Connect with us

Evrenin Keşfi

Jules Verne Topu

Bu yazıyı yaklaşık 6 dakikada okuyabilirsiniz.

Merhaba bilim aşıkları… Bu yazıyı ‘Kozmik Anafor‘ yöneticilerinin teşviki ile kaleme alıyorum. Kozmik Anafor’un yöneticileri, elbette ciddi bilim insanları…

Onlar antik Mısırlıların uzaylılarla “al takke – ver külah” muhabbet ettiklerine, ya da Mayaların helikopter yaptıklarına inanmazlar. UFO hikayelerine gülüp geçerler. İçinde On Emir’in bulunduğu altın sandığın telsiz olduğuna, bu adamları kesseniz inandıramazsınız…

Çünkü bilim insanları hurafelere inanmaz, onlar için katı gerçeklik önemlidir… Fakat zannetmeyiniz ki, bilim insanları hayal kurmaz, veya kurulan hayalleri küçümser. Böyle bir şey yok. Hayaller, insan çocuklarının dünyayı (belki de sonradan kainatı) keşfetmesinin önünü açar. Hayallerimiz olmasaydı, bilimsel gerçeklerin hiç bir önemi olmazdı.

Elbette hayallerin bilimsel verilerle desteklenmesi gerekir. Eğer ki ‘Jedi’ adındaki gizli bir tarikatın üyelerinin, ellerindeki ışın kılıçlarıyla imparatorluk donanmasına kafa tuttuğunu hayal ederseniz, hoş bir senaryo yazabilirsiniz. Fakat elinizdeki senaryo asla gerçekleşmez. Öte yandan her hayali de küçümsememek gerekir. Kim bilir? Belki bir kısmı gerçekleşebilir. Bilim – Kurgu yazarlığını önemsemek gerekir bana kalırsa…

Biraz Fransız kaldık

Sizlerle bilim kurgu yazarlarının atası kabul edilen Jules Verne’in bir fikrini paylaşmak istiyorum; AY TOPU… Jules Verne adlı arkadaşımız Fransız olup, 19’uncu yüzyılda yaşamış bir yazar. Bu arkadaş biraz uçuk bir tip; denizlerin altında yirmi bin fersahlık bir hayal kurabiliyor. Ya da Dünya’nın merkezinde bir takım medeniyetlerin olduğunun hikayelerini yazıyor. Özetle kendisi, hayal gücü geniş bir kardeşimiz.

Jules Verne

Voyage Dans La Lune filminden alınmış bir sahne. 1902 yılında yapılmış olan bu film, yeryüzünde yapılmış ilk bilim kurgu filmi kabul edilir ve bir top mermisinin içinde Ay’a yolculuğu konu eder.

 

Jules Verne’in AY’A SEYAHAT adlı bir kitabı var. Söz konusu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Dünyadan Ay’a giden gezginler, Ay yüzeyinde ellerinde şemsiyelerle dolaşıyor (Çünkü ay çok sıcakmış) Bu arada Ay’dakı iki imparatorla karşılaşıyorlar. Ay imparatorları birbirlerinden nefret ediyor ve elbette hepsi de akıcı Fransızca konuşuyor. Bizim dünyalılar Aylılara bir iki nasihat ediyor ‘Oğlum bakın neyi paylaşamıyorsunuz? Ay dediğin küçük bir uydu. Efendi olun, birbirinizi kırmayın…’

Tabii söz konusu romanın, günümüz bilimsel gerçekleriyle bir ilgisi yok. Ama bana kalırsa Jules Verne’in bir fikri var ki, gelecekte uygulanması mümkündür.

Uzaya nasıl çıkalım?

Şimdi edebiyatı bir köşeye bırakıp, biraz bilim yapalım.
Jules Verne, uzaya nasıl çıkılacağı meselesine kendince bir çözüm buluyor. Unutmayın ki, Jules Verne’in yaşadığı dönemde havadan ağır taşıtların uçabileceğine inanılmıyordu. Henüz Wright Kardeşler serbest amino asitler olarak dolaşıyordu ve bırakın uçağı, içten yanmalı motorlar bile icat edilmemişti. Havai fişekler kullanılmakla birlikte, sıvı yakıtlı füze kavramı ortada yoktu. Çoğu kişi uzayda kütle çekiminin hissedilmeyeceğinin bile farkında değildi. Uzayın büyük ve kesintisiz bir boşluk olduğu, uzayda nefes alabileceğimiz bir havanın olmadığı bile tam olarak anlaşılmamıştı.

