Connect with us

Kozmik Anafor Arşivi

NASA, Güneş Solar Minimuma Girdi Şeklinde Uyarıda Mı Bulundu?

Bu yazıyı yaklaşık 8 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın Güneş’in Solar Minimuma Girmesi Nedeniyle Aşırı Soğuk, Ürün Kaybı, Kıtlık ve Güçlü Volkanik Patlamalar Yaşanacağı Yönünde Uyarı Yaptığı İddiası Doğru Değil

Bu okuğunuz içerik, bir teyit platformu olan Malumatfurus.org’da yayınlanan bu linkteki yazının, izin alınarak olduğu gibi sitemize eklenmiş halidir. Yazı içeriğindeki bilgilerin doğruluğu, bilim danışmanlarımızca da onaylanmıştır. 

Sona ermesinin ardından pek hayırlı yad edilmeyecek gibi duran 2020 yılına ilişkin birçok felaket senaryosu ortaya atıldı. Bu senaryoların bazısı gerçekleşirken, bazısı gerçeği yansıtmıyordu. Bazıları ise gerçeği yansıtan iddiaların abartılarak ya da bağlamından koparılarak sunulmasından ibaretti.

Malumatfurus.org‘da daha önce Dünya’nın yakınından geçecek kozmik ışınların elektronik aletleri zararlı hâle getireceği ve Dünya’ya 29 Nisan 2020’de asteroit çarpacağı yönündeki iddiaların asılsız olduğunu aktarmıştık. Bugünkü konumuz ise bilim haberciliğindeki kopyala-yapıştır hastalığı nedeniyle oluşan bir yanlış algı.

NASA’nın Güneş’teki Hareketlilik İle İlgili Felaket Uyarısı İçeren Bir Açıklaması Yok

Güneş’in “solar minimum” adı verilen daha az aktif bir evre yaşadığı doğru; ancak bu durumun buzul çağına neden olacağına yönelik bir öngörü mevcut değil. NASA’nın Güneş’in sistemine minimum enerji yaydığı bir sürece girildiğine yönelik açıklamaları mevcut; ancak NASA’nın bu açıklamalarında felaket, aşırı soğuk, ürün kaybı, kıtlık, volkanik patlama ya da iklim değişikliği atıflar yer almıyor.

Güneş döngüsü, Güneş’in yaşadığı yaklaşık 11 yıllık bir döngüyü tanımlamaktadır. Bu döngü sırasında, manyetik alanının tersine dönmesi sebebiyle Güneş’teki hareketlilik asgarî ve azamî seviyeler arasında hareket eder. Böylelikle Güneş patlamalarında 11 yıllık aralıklarla düzenli bir şekilde taban ve tavan seviyeleri gözlenir.

Solar minimum, Güneş’in yaydığı enerjide yaşanan dalgalanmaların taban seviyesinin yaşandığı döneme verilen bir isim. Solar haraketliliğin zirvede olduğu dönemde daha fazla güneş patlaması ve lekesi gözlemlenmekte iken, solar minimum sürecinde tam tersi durum yaşanmaktadır.

Güneş’teki hareketliliğin minimum düzeyde olduğu sırada haliyle Dünya’nın doğal ısınma mekanizması yavaşlar. Minimum güneş enerjisi sırasında Dünya’nın üst atmosferi soğur ve üst atmosfere ulaşan galaktik kozmik ışınların sayısı artar. Galaktik kozmik ışınlar, uzak süpernova patlamaları ve galaksideki diğer şiddet olayları ile güneş sistemine doğru hızlanan yüksek enerjili parçacıklardır.

Halihazırda içinde bulunduğumuz düşük Güneş hareketlilik dönemi “24. Güneş Döngüsü” (“24th Solar Cycle”) olarak adlandırılmaktadır. Bir sonraki solar minimum sürecinin ne zaman gerçekleşeceği net şekilde bilinemese de, bilim insanları Güneş döngülerine ilişkin tahminler gerçekleştirmektedir. NASA, 2017 yılında yaptığı açıklama ile 2019-2020 yıllarında beklenen Güneş enerjisi miktarının asgarî düzeyde olacağını duyurmuştu.

