Connect with us

Asteroidler

Jüpiter Sistemi

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Jüpiter çok büyük bir gezegendir. Sistemimizin “ağır abisi” diyebileceğimiz bu gezegenin kütlesi (kütleyi ağırlık olarak düşünebilirsiniz) o kadar büyüktür ki, geri kalan tüm gezegenler, yani Dünya, Mars, Merkür, Venüs, Satürn, Neptün, Uranüs bir araya gelseler bir Jüpiter etmezler.

Hatta bunların üzerine sistemimizdeki tüm meteorları, kuyruklu yıldızları, cüce gezegenleri de ekleseniz Jüpiter hala hepsinden daha ağır kalır.

Bu çok büyük kütlesi nedeniyle kimi astronomlar şu tanımlamayı yaparlar: “Güneş Sistemimiz; Güneş, Jüpiter ve bazı kalıntılardan oluşmuştur”. Evet, Jüpiter ile kıyasladığımız Güneş Sistemi’ndeki her şey aslında birer kalıntıdan ibarettir diyebiliriz belki de. “Gaz devi” derken bunu kastediyoruz; gaz deyip geçmeyin. Jüpiter gibi gaz devi gezegenler, sistemlerindeki hemen her şeyden çok daha ağır, çok daha büyüktürler.

Çok büyük bir kısmı Hidrojen ve Helyum gazlarından meydana gelen Jüpiter’in, bildiğimiz kadarıyla 67 uydusu var. Bu uydulardan görece “büyük” olan 4 tanesi, Galileo Uyduları olarak da biliniyorlar ve Dünya’dan basit bir teleskopla dahi gözlemlenebilirler.

(2020 yılı düzeltmesi:
Yazıyı hazırladığımız 2015 yılında Jüpiter’in bilinen 67 uydusu varken, 2020 yılında yeni keşfedilenlerle birlikte bilinen uydu sayısı 79’a yükseldi.)

Neredeyse kendi çapında mini bir Güneş Sistemi oluşturmuş olan Jüpiter’in bu 4 uydusundan en büyüğü Ganymede, kütle açısından olmasa da, çap olarak Merkür gezegeninden bile daha büyüktür. Üstteki görselde, bu Galileo uyduları olan Ganymede, Io, Europa, Callisto ve Jüpiter’in büyüklükleri orantılı olarak gösteriliyor. Kıyaslamaya yardımcı olması açısından bizim uydumuz Ay’ı da aralarına yerleştirdik.

Dört büyük uydu haricinde kalan (ve bir yığın halinde gösterdiğimiz) diğer uydular ise, çoğunlukla biçimsiz ve birkaç kilometre çapında küçük asteroidlerden oluşuyor. Bunların en büyükleri olan Amalthea bile 250×146×128 km boyutlarında bir kaya yığınından ibaret.

Not: Jüpiter gezegeni ve uyduları ile ilgili çok daha geniş kapsamlı makalemizi bu linkten okuyabilirsiniz.

Zafer Emecan

Asteroidler

243 Ida Asteroiti ve Uydusu Dactyl

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

1989 yılı Ekim ayında, Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’i incelemek amacı ile Galileo sondası uzaya fırlatılmış, 14 yıllık görev süresinin ardından 21 Eylül 2003’te Jüpiter’e düşürülerek bizlere veda eden bu araç, çok sayıda keşfe imza atmıştı.

Jüpiter gezegeni ve uyduları ile ilgili çok önemli keşiflere imza atmış olan bu sonda, Jüpiter’e ulaşana dek rotası gereği bir kez Venüs’ün ve iki kez de Dünya’nın kuvvetli kütle çekim etkisinden hız alarak uzun yolculuğuna başlamış oldu.

Yolculuğu sırasında Mars ve Jüpiter arasında yer alan Asteroit Kuşağı‘nın da içerisinden geçen Galileo sondası, bu sırada Gaspra ve 243 Ida isimli asteroitlere da yakın ziyaretler gerçekleştirdi. Bu durum, uzaya gönderilen uzay sondaları için de bir ilki oluşturuyordu.

