Connect with us

Evrenin Keşfi

Mars Kanalları ve Küçük Yeşil Uzaylılar

Bu yazıyı yaklaşık 6 dakikada okuyabilirsiniz.

Eskiden, çok eskiden, her ne kadar ilk teleskopların icadına kadar Mars hakkında çok önemli bilgilere ulaşamasalar da astronomlar, matematikçiler ve filozoflar Mars’tan gözlerini ayıramıyorlardı.

Gökyüzünde belirgin kızıl parlaklığıyla insanları büyüleyen Mars’ın gökyüzünde hareket eden bir cisim olarak belirtildiği ilk kayıtlar bundan yaklaşık 5.000 yıl önce Mısırlı astronomlar tarafından yazılmıştı. Ayrıca Babillilerin Mars hakkında önemli astronomik hesaplamalar yaptıklarını da biliyoruz. “Mars’a kanallar inşa eden Marslılar” kurgusu aslında gözlem araçlarının yetersizliğinden kaynaklandığı için, konuya girmeden evvel Mars gözlemlerinin kısa tarihine bir göz atmakta fayda var.

M.Ö 300’lerde Aristo, bir tutulma sırasında Mars’ın Ay’ın ardında kaldığını gözlemleyerek Mars’ın Ay’dan daha uzak bir noktada bulunduğu çıkarımını yapmıştı. M.Ö 100’lü yıllarda Batlamyus Mars’ın yörüngesel hareket problemini de çözüme kavuşturmak amacıyla oluşturduğu Güneş Sistemi modelinde Mars ile ilgili önemli çalışmalar yaptı.

Antik dönemlerde Mars ve diğer gezegenlerin arkaplanlarındaki yıldızlara göre hareket ediyor oluşu, büyük ilgi çekiyordu.

Antik dönemlerde Mars ve diğer gezegenlerin arka planlarındaki yıldızlara göre hareket ediyor oluşu, büyük ilgi çekiyordu.

 

M.S. 400’lü yıllarda ise Hint astronomlar Mars’ın tahmini çapını hesapladılar. Bu dönemden 1600’lü yıllara kadar 13 Ekim 1590’da Michael Maestlin’in Mars’ın Venüs tarafından örtülmesini gözlemlemesi dışında Mars hakkında çok önemli çalışmalar veya keşifler yapılmadı.

1600’lü yıllara gelindiğinde Tycho Brahe’nin Mars’ın günlük paralaks değerini hesaplaması, Johannes Kepler’ın da ilk göreli Mars uzaklığını ölçmesini mümkün kıldı. Ancak o zamanın gözlem araçlarının yetersizliği, hesaplama ve ölçümlerin önüne doğrudan bir engeldi. Nihayet 1610 yılında, teleskobun mucidi Galileo Galilei tarafından ilk defa teleskopla Mars gözlemi yapıldı. Galileo’nun bu gözlemi astronomide büyük gelişmelerin önünü açacak bir kilometre taşı olacaktı. Örneğin ilk teleskoplar sayesinde Hollandalı astronom Christiaan Huygens tarafından 1639 yılında Mars’ın ilk arazi çizimleri ortaya çıkarıldı. Bu çizimler dönemin teleskoplarının kalitesi göz önüne alındığında oldukça başarılı kabul edilir ancak elbette pek çok ayrıntıdan da yoksundur.

Christian Huygens’in Syrtis Major çizimi.

Christian Huygens’in Syrtis Major çizimi.

 

Huygens’in ilk Mars çiziminde yer verdiği ‘’V’’ şekli ‘’Syrtis Major’’ olarak bilinmektedir. Huygens’in çiziminde bu şeklin gerçekte olduğundan çok daha büyük olduğunu fark edebiliyoruz. Huygens’in ardından yine teleskopların sağladığı büyük avantaj sayesinde Mars’ın günlük paralaks değeri Güneş ve Dünya arası mesafeyi de öğrenmek amacıyla 1672 yılında Giovanni Cassini tarafından yeniden ölçüldü. 1800’lü yıllara gelindiğinde ise teleskopların bir kademe daha gelişmesiyle Mars’ın yüzey yapılarını gözlemlemek mümkün hale geldi. Bu gelişmeyle birlikte de Mars hakkında büyük tartışmalar başlayacaktı. 