Güneş lekesiz gün sayısını kaydeden Spaceweather.com adlı internet sitesi, işbu yazı tarihi (27 Mayıs) itibarıyla 116 gündür Güneş’te bir leke gözlemlenemediğini aktarmaktadır.

güneş lekesiz gün sayısı

ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (National Oceanic and Atmospheric Administration – NOAA) bağlı Uzay Hava Tahmin Merkezi (The Space Weather Prediction Center) ile NASA tarafından ortaklaşa 9 Aralık 2019 tarihinde düzenlenen panel, 24. ve 25. solar döngü arasındaki asgari hareketlilik sürecinin 2020 yılı Nisan ayında yaşanacağını, zirvenin ise 2025 yılında gözlemleneceğini aktarmış. NASA’dan bilim insanları, bir sonraki (25.) Güneş döngüsü sürecinin içinde bulunduğumuz döngüden daha zayıf olacağını tahmin etmektedir.

nasa solar döngü

NASA ve NOAA’nın solar döngü tahmini (Aralık 2019)

NASA, tarihte gözlemlenen Güneş’in hareketliliğine ilişkin en düşük seviyenin 17. yüzyılda yaşandığını aktarmaktadır (Kaynak: The University of Colorado’s LASP Interactive Solar Irradiance Datacenter).

nasa güneş hareketlilik tarihi

NASA, Büyük Solar Minimum (Grand Solar Minimum) döneminin 17. yüzyılda yaşandığını aktarıyor

Herhangi bir güneş lekesi gözlemlenmeyen ardışık gün sayısı rekoru 1019 gün ile 1913 yılında kaydedilmişti.

güneş lekesiz gün sayısı

NOAA ve NASA ayrıca, “24. solar döngü” olarak tanımlanan içinde bulunduğumuz sürecin 11,4 yıl ile gözlemlenen döngüler arasında 7. en uzun olduğunu belirtmişti. NASA, Güneş’in enerji üretiminin, 11 yıllık döngü boyunca sadece % 0,15 değişiklik gösterdiğini aktarmaktadır.

Yani, basınımızda aktarılan “en son böyle bir durum 1650 ile 1715 yılları arasında yani Buzul Çağı’nda yaşanmıştı” iddiasının herhangi bir doğruluk payı bulunmuyor.

NASA Küresel İklim Değişikliği Birimi’nin (NASA Global Climate Change) 13 Nisan 2020 tarihinde yayımladığı “Beklenen Bir Mini Buz Çağı Yok” (“There Is No Impending ‘Mini Ice Age‘”) başlıklı yazıda yeni bir uzun süreli düşük güneş hareketliliği sürecinin iddia edildiği gibi bir sıcaklık düşüşüne ve buzul çağına yol açmayacağını belirtmişti.

Bahse konu metinde ayrıca, Güneş’in hareketliliğindeki düşüşün ancak insan faaliyetlerinin neden olduğu birkaç yıllık ısınmayı dengelemeye hizmet edebileceği, fosil yakıtlardan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının neden olduğu ısınmanın uzun bir solar minimum sürecinin yol açacağı soğumadan 6 kat daha fazla olduğunu aktarmıştı. Küresel sıcaklık artışına yol açan temel etkenin insan tüketimi kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan ısınma olduğunu vurgulayan NASA, Güneş’teki mevcut aktivite düşüşü 1 asır sürse dahi, küresel ısınmanın varlığını sürdürmeye devam edeceğini vurguluyor.

nasa güneş sıcaklık

NASA’nın küresel yüzey sıcaklık seviyesi ile Güneş’te gözlemlenen hareketliliğe ilişkin paylaştığı grafik

NASA’nın paylaştığı yukarıdaki grafik, 1880 yılından bu yana ölçümlenen küresel yüzey sıcaklığı değişikliklerini (kırmızı çizgi) ve Dünya’nın Güneş’ten aldığı enerjiyi (sarı çizgi) watt (enerji birimi) olarak karşılaştırmaktadır. Daha ince çizgiler yıllık seviyeleri gösterirken, daha kalın iken hatları 11 yıllık ortalama eğilimleri göstermektedir. Dünya’nın aldığı Güneş enerjisi miktarı, 1950’lerden bu yana net bir artış göstermeksizin 11 yıllık doğal iniş çıkışları izlese de küresel sıcaklık seviyesinin belirgin bir şekilde arttığı görülebilmektedir. Bu nedenle NASA, Güneş’in son yarım yüzyıl boyunca gözlemlenen küresel sıcaklık ısınma eğilimine neden olmasının son derece düşük bir ihtimal olduğuna inanmaktadır.