En üstte gördüğünüz fotoğraf, Galileo sondası tarafından 28 Ağustos 1993 tarihinde çekildi. Yaklaşık 10.500 km’lik bir uzaklıktan çekilen bu fotoğrafta, 243 Ida asteroitinin yüzey şekilleri ve üzerinde yer alan krater oluşumları açıkça görülebilir bir durumdadır.

243 Ida’nın Galileo uzay aracı tarafından alınmış olan detaylı görünümü.

İlk olarak 29 Eylül 1884 yılında Avusturyalı astronom Johann Palisa tarafından keşfedilen Ida, 58×23 km boyutlara sahip, Asteroit Kuşağı’nın iç kısmında yer alan tipik bir S- Tipi asteroittir. S-Tipi asteroitler, yapıları gereği ağırlıklı olarak Silikat (taş/kaya) malzemeden oluşmuş asteroitlerdir. S-Tipi denmesinin sebebi de budur aslında yani Silikatın baş harfiyle adlandırılırlar.

Ida asteroiti, ortalama 429 milyon km uzaklıkta yer aldığı Güneş çevresindeki bir turunu 4,84 yılda tamamlamaktadır ve kendi ekseni etrafındaki bir tur dönüşü da yaklaşık 4,63 saattir.

Uydusu Dactyl

Galieo sondasının iletmiş olduğu fotoğrafları inceleyen program görevlilerinden Ann Harch, asteroit çevresinde dolanmakta olan 1,4 km çapa sahip Dactyl uydusunu keşfetti. İlk tespit edildiğinde 1993(243)1 ismi ile anılan bu uydu, daha sonrasında Yunan Mitolojisi’nde Kaz Dağı’nda (Ida) yaşadığına inanılan bir yaratık olan Dactyl’in adını aldı. Dactyl, aynı zamanda bir asteroite ait bilinen ilk uydu olma özelliği taşımaktadır.

Dactyl’nin, bilim insanları tarafından çevresinde döndüğü Ida asteroiti ile aynı kökenden geldiği düşünülmektedir. Bu durum, daha önceleri Dactyl in Ida’dan kopmuş bir parça olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır.

Daha sonraları Hubble Teleskobu tarafından da incelenmeye çalışılan Ida asteroitinde, çevresinde dolanan Dactyl maalesef boyutunun ufaklığı nedeniyle görülemedi. Dolayısıyla gökbilimciler bu küçük uydunun dönüş periyodunu bilgisayar simülasyonlarıyla belirlemeye çalıştılar. Şu an yapılan tahminlere göre Dactyl, Ida çevresindeki bir turunu yaklaşık olarak 20 saatte tamamlıyor.

Hazırlayan: Sinan Duygulu

https://amazingspace.org/resource_page/78/solar_system/type
https://solarsystem.nasa.gov/asteroids-comets-and-meteors/asteroids/243-ida/in-depth/
https://www.jpl.nasa.gov/spaceimages/details.php?id=PIA00136

Bu yazımız, ilk olarak 4 Nisan 2014 yılında Facebook sosyal medya hesabımızda yayınlanmış, geliştirip düzenlenerek sitemize eklenmiştir. 

Okumaya devam et

Asteroidler

29 Kasım’da Yakınımızdan Geçecek Asteroit Tehlike Yaratacak Mı?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

29 Kasım 2020 tarihinde görece büyük bir asteroit dünyanın yakınından geçecek. Ancak endişe etmeyi gerektirecek bir durum yok, çünkü bu asteroit Dünya – Ay arası mesafenin yaklaşık 12 katı uzaklıktan geçip gidecek. Çarpışma riski oluşturmayan bu mesafe, gökbilimsel ölçeklerde oldukça yakın olarak değerlendirilebilir.