Jules Verne, seyyahlarımızın (Astronot) içinde bulunduğu uzay gemisinin uzaya çıkmasının nasıl mümkün olabileceği fikri üzerinde durdu. Bu soruna kendince bir çözüm buldu. Uzay gemisi devasa büyüklükte bir topla uzaya gönderdi.

Aslında teorik olarak uzaya bir top ile madde göndermek mümkün. Mesele Kozmik Anafor’da bir kaç kez ele alınan ‘Kurtulma Hızı‘ ile ele alınmalı. Eğer havaya doğru bir taş atarsanız, o taş eninde sonunda yere düşecektir. Taşı daha hızlı bir şekilde havaya atabilirsiniz, bu durumda taş biraz daha fazla yükseğe çıkacak, fakat eninde sonunda yere düşecektir. Elinizdeki taşın yere düşmemesi için yapmanız gereken, dünyanın kurtulma hızını göz önünde buludurmanızdır. Eğer saniyede 11 bin 200 metre, yani saatte yaklaşık 40 bin kilometrelik bir hızla elinizdeki taşı uzaya fırlatırsanız, o taş yere düşmez, uzaya çıkar…

Olur mu olur…

Fakat saatte 40 bin kilometre korkunç bir hızdır ve bir tüfek mermisi bile o sürate ulaşamaz. Fakat teorik olarak böylesine büyük bir hıza erişen bir top yapmak mümkündür. Özetle Jules Verne haklıdır, büyük bir top yapıp, uzaya madde fırlatmak mümkündür.

Fakat Jules Verne’in düşünmediği bir mesele var. Eğer ki saatte 40 bin kilometre hızla uzay gemisini havaya fırlatırsanız, gemi içinde öylesine büyük bir basınç (g kuvveti) oluşacaktır ki, astronotlarımızın kemikleri bile un ufak olacaktır. Ayrıca geminin bütün elektronik aletleri birbirinin içine geçecektir. Özetle uzaya büyük bir topla madde fırlatabilirsiniz. Fakat bir uzay gemisi fırlatamazsınız… Fırlatacağınız gemi, anında patates püresine dönüşecektir…
Fakat madalyonun bir de ters yüzü bulunuyor.

Tamam Dünya’nın kurtulma hızı büyük, ancak Ay gibi, Mars gibi daha küçük kütleli cisimlerin kurtulma hızı o kadar da büyük değil. Mesela Ay’ın kurtulma hızı saniyede 11 bin 200 metre değil, 2 bin 400 metre kadar. Yani daha küçük bir top yaparak aydan uzaya çıkmak mümkün. Üstelik asteroitlerde durum daha da kolay, mesela Ceres’in (en büyük asteroit) kurtulma hızı saniyede 510 metre, yani saatte iki bin kilometrenin bile altında… Diğer asteroitlerin kurtulma hızı daha da küçük. Yine de bir ay topunun içinde olmak istemem, fakat kargo taşımak için uygun bir yöntem.

Ne işimize yarayacak, nasıl çalışacak?

Gelecekte öncelikle Ay’da maden işletmeleri kurulacaktır. Ay yüzeyinde ‘Regolit’ adı verilen toz tabakası maden açısından zengin ve işlemeye uygun bir yapıdır. Titanyum, Berilyum, Aliminyum gibi hafif metaller ile elektronik için kullanılacak altın ve bakır gibi metaller Ay’da üretilebilir.

Bu üretilen maddeler, yörüngede monte edilmeye uygun parçalar halinde Ay’da (Veya bir asteroitte) yapılır. Sonra Jules Verne topuna götürülerek yörüngeye çıkarılabilir. Yörünge istasyonundaki astronot – mühendisler de büyük uzay gemilerini üretebilirler. Böylece güneş sistemini keşfedeceğimiz filolarımız dünya üzerinde değil de, komşumuz Ay’da oluşturulabilir. Bana kalırsa böylesine bir projede Jules Verne topu önemli bir yer tutar.