NASA tarafından yayımlanan bazı akademik çalışmalarda Güneş’teki hareketlilik değişikliklerinin düşük şiddetli depremlere yol açmasının olası olduğunun aktarıldığı görülmektedir. Ancak, içinde bulunduğumuz süreçle ilgili NASA’nın özel bir deprem felaketi tespiti ya da uyarısı bulunmamaktadır.

Görüşleri Talep Edilen Bilim İnsanları Solar Minimum Sürecini Vurgulasalar Da Felaket Tellallığı Yapmamış

Konuyla ilgili açıklama yapan bilim insanları, Güneş döngüsü ve döngüyle ilgili rasyasyondaki kısa vadeli değişikliklerin, Dünya iklimindeki değişiklikleri yönlendiren ana etken olamayacağı konusunda hemfikir. Basında yer aldığı şekilde, solar minimum sürecinin kuraklık, soğuk, deprem, iklim değişikliği gibi sonuçlara yol açacağı yönünde felaket tellallığı yapan uzmana rastlayamadık.

Norveç Meteoroloji Enstitüsü’nden Rasmus Benestad ise Güneş aktivitesi ve iklim değişikliği arasında ikna edici bir bağlantının bulunmadığını, son yıllardaki küresel ısınma eğiliminin Güneş enerjisindeki farklılılık ile açıklanamayacağını aktarmış.

The Sun adlı yayına demeç veren gökbilimci Dr Tony Phillips, Güneş’in solar minimum sürecinde olduğunu belirtse de, sadece güneş lekesi sayısındaki azlığın kozmik ışın sayısının artmasına yol açacağına değinmiş ve iklim değişikliği ile volkanik aktivite uyarısında bulunmamış. Dr Philips’in kullandığı ifadeler şu şekilde:

“Sunspot counts suggest it is one of the deepest of the past century. The sun’s magnetic field has become weak, allowing extra cosmic rays into the solar system.”

“Güneş lekesi sayısı, geçen yüzyılın en düşük seviyelerinden birinde olduğunu gösteriyor. Güneşin manyetik alanı zayıfladı ve güneş sistemine ekstra kozmik ışınlar gelmesine müsaade etti.”

“Excess cosmic rays pose a health hazard to astronauts and polar air travellers, affect the electro-chemistry of Earth’s upper atmosphere, and may help trigger lightning.”

“Aşırı kozmik ışınlar astronotlar ve kutup hava yolcuları için sağlık tehlikesi oluşturur, Dünya’nın üst atmosferinin elektro-kimyasını etkiler ve yıldırımların tetiklenmesine yardımcı olabilir.”

Rutin Yerine Kaos Pompalayarak Dikkat Çekmeye Çalışan Basınımız

Felaket tellallığı” olarak tanımladığımız basın kuruluşlarının felaket ve kaos içerikli asılsız haber paylaşımları bir alışkanlık hâle gelmiş vaziyette.

2020 yılının buzul çağı başlangıcını aktaran haber platformlarının birkaç ay öncesine kadar NASA’nın 2020 yılının en sıcak yıl olacağına dair açıklama yaptığına yönelik asılsız iddiayı paylaştığını da bu vesileyle hatırlatmış olalım.

nasa en sıcak yıl

İnternethaber’in NASA’nın 2020 yılının en sıcak yıl olacağına dair açıklama yaptığına yönelik haber paylaşımı

nasa en sıcak yıl

NASA’nın 2020’nin tüm zamanların en sıcak yıl olacağını aktardığına yönelik asılsız haber

Bu içeriği, orjinal kaynağı olan Malumatfuruş sitesindeki bu linkten de okuyabilirsiniz:

https://www.malumatfurus.org/nasa-gunes-solar-minimum/

Kozmik Anafor Arşivi

Video: Gökalp Gönen İle Animasyon ve CGI

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Kozmik Anafor ve Hypatia Bilim işbirliği içinde hazırladığımız “Meğer Hepsi Kurguymuş” isimli programımızda; Pentagram’ın Sur klibindeki kısa animasyon filmi ile geniş bir tanınırlığa kavuşan Gökalp Gönen konuğumuz oldu…

Gökalp Gönen, dünya çapında Avarya gibi başarılı animasyon filmlerine imza atan, çok sayıda uluslararası ödüle sahip başarılı bir yönetmen ve animasyon sanatçısıdır. Nurcan Seven ve Ümit Çakır moderatörlüğündeki programımızın Youtube videosunu, aşağıdan veya bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