Yazımızın video versiyonunu bu linkten veya aşağıdan izleyebilirsiniz. Video izlemeyi değil, okumayı tercih edenler ise, sayfayı kaydırıp okumaya devam edebilir… 

Dünyamızı yakından ziyaret edecek gök cismine gelmeden önce asteroit ya da küçük gezegen (minör planet) olarak isimlendirilen asteroitlerden biraz bahsedelim. Güneş sisteminde asteroitlerin büyük bir kısmı Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda yer alır. Bu kuşakta yaklaşık olarak 600.000 asteroit bulunur. Astreoit kuşağındaki gök cisimlerinin çapı birkaç metreden yaklaşık 1.000 kilometreye kadar geniş bir ölçekte değişiklik gösterir.

Örneğin, bugüne dek keşfedilmiş en büyük asteroit olan Ceres, 952 kilometre çapa sahiptir ve boyutunda dolayı aynı zamanda “cüce gezegen” olarak da sınıflandırılır. Ayrıca Ceres asteroit kuşağının toplam kütlesinin %32’sini oluşturur. En büyük ikinci ve üçüncü asteroitler olan Vesta ve Pallas’ın çapları 500 kilometrenin üzerindedir. Ancak bu saydığımız büyük asteroitler istisna sayılabilir. Çünkü astreoitlerin büyük bir kısmı ancak birkaç yüz metre boyutlarındadırlar.

Ayrıca yörüngelerine ya da boyutlarına göre bazı asteroitler, “tehlikeli olabilecek gök cisimleri” olarak sınıflandırılırlar. Eğer bir gök cismi Dünya’dan 0.05 astronomik birim yakından seyrediyorsa (Dünya – Ay arası mesafenin 19.5 katından daha az) ve çapı 140 metrenin üzerindeyse, bu gök cisimleri tehlikeli olabilecek gök cisimleri (PHO) olarak etiketlenir. Bu sınıflandırma, gelecekte dünyaya tehlike yaratabilecek cisimlerin takibini kolaylaştırır. Ancak sınıflandırma sizi yanıltmasın. PHO kategorisinde olan her gök cismi dünyaya çarpacak diye bir kural yok. Bugüne dek tespit edilen PHO’ların en az %98’inin gelecek 100 yıl içerisinde Dünya’ya çarpma olasılığı bulunmuyor. Dünya’ya küresel ölçekte zarar verebilecek asteroitin en az 400 metre çapında olması gerekir ancak bu tür çarpmalar oldukça nadir gerçekleşir. Kayıtlara göre bu tür çarpmalar ancak her 100.000 yılda bir gerçekleşebilir.

29 Kasım’da dünyanın yakınından geçecek olan asteroit [(153201) 2000 WO107] de tehlikeli olabilecek gök cismi kategorisinde bulunuyor. Çünkü boyut olarak 500 metrelik çapa sahip olan bu gök cismi, belirttiğimiz tarihte Dünya – Ay arası mesafenin 11.19 katı bir uzaklıktan geçecek. Bu uzaklık dünyamız için güvenli bir mesafe olduğu için endişe etmeyi gerektirecek bir durum söz konusu değil. Saatte yaklaşık 90.000 kilometrelik hızla hareket eden bu gök cismi, dünyaya yakın cisim (NEO) sınıfında bulunan, Aten tipi bir asteroit. Aten tipi asteroitlerin yörüngeleri Dünya ile çakışır ve çoğunlukla Dünya yörüngesinin içinde hareket ederler. Aten asteroitlerinin en ünlüsü olan Cruithne, Dünya ile neredeyse Dünya ile aynı yörüngeyi takip eder. Bu nedenle Aten tipi asteroitler zaman zaman Dünya’nın görünmeyen uyduları olarak nitelendirilir ancak bu cisimlere uydu demek pek doğru sayılmaz.