Bu arada şunu belirtmek gerekir ki, özellikle 18 ve 19. yy’da teleskoplarımızın gelişmesi ve -biraz daha- detaylı, ancak fikir vermekten uzak görüntüler almaya başlamamızla birlikte, çoğu bilim insanı Mars ve Venüs’te yaşam olduğuna ikna olmuştu. Bilim insanlarına göre Venüs, ormanların hakim olduğu, sıcak ve bol yağmurlu tropik bir gezegendi. Benzer biçimde Mars da, yüzeyinde sıvı halde suyun aktığı, denizlere, göllere ve nehirlere sahip bir gezegen olarak görülüyordu.

5 Eylül 1877’de Mars’ın günberi karşı konumuna gelmesini fırsat bilen İtalyan Astronom Giovanni Schiaparelli, Milan’da 22 cm’lik teleskobuyla ilk Mars haritasını çizmek üzere işe koyuldu. Schiaparelli gerçekten başarılı bir şekilde Mars’ın pek çok yüzey şeklini çizdi. Ancak yine de ne olduğunu tam olarak anlayamadığı bazı yapılar görüyordu. Bu yapılar Mars çöllerini boydan boya geçen düz çizgilerdi. Bu yüzden Schiaparelli bu düz çizgilere İtalyanca “canali” ismini verdi.

Schiaparelli’nin çizdiği ilk Mars haritası.

Schiaparelli’nin çizdiği ilk Mars haritası.

 

O zamanlar “canali” kelimesinin aslında İngilizce’de “oyuk” anlamına gelen “channel” kelimesi olarak çevrilmesi gerekirken, basit bir çeviri hatasıyla “kanal” anlamına gelen “canal” kelimesine çevrilmişti. Bilindiği üzere “oyuk” (channel) kelimesi su ile ilgisi olmayan, düz bir hatta oluşmuş çukur anlamına gelirken; “kanal” (canal) kelimesi ise yapay yollarla su taşımak için açılmış yol anlamına gelmektedir. Nihayetinde uzunca bir zaman Schiaparelli’nin bahsettiği bu çizgiler başkaları tarafından görülemeyince daha sonra bu çizgilere “optik illüzyon” yakıştırması yapıldı.

Schiaparelli’nin ardından tüm bu gözlemler ve tartışmalardan etkilenen Amerikalı astronom Percival Lowell, Schiaparelli’nin kullandığı teleskoptan yaklaşık iki kat daha güçlü olan 30 ve 45 cm’lik teleskoplara sahip bir gözlemevi inşa etti ve Mars gözlemlerine başladı. Lowell, 1895’ten ölüm yılı olan 1916’ya kadar yüzlerce Mars çizimi yaptı. Yaptığı çizimlerde yapay yollarla oluşturulmuş gibi gözüken kanal sistemlerine de yer veren Lowell, kendini Mars’taki canlıların bu kanal sistemleri ağını inşa ettikleri fikrine fena kaptırmıştı.

Percival Lowell’in hayali Mars kanalları çizimi.

Percival Lowell’in hayali Mars kanalları çizimi.

 

Aynı zamanda Mars dağlarından ilk bahseden astronomlardan biri olan Lowell, Marslıların bu kanallar sayesinde kutupta buzla kaplı bölgelerden ekvatorun kuru bölgelerine su taşındığını iddia ediyor ve hatta şunları söyleyecek kadar ileri gidiyordu; “Mars’ta şu ya da bu tür canlıların yaşıyor olduğu, o canlıların ne olduklarının bilinmediği kadar açık.”

Konuyla ilgili Gezegenler Kılavuzu kitabının yazarı ve astronom Patrick Moore, kitabının 117. sayfasında şöyle yazıyor; “Lowell gözlemlerini yaparken 45 santimlik bir mercekli teleskop kullanıyordu. Türünün en gelişmiş örneklerinden biriydi. Bu konuda size garanti verebilirim, çünkü onu Ay’ın haritasını çıkardığım günlerde çok kullandım. Onunla Mars’a da bakmıştım, ancak herhangi bir kanal gördüğümü iddia edemeyeceğim.”