Peki bu top nasıl çalışacak? İddia ediyorum ki, kurtulma hızı küçük gök cisimlerinde topumuz basit yaylı sistemlerle bile çalışabilir. Yani sapanın büyüğü… Fakat Ay yüzeyinde saatte 2 bin 500 kilometrelik bir sürat yakalamamız gerekeceği için, sapan işe yaramaz.

Bu durumda dünyadaki toplarda olduğu gibi bir patlamaya ihtiyacımız var. Namlu içerisindeki odacığa önceden belli bir miktarda hidrojen atomu yerleştirebilirsiniz. Bu hidrojeni güneş rüzgarlarının savurduğu maddelerden toplayıp biriktirmek mümkün. Daha sonra basınç altında sıkıştırılan hidrojen gazının merkezinde küçük bir patlama yapılır. Böylece aşırı ısı altında kalan atomlar, itici gücümüzü oluşturur. Tıpkı sıcak barut gazlarının namlu içindeki mermiyi ileri itmesi gibi.

Topun konuşlanacağı bölgeyi seçmek de önemli. Ay yüzeyinde büyük bir merkez kaç kuvveti yok. Fakat asteroitlerde topumuz (veya sapanımız) ekvator bölgesine yerleştirilirse, gezegenciğin merkez kaç kuvvetinden de yararlanır. Ayrıca yüksek tepelere topun kurulması da göz önünde bulundurulmalı. Böylece kütle çekim merkezinden uzaklaşılmış olacak, cisimleri uzaya çıkartmak daha kolay olacaktır.

Ben gelecekte Jules Verne topunun insan taşımacılığında kullanılacağını düşünmüyorum. Fakat kargo taşımacılığında kesinlikle çok başarılı bir yöntem olacağı fikrindeyim. Siz ne dersiniz?

Kerem Akyıl

Not: Okurumuz Kerem Akyıl’a bu oldukça keyifli yazı için teşekkür ederiz. Kullandığımız görsel, 1902 yılında yapılmış “ilk bilim kurgu filmi” olarak kabul edilen “A trip to the moon” isimli filmden alıntıdır.

1 Comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Evrenin Keşfi

Adli Astronomi Nedir? Yerel Hukukta Adli Astronomi Kullanımı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Neredeyse bütün bilim dalları iç içe olan astronomi en eski ama kendisini sürekli güncellemesiyle en yeni bilim dallarından biridir.

Geleceğin meslekleri arasında gösterilen uzay hukuku, uzay mimarisi, asteroid madenciliği gibi alanlarda ülkeler personel yetiştirmek istiyor ise astronomi eğitimine gerekli önemi vermek zorundadır. Adli astronomi de gelişmek için kendisine yatırım bekleyen adli bilim dalıdır.

Adli astronomi nedir ve ne iş yapar?

Adli astronomi, gökyüzünün geçmiş zamanlarda olan görünümünü ve gök cisimlerinin konumlarını göstermeye yarayan adli bilimin bir dalıdır. Adli bilimde, edebiyatta, tarihsel olaylarda ve sanat tarihinde adli astronomi kullanılmaktadır. Ülkemizde bazı davalarda astronomi, adaletin sağlanmasında katkı sağlıyor. Bu alanda Kandilli Rasathanesi’ne gerekli davalarda başvurular olmaktadır.

Örneğin; 1992 yılında bir asteğmen, bir yüzbaşına fiziksel şiddet uyguluyor. Asteğmen kendisini savunduğunda havanın çok karanlık olduğunu ve kişinin yüzünü göremediğini, bu nedenle onun bir er olduğunu düşünerek “dövdüğünü” ifade ediyor. Burada astronomi devreye giriyor ve kavganın olduğu gün Ay’ın dolunay evresinde olduğu belirleniyor. Bu bilgiden hareketle o tarihte hiçbir ışık kaynağı olmasa da insanların birbirlerinin yüzünün seçilebileceği anlaşılıyor.

Bir trafik kazası olduğunu düşünelim. Bu kazanın davası kazadan 3 ay sonra görüldü diyelim. Eğer kaza yapan kişi; “Hava çok karanlıktı, etrafta aydınlatmalar yoktu, bu yüzden göremedim” gibi bir ifade kullanıyorsa burada devreye yine adli astronomi giriyor. O dönemde Ay’ın hangi evrede olduğu önemli. Kaza yapan kişi asteğmenin durumuna düşebilir.