(Görsel Kaynağı: JPL Small Body Database)

 

(153201) 2000 WO107 asteroiti yakın bir mesafeden geçecek olmasına rağmen çıplak gözle gözlemlenemeyecek. Asteroitin boyutu, geçeceği uzaklığı ve yüzeyinin düşük yansıtabilirlik oranı (albedo) nedeniyle, gök cisminin görünür kadri +12 ila +13.5 arasında değişecek. Yani oldukça düşük parlaklık oranına sahip asteroiti çıplak gözle gözlemlemek mümkün olmasa da 6 inç, 8 inç veya daha büyük bir teleskopla gözlemlenme şansı da yok değil. Asteroiti gözlemlemeyi başaran şanslı gözlemciler, bu gök cismini gökyüzünde hızlıca hareket eden soluk bir yıldız olarak görebilirler.

Hazırlayan: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Irizarry, E. (n.d.). Asteroid 2000 WO107 will pass safely Kasım 29, closer in subsequent flybys. Bağlantı Adresi: https://earthsky.org/space/asteroid-2000-wo107-nov-2020-flyby-then-closer
  2. NEO Basics. (n.d.). Retrieved Kasım 26, 2020, adres: https://cneos.jpl.nasa.gov/about/neo_groups.html
  3. Will an asteroid hit the Earth? (n.d.). Alındığı Tarih: Kasım 26, 2020, adres: https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions/question11.html

Okumaya devam et

Asteroidler

Uzayda Bugün: Kafatası Şeklindeki Bir Asteroit Yakınımızdan Geçti! (31 Ekim 2015)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

31 Ekim 2015 tarihinde kafatası şeklindeki bir asteroit, Dünya’nın yakınından geçti.

Söz konusu asteroit, Cadılar Bayramı’nda (batı toplumlarında ve son zamanlarda ülkemizde de yer yer kutlanan bir gün) öyle bir mükemmel zamanlama ile gelmişti ki bu durum, zaten ürkütücü olan asteroidi daha da ürkütücü hale getirmişti.

En çok yaklaştığı sırada asteroit, Dünya’dan yaklaşık 483 bin kilometre yani Dünya ile Ay arasındaki ortalama mesafenin 1.3 katı kadar uzaklıkta idi. Bu yüzden de Dünya’ya bir tehdit oluşturmuyordu. Geçişinden sadece üç hafta önce Hawaii’de bulunan Pan-STARRS Gözlemevi astronomları tarafından keşfedilen asteroite resmi olarak “2015 TB145” adı verildi.

Bu arada Cadılar Bayramı’ndan önceki gün Porto Riko’da bulunan Arecibo Gözlemevi asteroidin ilk radar görüntülerini yakalayana kadar kimse onun neye benzediğini bilmiyordu. NASA kendisine “Müthiş Balkabağı (Great Pumpkin)” derken diğerleri “Cadılar Bayramı Asteroidi (Halloween Asteroit)” dedi. Asteroidin radar gözlemleri, onun tahminlerden daha geniş olduğunu gösterdi. Asteroit, 600 metre genişliğindeydi ve kendi çevresinde her beş saatte bir dönüyordu. Ayrıca asteroit, uzayda 126,000 km/saat hızla yol alıyordu ve kendisinin bir kuyruklu yıldız olabileceğini gösteren bir takım ipuçları da vardı.

Bu asteroiti kafatasına benzetmemiz ise elbette ki insan beyninin şekilleri ve kalıpları alıp aslında olmadığı diğer bir şeye benzetmesi olayı olan “pareidolia” yüzündendir.

Hazırlayan: Burcu Ergül EMECAN

Kaynaklar:
https://www.space.com/39251-on-this-day-in-space.html
https://www.space.com/30983-halloween-asteroid-creepy-skull-image.html

Okumaya devam et

Asteroidler

OSIRIS-REx Asteroitten Aldığı Örneklerle Geri Dönüyor

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

OSIRIS-REx ekibi, Bennu asteroitinden toplanan örnekleri kütle kaybını en aza indirmek amacıyla olabildiğince hızlı bir şekilde depolamak için çalışacak.