Teleskoplar güçlendikçe yapay kanallar fikri çürüyor gibiydi. Öyle ki, 1909 yılında Fransız astronom Camille Flammarion tarafından 84 cm’lik bir teleskopla yapılan Mars gözlemlerinde düzensiz şekiller haricinde bahsedilen bu kanallara rastlanmadı. Flammarion’un kullandığı bu teleskobun Schiaparelli’nin kullandığı teleskoptan yaklaşık dört, Lowell’in en güçlü teleskobundan ise iki kat daha güçlü olduğunu da belirtelim.

1965’te Mariner 4 tarafından çekilen bir Mars yüzeyi fotoğrafı.

1965’te Mariner 4 tarafından çekilen bir Mars yüzeyi fotoğrafı.

 

Ayrıca 1965 yılında Mars’ın yakınından geçen ilk uzay aracı olan Mariner 4’ün gönderdiği fotoğraflarda bile bahsi geçen kanallara rastlanmadı. Mesele yalnızca, Lowell ve onunla birlikte birkaç astronomun daha teleskoplarının fazla ayrıntılı haritalar çıkarmak için yetersiz olduğu gerçeğini kabullenmeyerek görmek istedikleri şeyleri çizmeleriydi. Nitekim Lowell, Mars’ta bahsettiği kanalları Jüpiter, Merkür ve Venüs’te de gördüğünü iddia ediyordu.

Oldukça kısa bir süre içerisinde terkedilen Mars Kanalları hipotezi, bizlere bugün sıkça yaşanan Mars sanrılarını hatırlatıyor. Ayrıca Mars Kanalları iddiasının zaman içinde gözlem araçlarının güçlenmesiyle yavaş yavaş terkedilmesi, günümüzde UFO video ve fotoğraflarının netleştikçe aslında görüntülerdekilerin UFO olmadıklarının anlaşılmasıyla da benzerlik gösteriyor. Nerede bir belirsizlik varsa, insanoğlu imgelemlerini oraya yerleştirmekten kendini alıkoyamıyor.

Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  • Gezegenler Kılavuzu – Patrick Moore
  • http://www.nasa.gov/audience/forstudents/postsecondary/features/F_Canali_and_First_Martians.html
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Martian_canal

1 Comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Evrenin Keşfi

Adli Astronomi Nedir? Yerel Hukukta Adli Astronomi Kullanımı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Neredeyse bütün bilim dalları iç içe olan astronomi en eski ama kendisini sürekli güncellemesiyle en yeni bilim dallarından biridir.

Geleceğin meslekleri arasında gösterilen uzay hukuku, uzay mimarisi, asteroid madenciliği gibi alanlarda ülkeler personel yetiştirmek istiyor ise astronomi eğitimine gerekli önemi vermek zorundadır. Adli astronomi de gelişmek için kendisine yatırım bekleyen adli bilim dalıdır.

Adli astronomi nedir ve ne iş yapar?

Adli astronomi, gökyüzünün geçmiş zamanlarda olan görünümünü ve gök cisimlerinin konumlarını göstermeye yarayan adli bilimin bir dalıdır. Adli bilimde, edebiyatta, tarihsel olaylarda ve sanat tarihinde adli astronomi kullanılmaktadır. Ülkemizde bazı davalarda astronomi, adaletin sağlanmasında katkı sağlıyor. Bu alanda Kandilli Rasathanesi’ne gerekli davalarda başvurular olmaktadır.

Örneğin; 1992 yılında bir asteğmen, bir yüzbaşına fiziksel şiddet uyguluyor. Asteğmen kendisini savunduğunda havanın çok karanlık olduğunu ve kişinin yüzünü göremediğini, bu nedenle onun bir er olduğunu düşünerek “dövdüğünü” ifade ediyor. Burada astronomi devreye giriyor ve kavganın olduğu gün Ay’ın dolunay evresinde olduğu belirleniyor. Bu bilgiden hareketle o tarihte hiçbir ışık kaynağı olmasa da insanların birbirlerinin yüzünün seçilebileceği anlaşılıyor.

Bir trafik kazası olduğunu düşünelim. Bu kazanın davası kazadan 3 ay sonra görüldü diyelim. Eğer kaza yapan kişi; “Hava çok karanlıktı, etrafta aydınlatmalar yoktu, bu yüzden göremedim” gibi bir ifade kullanıyorsa burada devreye yine adli astronomi giriyor. O dönemde Ay’ın hangi evrede olduğu önemli. Kaza yapan kişi asteğmenin durumuna düşebilir.