Hypatia Bilim ve Kozmik Anafor ortaklığında Youtube kanalımızda, yeni çalışmalarımızla sizlerle birlikte olmayı sürdüreceğiz. Kozmik Anafor Astronomi Platformu olarak, her zaman popüler bilim platformlarının işbirliği içinde olmasının, ülkemizde bilimin tüm halk tabanında yeterince değer görmesi açısından gerekliliğini dile getiriyoruz ve bildiğiniz gibi ülkemizin BilimfiliGerçek BilimAçık Bilim,  Gelecek Bilimde ve Feza Gezginleri gibi takdir edilesi popüler bilim platformlarıyla her zaman işbirliği içinde oluyoruz.

Unutmayın, popüler bilim platformları ve bilim insanları, birbirleriyle işbirliği içinde olmazlar, yalnız başlarına hareket etmeyi tercih ederlerse, ülkemizde bilim halk tabanında yeterince yaygınlaşamaz ve değer göremez!

Hypatia Bilim‘i Youtube üzerinden takip etmek için bu linke,
Kozmik Anafor‘u Youtube üzerinden takip etmek için ise bu linke tıklayıp abone olabilirsiniz.

Okumaya devam et

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Fizik / Astrofizik

Negatif Enerji ve Negatif Kütleli Madde Nedir?

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Negatif enerji ve negatif kütle, özellikle “warp sürüşü” veya “solucan deliği” gibi kavramların konuşulduğu ortamlarda sıklıkla dile getiriliyor.

Bu kavramların gerçekliği her ne kadar tartışmalı olsa ve bilim insanlarının büyük kısmı tarafından spekülasyon olarak görülse de, ne olup olmadıklarını açıklamak gerektiğini düşündük.

Negatif Kütleli Madde

Negatif kütleli madde denildiğinde çoğumuzun aklına Antimadde ya da Karanlık Madde geliyor. Ancak, bunlarla karıştırmayınız. Teorik fizikte, negatif kütle sahibi madde, 0 ağırlıktan daha düşük kütleye sahip, “hiçbir şeyden daha hafif” diye tabir edebileceğimiz ve kütle çekimi tarafından çekilmeyen tersine itilen spekülatif bir egzotik maddedir.

Bir ya da daha fazla enerji durumunu ihlal eder. Bir tartı üzerine koyarsanız tartıya ters basınç uygular ve -10 kg gibi bir sonuç görürsünüz. Eğer evrende negatif kütleli egzotik madde çeşitleri varsa, gezegenlerin, yıldızların hatta galaksilerin kütle çekimleri tarafından çok uzaklara itilmiş ve belki de hiçbir zaman ulaşamayacağımız galaksiler arası derin uzayda bulunuyor olabilirler.

Peki fizik kanunlarını ihlal ediyorsa nasıl gerçek olabilecekmiş gibi konuşabiliyoruz? Böyle bir şeyin bizim evrenimizde bulunmaması gerekmez mi? Katı haldeki negatif kütleli madde, ancak “mükemmel sıvı” diye tabir edilen bir halde negatif kütle sahibi maddede bulunabilir.

Kanada, Montreal Üniversitesi’ndeki kozmologlar Saoussen Mbarek ve Manu Paranjape mükemmel sıvı haldeki negatif kütle sahibi bir maddenin hiçbir enerji durumunu ihlal etmediğini açığa çıkardı. Gereken tek şey, bu maddeyi Big Bang esnasında üretmiş olabilecek bir mekanizma. Kısacası şu anda böyle bir maddenin gerçekliğini ne inkar edip imkansız diyebilecek ne de onaylayabilecek bir durumdayız.

Negatif enerji

Negatif enerji, adından da anlaşılacağı üzere eksi değerleri olan enerji seviyelerine denir. Karanlık Enerji ile karıştırmayınız. Tamamen kuramsal olan negatif kütleli madde, aksine negatif enerji çeşitli kuantum durumlarında stabil olmayan şekilde mümkün olabiliyor.

Bununla birlikte karakteristik olarak negatif enerjiye oldukça benzeyen ancak negatif enerji sayılmayan ve çok küçük ölçeklerde gerçekleşen Casimir etkisinden de bahsedelim. 1933’te Hendrik Casimir, Kuantum Teorisi’nin kanunlarını kullanarak garip bir öngörüde bulundu. Casimire göre; (alttaki resimde görülen) vakum içerisindeki iki adet paralel, yüksüz metal plaka birbirlerini itecekti.