 

Bennu’dan materyal toplama görevi, ABD, Kanada ve Japonya uzay ajanslarının ortak bir projesi. 23 Ekim 2020’de görev ekibinin yaptığı açıklamaya göre OSIRIS-REx sondası, Bennu asteroitinin yüzeyinden o kadar çok toprak ve kaya topladı ki, aracın örnek toplama mekanizması uygun bir şekilde kapanmadı ve toplanan materyalin bir kısmı uzaya kaçabilir.

Sondanın işleyicileri, şu anda materyal kaybını en aza indirmek amacıyla toplanan toprak ve kayaları mümkün olan en kısa sürede sondanın dönüş kapsülüne yerleştirmeyi planlıyor. Ekip, bu önemli ve birkaç gün sürecek operasyona 27 Ekim’de başlamayı umut ediyor.

NASA’nın Washington’da bulunan ana merkezinde bilim müdürü olarak görev yapan Thomas Zurbuchen açıklamasında Bennu’nun onları şaşırtmaya devam ettiğini ve aynı zamanda ters köşeye yatırdığını söyledi. “Örnekleri istiflemek için çok hızlı hareket etmek zorunda kalabilecek olmamıza rağmen bu durum kötü değil. Bu tarihi anın ötesinde on yıllarca bilime ilham verecek bol miktarda örneğe sahip olduğumuzu görmek bizi çok heyecanlandırıyor.”

Uzay aracının SamCam kamerası ile 22 Ekim 2020 tarihinde çekilen bu üç görüntü serisi, aracın örnek alma kolunun ucundaki bölmenin Bennu’un yüzeyinden toplanan kaya ve toprak ile dolu olduğunu bize gösteriyor. Ayrıca bu parçacıkların bir kısmının yavaşça bu bölmeden kaçtığını da gösteriyor. (Görsel Telif: NASA)

 

800 milyon dolarlık OSIRIS-REx aracı, 2016 yılının eylül ayında fırlatıldı ve 2018 yılının aralık ayında da Bennu’ya ulaştı. Görevin temel amacı, en az 60 gram saf Bennu materyalini Dünya’ya getirmekti. Bu hedefe ise dönüş kapsülünün Utah çölüne iniş yapmasıyla 24 Eylül 2023 tarihinde tam anlamı ile ulaşılacak.

Bütün göstergeler, OSIRIS-REx’in Touch-And-Go Örnek Alma Mekanizması (TAGSAM) ile 6 saniyelik Bennu “öpücüğü” manevrası sırasında yeterli miktardan daha fazla materyal topladığını gösteriyor. Mekanizmanın ucundaki bölme, Bennu’nun derinliklerine ulaştı ve hatta belki de yüzeyin 48 santimetre altına kadar gitti. Ve uzay aracı tarafından çekilen fotoğraflar da örnek alma başlığının materyale bastırılmış olduğunu bize gösteriyor, bu durum da sondanın en az yüzlerce gram Bennu materyali topladığı anlamına geliyor. Ancak bu fotoğraflar ayrıca TAGSAM’ın başlığından kaçan bir parçacık bulutunu da ortaya çıkardı. OSIRIS-REx toplanan örneğe bakmak için TAGSAM’ı hareket ettirdiği zaman bu parçacık kaçışı tetiklendi.