Van Gogh’un Tablosu ve Adli Astronomi

Van Gogh’un tablosu ile adli astronomi arasında bir bağlantı bulmakta zorlanmış olabilirsiniz. Ancak aslında, Van Gogh’un ünlü eserlerinden birisi olan Evening Landscape with Rising Moon tablosundaki gizem adli astronomi sayesinde çözülmüştür.

Vincent Van Gogh’un Evening Landscape with Rising Moon (Akşam Manzarası ve Yükselen Ay) tablosu

 

2003 yılında SWT fizik profesörleri Donald Olson ve Russell Doescher, İngiliz Profesör Marilynn Olson ile birlikte Sky & Telescope dergisinin Temmuz 2003 sayısında bu ünlü tablo hakkında bir makale yayınladılar. Tablonun tam olarak ne zaman resmedildiği bilinmemekteydi.

Bu tabloda ilk zamanlarda dağın arkasından Güneş’in battığı düşünülmüş. Tablonun üzerinde derin bir çalışma yapan bilim insanları; oradaki gök cisminin Güneş değil Ay olduğunu; Ay’ın doğmaya başladığını, tabloda yer alan buğdayın hangi tarihler arasında hasat edileceği, bu tabloda çizilmiş yerin gerçek bir yer olduğunu, Ay’ın resimde yer alan bölgeden tam olarak hangi günde doğacağını ve bazı diğer önemli sonuçları adli astronomi sayesinde bulabilmişlerdir. Benzer biçimde, geçmiş yıllarda oluşmuş meteor olaylarını incelerken de aslında yine adli astronomiye başvurmuş oluyoruz.

Frederic Edwin Church, The Meteor of 1860 (Görsel Kaynağı: https://www.wikiart.org/en/frederic-edwin-church/the-meteor-of-1860)

 

Astronomlar ve astrofizikçiler sürekli evreni incelemeye çalışırlar. Yıldızlardan ve galaksilerden alınan tek şey ışıktır. Bu ışığı inceleyerek yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Peki, burada astronomların yaptığı çalışmalar da adli astronomiye girmiyor mu? Belki ölmüş bir yıldızın kalıntısı hakkında bilgi edinmek ve bu ölümden sonra yakında yer alan komşu yıldızların nasıl etkilendiğini incelemek de mizansen bir açıdan adli astronomi olarak değerlendirebilir.

Hazırlayan: Sinan Koçak
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Güral, N. Adli astronomi. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/adliastronomi.htm
  2. Güral, N. Astronomi ve adli tıp. Erişim Tarihi: 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/ASTVADLI.HTM
  3. Moonrise061003. (2016, Haziran 08). SWT astronomers SLEUTH van Gogh “Moonrise” mystery. Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.txstate.edu/news/news_releases/news_archive/2003/06/moonrise061003.html
  4. Forensic astronomy. (2020, Kasım 25). Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Forensic_astronomy
  5. Ash, S. (2018, April 17). “Forensic astronomy” reveals the secrets of an iconic ansel adams photo. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.scientificamerican.com/article/forensic-astronomy-reveals-the-secrets-of-an-iconic-ansel-adams-photo/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Milli Uzay Programı Açıklandı!

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 9 Şubat 2021 Salı günü iki yıldan uzun süredir duyurulması beklenen programını ve yol haritasını açıklandı.

Açıklamada dile getirilen olan proje ve hedefleri, Kozmik Anafor Youtube kanalında, Dr. Umut Yıldız, Prof. Dr. Lokman Kuzu, Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, Prof. Dr. İbrahim Küçük, gibi uzmanlar eşliğinde canlı yayında yorumladık. Milli uzay programını detaylıca öğrenmek için, aşağıdan veya bu linkten ulaşabileceğiniz yayınımızı izleyebilirsiniz.

Ülkemizde Uzay Ajansı kurulması hedefi 57’nci Hükûmet döneminde gündeme gelmiş, 2000 yılında oluşturulan “Vizyon 2023” perspektifi de Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik bir öncü olmasını da ortaya koymuştur. Akabinde 26 Şubat 2001 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu kararı, daha sonra 2 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile “‘Türkiye Uzay Kurumu” kurulması için çalışma başlatılmıştır. 15 Mayıs 2002 tarihli Başbakanlık genelgesiyle TÜBİTAK görevlendirilmiştir. 2017 yılında meclise iletilen Türkiye Uzay Ajansı kanun tasarısını, bu linkteki yazımızda detaylıca incelemiştik.