Van Gogh’un Tablosu ve Adli Astronomi

Van Gogh’un tablosu ile adli astronomi arasında bir bağlantı bulmakta zorlanmış olabilirsiniz. Ancak aslında, Van Gogh’un ünlü eserlerinden birisi olan Evening Landscape with Rising Moon tablosundaki gizem adli astronomi sayesinde çözülmüştür.

Vincent Van Gogh’un Evening Landscape with Rising Moon (Akşam Manzarası ve Yükselen Ay) tablosu

 

2003 yılında SWT fizik profesörleri Donald Olson ve Russell Doescher, İngiliz Profesör Marilynn Olson ile birlikte Sky & Telescope dergisinin Temmuz 2003 sayısında bu ünlü tablo hakkında bir makale yayınladılar. Tablonun tam olarak ne zaman resmedildiği bilinmemekteydi.

Bu tabloda ilk zamanlarda dağın arkasından Güneş’in battığı düşünülmüş. Tablonun üzerinde derin bir çalışma yapan bilim insanları; oradaki gök cisminin Güneş değil Ay olduğunu; Ay’ın doğmaya başladığını, tabloda yer alan buğdayın hangi tarihler arasında hasat edileceği, bu tabloda çizilmiş yerin gerçek bir yer olduğunu, Ay’ın resimde yer alan bölgeden tam olarak hangi günde doğacağını ve bazı diğer önemli sonuçları adli astronomi sayesinde bulabilmişlerdir. Benzer biçimde, geçmiş yıllarda oluşmuş meteor olaylarını incelerken de aslında yine adli astronomiye başvurmuş oluyoruz.

Frederic Edwin Church, The Meteor of 1860 (Görsel Kaynağı: https://www.wikiart.org/en/frederic-edwin-church/the-meteor-of-1860)

 

Astronomlar ve astrofizikçiler sürekli evreni incelemeye çalışırlar. Yıldızlardan ve galaksilerden alınan tek şey ışıktır. Bu ışığı inceleyerek yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Peki, burada astronomların yaptığı çalışmalar da adli astronomiye girmiyor mu? Belki ölmüş bir yıldızın kalıntısı hakkında bilgi edinmek ve bu ölümden sonra yakında yer alan komşu yıldızların nasıl etkilendiğini incelemek de mizansen bir açıdan adli astronomi olarak değerlendirebilir.

Hazırlayan: Sinan Koçak
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Güral, N. Adli astronomi. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/adliastronomi.htm
  2. Güral, N. Astronomi ve adli tıp. Erişim Tarihi: 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/ASTVADLI.HTM
  3. Moonrise061003. (2016, Haziran 08). SWT astronomers SLEUTH van Gogh “Moonrise” mystery. Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.txstate.edu/news/news_releases/news_archive/2003/06/moonrise061003.html
  4. Forensic astronomy. (2020, Kasım 25). Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Forensic_astronomy
  5. Ash, S. (2018, April 17). “Forensic astronomy” reveals the secrets of an iconic ansel adams photo. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.scientificamerican.com/article/forensic-astronomy-reveals-the-secrets-of-an-iconic-ansel-adams-photo/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Milli Uzay Programı Açıklandı!

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 9 Şubat 2021 Salı günü iki yıldan uzun süredir duyurulması beklenen programını ve yol haritasını açıklandı.

Açıklamada dile getirilen olan proje ve hedefleri, Kozmik Anafor Youtube kanalında, Dr. Umut Yıldız, Prof. Dr. Lokman Kuzu, Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, Prof. Dr. İbrahim Küçük, gibi uzmanlar eşliğinde canlı yayında yorumladık. Milli uzay programını detaylıca öğrenmek için, aşağıdan veya bu linkten ulaşabileceğiniz yayınımızı izleyebilirsiniz.

Ülkemizde Uzay Ajansı kurulması hedefi 57’nci Hükûmet döneminde gündeme gelmiş, 2000 yılında oluşturulan “Vizyon 2023” perspektifi de Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik bir öncü olmasını da ortaya koymuştur. Akabinde 26 Şubat 2001 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu kararı, daha sonra 2 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile “‘Türkiye Uzay Kurumu” kurulması için çalışma başlatılmıştır. 15 Mayıs 2002 tarihli Başbakanlık genelgesiyle TÜBİTAK görevlendirilmiştir. 2017 yılında meclise iletilen Türkiye Uzay Ajansı kanun tasarısını, bu linkteki yazımızda detaylıca incelemiştik.