Normalde yüksüz olan bu plakaların sabit durması gerekmekteydi ancak bu iki plaka arasındaki vakum boş değildi, gerçekliğe giriş, çıkış yapan sanal parçacıklar ile doluydu. Bu noktada sanal parçacıklarla ilgili yazımıza göz atmanız faydalı olacaktır. (Bkz. Belirsizlik ve Kuantum Dalgalanmaları)

Bu vakum, çok kısa ömürlü elektronların ve pozitronların ortaya çıkıp birbirlerini imha ederek yok olduğu kuantum aktiviteleri ile doludur. Normalde bu yoktan var olan ufak madde-antimadde olayları Enerjinin Korunumu Kanunu’nu ihlal ediyor gibi görünse de; belirsizlik ilkesi sebebiyle bu küçük patlamalar inanılmaz ölçüde kısa ömürlü olup, net enerjide değişikliğe sebep olmamaktadır. Böylece Casimir bu kısa ömürlü olayların plakalar arası vakumda bir basınç yaratacağını ve bu basıncın plakaları iteceğini keşfetti. Normalde bu plakalar birbirinden uzakken bu etki gerçekleşmezken, plakalar yaklaştırıldıkça aralarında bu enerji açığa çıkmaya başlar.

Bu enerji 1948’de laboratuvarda, Casimir’in öngördüğü gibi gözlemlendi. Bu enerjiyi ölçmek için inanılmaz hassas ve sanat eseri sayılabilecek ekipman gerektiğinden, 1996’da ilk hassas ölçüm yapıldığında bu etkiden kaynaklanan basıncın bir karıncanın ağırlığının 30 binde 1’i kadar olduğu bulundu. Tahmin ettiğiniz gibi uzay-zamanı bükmek için çok yeterli değil.

Negatif enerjiye başka bir örnek de, kara deliklerin buharlaşma sürecinde açığa çıkan ve Hawking radyasyonu mekanizması sırasında oluşan kısa ömürlü sanal parçacıklar verilebilir.

Hazırlayan: Berkan Alptekin

Okumaya devam et

Kozmik Anafor Arşivi

Fantastik Uzay Projeleri: Yıldız Motoru

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 8 dakikada okuyabilirsiniz.

Görünen o ki insanlık Ay’dan sonra Mars’ı da gözüne kestirdi. Önümüzdeki 10 yıllık süreç, bu konuda çok ciddi gelişmeler gösterecek gibi duruyor. Tabii Mars ile de kalınmayacak, eğer kendi türümüzü yok etmezsek, 21. Yüzyıl sona ermeden Güneş Sistemi’nin pek çok noktası muhtemelen insan oğlunun ulaştığı yerler haline gelecek. Peki ya bunun da sonrası? Bir yıldız motoru yapıp yıldızımızla birlikte yolculuğa çıkmak mı?

Başka yıldızlara gitmeye çalışacak uzak gelecekteki torunlarımız. Ama bu huzur dolu yuvamızı, biricik Güneş’imizi terk etmek istemezsek ne olacak? Başımızı alıp gitmektense, Güneş’imizi de yanımızda götürsek, olmaz mı? Hmm… Bunun da bir yolu var, tek ihtiyacımız ise bir Yıldız Motoru. Kemerlerinizi bağlayın, Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz.

İlk bakışta ütopik gibi gelmiş olabilir. Ancak unutmayın; “Fantastik Uzay Projeleri” yazı serisindeyiz. Hem hatırlatmak isteriz ki önceki yazılarımızda “Gök Kancaları” yapıp, Dünya’mızın yörüngesine yerleştirmiştik. Bununla kalmadık, başka gezegenlere, onların uydularına ve hatta gök taşlarına bile gök kancaları kurarak Güneş Sistemi’nin dört köşesini su yolu yaptık. Ender bulunan madenleri ve füzyon için gerekli elementleri Dünya’mıza getirip, füzyona hükmederek enerji sorunumuzu büyük oranda çözdük.

Füzyon da kesmedi, Güneş’in ürettiği her 1 kalori enerjiyi kontrol altına almaya karar verdik. Merkür’ü feda edip bir Dyson küresi yaptık. Bu sayede Kardashev ölçeğinde 2. seviye medeniyet seviyesine yükseldik.