Türkiye Uzay Ajansı’nın, ülkemiz açısından oldukça önemli olan uzay ve havacılık sektörlerinde teknolojide dışa bağımlı olmayan, rekabetçi bir sanayinin geliştirilmesi, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması yolunda başarılı olmasını temenni ederiz.

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Uzayda Bugün: İlk Serbest Uzay Yürüyüşü (7 Şubat 1984)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Şubat 1984 yılında fırlatılan Challenger Uzay Mekiği ile gerçekleştirilen, STS-41b görevinin bize verdiği en ikonik görsel, astronot Bruce McCandless’in Dünya üzerinde araca bağlı olmadan uzay yürüyüşü yaptığı fotoğraf oldu.

McCandless, ABD ile SSCB arasındaki Ay yarışının ortasında hızlanan uzay programlarına katılmak için 1966 yılında seçilen 19 astronotun yer aldığı prestijli bir grup olan 5. Astronot Grubu’nun bir üyesiydi. Ayrıca Challenger astronotları arasında Apollo, Skylab ve Uzay Mekiği programlarına muazzam katkılarda bulunmuş ve bu görevin kumandanı da olan Vance D. Brand de bulunuyordu. Brand ve McCandless dışında ekipte pilot Robert L. Gibson ile görev uzmanları olan Robert L.Steward ve Ronald E. McNair yer alıyordu.

Brand’in kumandanlık yaptığı ilk görev olan STS-5 ile ticari uyduların taşınıp yerleştirilmesi planlanmıştı. Uydu yerleştirilmesi başarılı oldu ancak, astronot kıyafetlerindeki problemler sebebi ile planlanan uzay yürüyüşleri yapılamayıp iptal edildi. STS-41b görevinde ise durum tersi oldu. Mürettebatın görevin başında iki iletişim uydusunu yerleştirmeyi başarmasına rağmen iki uyduda da bulunan takviye roketlerin sadece 20 saniye sonra beklenmedik şekilde kapanmasından dolayı bu uydular yere eş zamanlı yörüngeye ulaşamadı. Fakat diğer yandan uzay yürüyüşleri ise olağanüstü bir başarıya ulaştı.

7 Şubat’ta ve daha sonrasında 9 Şubat’ta McCandless ve Steward ‘İnsanlı Manevra Birimlerini” taktılar ve hiç bir yere bağlı olmadan uzayda yürüyüşe çıktılar. Bu İnsanlı Manevra Birimi, yaklaşık 85 cm genişliğinde, 72 cm derinliğinde ve 127 cm uzunluğundaydı. Alüminyum çerçevesi, nitrojen (azot) ile doldurulmuş iki tane kevlar kaplı alüminyum tankı barındırıyordu. Bu da altı saatten uzun bir uzay yürüyüşü için yeterli bir itici güçtü.

McCandless ve Steward, mekikten yaklaşık 100 metre uzaklaştı ve bir çok kere bu mesafeyi gidip döndüler. Hem astronotlar hem de mekik saatte yaklaşık 18,000 mil hızla yol alıyorlardı. Uzay yürüyüşündeki rollerini bir çok kez pratik yapan mekiğin içerisindeki ekip ise, astronotların hareketlerini Challenger’ın radarı ve diğer aygıtlarıyla izlediler.

Eğer uzay yürüyüşü yapan astronotlar arıza sonucu uzaklaşmaya başlasaydı Brand’ın onları takip edip mekiğe manevra yaptırmak gibi bir planı vardı. Bu sayede de McCandless ve Steward, kendilerini güvenli bir şekilde kollara tutunarak manevra yapabilecekleri mekiğin yük bölmesinde bulacaklardı. Neyse ki yürüyüşlerde bu tarz beklenmedik bir durum oluşmadı. Bir fotoğraf tutkunu olan Gibson ise bu yürüyüşün ikonik karelerini fotoğrafladı.

Çeviri: Burcu Ergül Emecan

Kaynak:
https://appel.nasa.gov/2020/02/06/this-month-in-nasa-history-astronauts-make-first-untethered-spacewalk/

Okumaya devam et

Çok Okunanlar