. Yani Güneş’e en yakın gezegen olan, Merkür en son; Güneş’e en uzak gezegen olan Neptün ise ilk sırada oluşmuştur.

Not: Şu anda gezegenlerin sıralaması, oluştukları zamana göre değildir. Milyar yıllar içinde kimi gezegenler dışa göç ederken, kimileri de içe doğru göç etmiştir. Yani, ilk oluşan gezegen Neptün, son oluşan ise Merkür şeklinde düşünmeyin.

Çok hafif olan ve bol miktarda bulunan Hidrojen elementinin çok daha fazla toplanmasını sağlayan dış Güneş sistemindeki gezegenler diğer gezegenlere oranla daha büyük oldu ve çevrelerinde ki girdaplar uyduları oluşturdu.

Vazgeçilmezimiz: Güneş

Güneş’ten Dünya’ya yayılan enerji, fotosentez yoluyla yer yüzündeki hayatın var olmasını ve devamlılığını sağlamaktadır. Güneş Sistemi, Samanyolu galaksisinde bulunan 200 milyardan fazla yıldızdan sadece bir tanesidir. Büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşan Güneş’in çapı, Dünya’nın çapının 109 katı kadardır ve kendi etrafında dönüşünü 25 günde tamamlamaktadır.

Güneş’in yüzey ve çekirdek sıcaklığı arasında muazzam farklılıklar bulunmaktadır. Yüzey sıcaklığı 6000 kelvin iken, çekirdeğinin sıcaklığı 14.6 milyon kelvindir. Dünya’ya ulaşan enerji ise, Güneş’ten yayılan enerjinin yalnızca iki milyonda biridir. Güneş’ten gelen enerjinin, “ışık hızında” Dünya’ya ulaşma süresi ise yaklaşık olarak 8.44 dakikadır. Klasikleşmiş o cümleyi elbette biz de kuracağız; “Eğer Güneş günün birinde aniden yok olursa bunu yaklaşık olarak 8.44 dakika sonra farkedeceğiz.”

Güneş’in yıldız sınıfı G2V’dir. Bu sınıfta ki G2 kodu güneşin yüzey sıcaklığından kaynaklıdır. G2 kodu, yıldızın tayf türünü (yüzey sıcaklığı nedeniyle yaydığı ışığın rengini) tanımlar. V harfi ise, yıldızımızın “anakol” dediğimiz evrede olduğuna işaret eder. Anakol evresindeki yıldızları, çekirdek bölgelerinde hala bol miktarda bulunan hidrojeni helyuma çevirerek enerji üreten, “sağlıklı” yıldızlardır.

Güneş’in sahip olduğu muazzam enerji, hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesinden elde edilir. Güneş’te her saniye 600 milyon ton hidrojen helyum elementine dönüşmektedir. Bu dönüşüm Güneş’in her bir saniyede 4.5 milyon ton hafiflemesine yani, her saniyede yakıtının 4.5 milyon tonunun bitmesine sebep olur.

Astrofotoğrafçı Mehmet Ergün tarafından 24 Mayıs 2020 tarihinde fotoğraflanan Güneş patlaması.

 

Güneş Fırtınası (patlaması): Güneş’in içerisinde de fırtına olayına rastlamak mümkündür. Ancak bu fırtına gezegenimizde ki fırtınalardan çok daha farklıdır. Güneş yüzeyinin derinliklerinden yükselek yoğun ve sıcak gazlar, devasa patlamalar halinde yüzeyden onbinlerce km yukarı fırlar. Bu olaya ‘Güneş Fırtınası’ adı verilir.

Güneş Lekeleri: Güneş’in yüzeyinde zaman zaman koyu renkli bölgeler oluşur. Bu bölgelere ‘Güneş Lekeleri’ adı verilmektedir. Bu bölgeler manyetik alanlarla kaplıdır. Bu bölgelerin diğer bölgeler nazaran daha koyu görünmesinin sebebi ise daha soğuk olmalarıdır. Güneş lekeleri on bir yıllık döngülerle meydana gelmektedir. Her döngünün ortasına doğru ‘solar maximum’  denen dönemde pek çok güneş lekesi gözlemleriz.

Bu yazımızda kısa bir özet biçimde anlattığımız konuları daha detaylı biçimde öğrenmek için, aşağıdaki yazılarımızı okumalısınız: 

Yıldız Oluşumu
Modern Laplace Teorisi
HR Diyagramı
Güneş Lekeleri Nasıl Oluşur

Hazırlayan: Sultan Kış
Geliştiren: Zafer Emecan

Kaynakça:
Prof. Dr. Başak KOŞAR KIRCA/Astronomi Ders Notları
Carolyn COLLINS PETERSEN /Astronmy 101
Yalçın İNAN/Kozmos’tan Kuantum’a

Okumaya devam et

Çok Okunanlar