Teknolojide ulaştığımız bu noktayla, hedeflerimizi çok daha ileriye taşıyabileceğiz. Güneş Sistemi artık bizden sorulduğuna göre yeni hedef Güneş Sistemi’nin dışı olmalı. Ancak, uzay boşluğu; karanlık, soğuk ve sıkıcı… Üstelik yakınlarda da ilgi çekici pek fazla şey yok. Örnek verecek olursak, bize en yakın yıldızları içeren Alfa Centauri yıldız sistemi Güneş Sistemi’mizden 4.3 ışık yılı mesafede.

Yani ışık hızıyla gitsek, ulaşmamız 4.3 yıl sürecek. Işık hızının yaklaşık %0.1’i ile yolculuk etsek, 4300 yıllık bir yolculuktan bahsediyoruz. Kaldı ki, şu ana kadar insan yapımı bir aracın ulaşacağı en yüksek hız olarak, Nasa’nın Parker Güneş Sondası’nın 193km/sn’lik hızı öngörülüyor ki bu da ışık hızının sadece %0.064’üne tekabül ediyor. Elbette Dyson küresi teknolojisine ulaşmış bir medeniyet için çok daha hızlı yolculuklar öngörmek yanlış olmasa da uzay boşluğundaki mesafelerin büyüklüğünü de göz ardı etmemek gerekir. Üstelik hedef noktamıza vardığımızda bulacaklarımızın da bu çileli yolculuğa değer olması gerekir.

Bu bağlamda bir yıldız motoruna sahip olmak beraberinde çok farklı avantajlar getirebilir. Yıldız motoru, Güneş’i (ya da genel manada bir yıldızı) mevcut yörüngesinden oynatmak ve farklı yönlere doğru hareket ettirmek için tasarlanmış, olası farklı varyasyonları bilimsel olarak kanıtlanmış, hipotetik mega yapıya verilen addır. Güneş’i yerinden oynatacağız deyince tabii, “Eee, Dünya’dakiler ne yapacak? Dünya Güneş’siz mi kalacak?” endişesine kapılabilir insan. Telaşa hiç gerek yok. Dünya ve Güneş Sistemi’nin diğer tüm üyeleri kütle çekim kuvveti ile Güneş’e sabitlenmiştir. Güneş nereye, herkes oraya.

İşte yıldız motorunu güzel kılan en temel özellik de bu diyebiliriz. Yazımızın başında “Güneş Sistemi’ni devasa bir uzay mekiğine dönüştürüyoruz” derken kast ettiğimiz buydu. Hayata geçirilen bir yıldız motoru ile kolonize edilmiş halde Güneş Sistemi’ni toptan hareket ettirebiliriz.

Peki bunu neden yapmak istiyoruz?

  • Samanyolu Gökadası’nda bulunan diğer sistemleri kolonize etmek için, onlara doğru tüm Güneş Sistemi olarak gitmek isteyebiliriz. Yeteri kadar yaklaştığımızda görev araçları gönderip, ihtiyacımız olan kaynakları elde edebiliriz. Ya da yakınlarında bir yere park edip, sürekli yeni komşumuzdan faydalanabiliriz.
  • Dünya’mızı hatta Güneş Sistemi’ni topyekûn yok edecek bir süpernova patlamasının etkilerinden kaçmak zorunda kalabiliriz. Tip 2 seviyesine ulaşmış bir medeniyet, çevresindeki pek çok yıldızın yapısını ve ne kadar ömrünün kaldığını çok detaylı şekilde hesaplayabilmiş olacaktır. Bu da onlara olası süpernova patlamalarını milyonlarca yıl önceden tespit etme kabiliyeti verecektir. Bu medeniyet, kendisini tehdit edecek bir patlamayı ön görmüş ve ondan kaçma mücadelesine girmek zorunda kalabilir.

(Burada bir ayrıntıyı belirtelim, böyle bir olayı gözlemleyerek önceden bilemeyiz. Süpernova patlaması yaşamış bir yıldızı tespit ettiğimizde, o yıldız aslında çoktan patlamış ve ışığı bize ancak ulaşmıştır. O nedenle, önlem alabilmek için yıldızın formasyonunu çok iyi bilip, ne kadar ömrü kaldığını hesaplamak gerekecektir. Bugün, Dünya’mıza zarar vereceği düşünülen süpernova adayı yıldız yoktur.