Türkiye Uzay Ajansı’nın, ülkemiz açısından oldukça önemli olan uzay ve havacılık sektörlerinde teknolojide dışa bağımlı olmayan, rekabetçi bir sanayinin geliştirilmesi, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması yolunda başarılı olmasını temenni ederiz.

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Uzayda Bugün: İlk Serbest Uzay Yürüyüşü (7 Şubat 1984)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Şubat 1984 yılında fırlatılan Challenger Uzay Mekiği ile gerçekleştirilen, STS-41b görevinin bize verdiği en ikonik görsel, astronot Bruce McCandless’in Dünya üzerinde araca bağlı olmadan uzay yürüyüşü yaptığı fotoğraf oldu.

McCandless, ABD ile SSCB arasındaki Ay yarışının ortasında hızlanan uzay programlarına katılmak için 1966 yılında seçilen 19 astronotun yer aldığı prestijli bir grup olan 5. Astronot Grubu’nun bir üyesiydi. Ayrıca Challenger astronotları arasında Apollo, Skylab ve Uzay Mekiği programlarına muazzam katkılarda bulunmuş ve bu görevin kumandanı da olan Vance D. Brand de bulunuyordu. Brand ve McCandless dışında ekipte pilot Robert L. Gibson ile görev uzmanları olan Robert L.Steward ve Ronald E. McNair yer alıyordu.

Brand’in kumandanlık yaptığı ilk görev olan STS-5 ile ticari uyduların taşınıp yerleştirilmesi planlanmıştı. Uydu yerleştirilmesi başarılı oldu ancak, astronot kıyafetlerindeki problemler sebebi ile planlanan uzay yürüyüşleri yapılamayıp iptal edildi. STS-41b görevinde ise durum tersi oldu. Mürettebatın görevin başında iki iletişim uydusunu yerleştirmeyi başarmasına rağmen iki uyduda da bulunan takviye roketlerin sadece 20 saniye sonra beklenmedik şekilde kapanmasından dolayı bu uydular yere eş zamanlı yörüngeye ulaşamadı. Fakat diğer yandan uzay yürüyüşleri ise olağanüstü bir başarıya ulaştı.

7 Şubat’ta ve daha sonrasında 9 Şubat’ta McCandless ve Steward ‘İnsanlı Manevra Birimlerini” taktılar ve hiç bir yere bağlı olmadan uzayda yürüyüşe çıktılar. Bu İnsanlı Manevra Birimi, yaklaşık 85 cm genişliğinde, 72 cm derinliğinde ve 127 cm uzunluğundaydı. Alüminyum çerçevesi, nitrojen (azot) ile doldurulmuş iki tane kevlar kaplı alüminyum tankı barındırıyordu. Bu da altı saatten uzun bir uzay yürüyüşü için yeterli bir itici güçtü.

McCandless ve Steward, mekikten yaklaşık 100 metre uzaklaştı ve bir çok kere bu mesafeyi gidip döndüler. Hem astronotlar hem de mekik saatte yaklaşık 18,000 mil hızla yol alıyorlardı. Uzay yürüyüşündeki rollerini bir çok kez pratik yapan mekiğin içerisindeki ekip ise, astronotların hareketlerini Challenger’ın radarı ve diğer aygıtlarıyla izlediler.

Eğer uzay yürüyüşü yapan astronotlar arıza sonucu uzaklaşmaya başlasaydı Brand’ın onları takip edip mekiğe manevra yaptırmak gibi bir planı vardı. Bu sayede de McCandless ve Steward, kendilerini güvenli bir şekilde kollara tutunarak manevra yapabilecekleri mekiğin yük bölmesinde bulacaklardı. Neyse ki yürüyüşlerde bu tarz beklenmedik bir durum oluşmadı. Bir fotoğraf tutkunu olan Gibson ise bu yürüyüşün ikonik karelerini fotoğrafladı.

Çeviri: Burcu Ergül Emecan

Kaynak:
https://appel.nasa.gov/2020/02/06/this-month-in-nasa-history-astronauts-make-first-untethered-spacewalk/

Okumaya devam et

Çok Okunanlar