Görevin baş araştırmacısı Dante Lauretta ve meslektaşları, aslında 24 Ekim’de aracı birazcık döndürmeyi de içeren bir operasyon ile örnekleri tartmayı planlamışlardı. Ancak bu hareket şüphesiz ki daha fazla asteroit parçasının serbest kalmasına sebep olacağı için ekip üyeleri artık sadece örnekleri depolamayı planlıyorlar. Ayrıca aynı sebepten dolayı aracın Bennu’dan geri çekilmesini yavaşlatacak olan motor ateşlemesini de iptal ettiler. Lauretta, bu tartma işleminin atlanmasının büyük bir kayıp olmadığını söyledi. Cuma günü yapılan yeni bir konferansta ise önlerindeki yeni zorluğun TAGSAM’ın muhtemelen materyal dolu olması ve bu noktadaki en büyük önceliğin örneklerin güvenle depolanması ile daha fazla kaybın olmamasını sağlamak olduğunu açıkladı.

Lauretta, kaybedilen materyalin miktarının belirlenmesinin çok zor olduğunu belirtti. Ancak Lauretta, son gelen fotoğraflardan yola çıkarak 10 grama kadar örneğin kümeden uçuştuğunu ve depolama işlemi sırasında da “gramlardan onlarca grama kadar” örneğin kaybedilebileceğini tahmin ediyor. Bu esnada Bennu nispeten hareketsiz kaldığında kaçış oranı oldukça düşük görünüyor. Eğer bu sayılar doğruysa ve OSIRIS-REx dokunuşunda gerçekten de yüzlerce gram materyal topladıysa görev ileriye dönük olarak iyi durumda demektir. (Aşağıdaki videodan, aracın Bennu yüzeyinden örnek toplama anını izleyebilirsiniz.)

Fakat örnekler, hemen depolanamayacak. Ekibin ilk önce sızan asteroit parçacıklarını da hesaba katan bir depolama planını tamamlanması ve doğrulaması gerekiyor. Ayrıca görevin, NASA’nın uzaktaki uzay araçları ile iletişim kurmak için kullandığı ve tüm dünyaya yayılmış radyo antenlerinin oluşturduğu bir takım olan Derin Uzay Ağı‘nda uzun ve sürekli bir zaman aralığını güvence altına alması gerek. Örnekleri depolama, yeryüzü ile araç arasında gerçekleşecek olan karmaşık ve fazla vakit alacak bir süreç olacak.

OSIRIS-REx, örnek toplama manevrasını gerçekleştirdikten sonra Bennu’dan uzaklaşmaya başladı ve asteroite tekrar geri gitmeyecek. Önümüzdeki hafta örneklerin başarılı bir şekilde depolandığı varsayılırsa bir sonraki dönüm noktası, 2021 Mart ayının başlarında aracın Bennu’dan ayrılıp Dünya’ya geri dönüşüne başladığı zaman olacak. Lauretta’ya göre dönüş yolculuğu yani Eylül 2023’te dönüş kapsülünün miktarı bilinmeyen materyal ile birlikte Dünya’ya geldiği zamana kadar sorunsuz gerçekleşecek.

Elde edilen asteroit kayaları ve toprağı, daha sonra dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlara gönderilecek ve bilim insanları, Güneş Sistemi’nin ilk günleri ve Bennu gibi karbon bakımından zengin uzay kayalarının Dünya’da yaşamın başlamasına yardımcı olmasında oynadığı rol  hakkındaki ipuçları konusunda onları inceleyebilecekler.

OSIRIS-REx, NASA’nın ilk asteroit örnek toplama görevi olsa da aslında tam olarak ilk defa denenen bir görev değil. Japonya’nın Hayabusa sondası 2010 yılında Itokawa asteroitinden aldığı küçük taşlı tanecikleri Dünya’ya getirdi ve halefi olan Hayabusa 2 sondası da şu anda karbon açısından zengin Ryugu Earthward asteroitinden aldığı örnekleri yeryüzüne taşıyor. Ryugu materyalleri, önümüzdeki Aralık ayında Avustralya’ya inecek.

Çeviri: Burcu Ergül EMECAN

Kaynak: https://www.space.com/osiris-rex-asteroid-samples-overflowing

Okumaya devam et

Çok Okunanlar