Betelgeuse isimli büyük kütleli yıldızın her an patlayacağı düşünülse de çok uzak olması nedeniyle, gökyüzünde haftalar sürecek bir ışık şöleninden öteye gitmeyecektir. Bu olay, siz bu satırlar okurken de gerçekleşebilir, milyonlarca yıl sonra da. Dünya’yı tehlikeye atabilecek süpernova patlamalarının 15 milyon yılda bir gerçekleştiği düşünülmektedir.)

  • Bir başka yıldızın yakınlarına sokulmak ve Dünya’mızı onun yörüngesine sokarak Güneş Sistemi’ni terk etmek.

Shkadov İticisi

Aynı Dyson küresinde olduğu gibi, 1937 yılında Olaf Stapledon tarafından yazılan Star Maker romanında yıldız motoru konusu da işlenmiştir. Ancak bilimsel literatüre girmesi, ilk olarak Leonid Mikhailovich Shkadov tarafından 1987 yılında tanıttığı makalesi ile olmuştur. Shkadov, Güneş’in etrafına kurulacak devasa ama çok ince bir ayna tasarlamıştır.

Aslında, Shkadov Thruster (Shkadov İticisi/Roketi) olarak adlandırılan bu yapı, Dyson küresi ebatlarında bir roket motoru olarak düşünülebilir. Prensipte bir roket gibi çalışan motorumuz, birbirlerine ters vektörler olan Güneş’in kütle çekim kuvveti ve radyasyon basıncı sayesinde sabit konumda kalacak, Güneş’ten gelen ışığı, yani fotonları yansıtarak itki kuvveti oluşturacak ve hareket sağlayabilecektir. Ancak Shkadov İticisi’nin bazı dezavantajları vardır:

  • Bu yöntem ile elde edilecek hız muhtemelen tatmin edici olmayacaktır. Galaktik ölçekte kayda değer mesafeler almak yüz milyonlarca yıl sürebilir.
  • Shkadov İticisini, yani aynamızı; gezegenleri ve tabii Dünya’mızı yakma riskini karşı sadece Güneş’in kutuplarının üzerine koyabiliriz. Bu da istediğimiz her yöne gidemeyeceğimiz anlamına gelir.

Kedi olmadan fare yakalama meraklısı insanlık, madem Shkadov İticisi ciddi dezavantajlar barındırıyor, öyleyse daha iyisini tasarlayalım demiş ve de Illinois Üniversitesi’nden Fizik profesörü Matthew Caplan yeni bir tasarım yapmıştır. Shkadov İticisi gibi yıldız motorlarına “Pasif iticiler” tanımlaması yapan Caplan, bir yıldız motoru inşa edecek olan medeniyetin Dyson küresi sahibi olduğu varsayımından hareketle, bu Dyson küresi yardımıyla, termonükleer enerji kullanan ve “Aktif itici” olarak tanımladığı yeni bir yıldız motorunu ortaya çıkarmıştır. En azından kâğıt üzerinde.

Görsel Telif: Getty/Cokada

Caplan İticisi

Caplan iticisinin/roketinin, gerekli kuvveti elde edebilmesi için ihtiyaç duyulan yakıt, Dyson küresinin Güneş üzerinde küçük bir noktaya odaklanması ile oluyor. Aşırı derecede ısınan bölgeden Güneş için küçük ama bizim için büyük kütleler kopması bekleniyor. Bu malzeme, aktif iticimizce yakalanıp, motor üzerinde bulunan füzyon reaktörlerinde enerjiye çevriliyor ve aşırı yüksek ısıdaki nükleer atık, motorumuzun Güneş’e uzak ucundan dışarı atılarak çok büyük bir itki kuvveti elde ediliyor.

Elbette, motorun Güneş’e saplanmaması ve Güneş’i itebilmesi için de motorun Güneş’e bakan ucundan yine motor üzerinde bulunan parçacık hızlandırıcılarda hızlandırılmış hidrojen Güneş’e doğru ateşleniyor. Böylece, Caplan iticisi hem kendini dengelemiş hem de elde ettiği itkiyi Güneş’e yönlendirmiş oluyor.

Caplan, yaptığı çalışmada, iticinin gücünü maksimuma çıkardığımızda, Güneş’in, yıldız motoruna 100 milyon yıl yetecek kadar enerji vereceğini gösteriyor. Ancak, aktif itki yöntemi ile varılacak hızlar sayesinde, bunun çok daha altında bir zaman diliminde yukarıda belirttiğimiz amaçlarımıza ulaşabiliriz.

Güneş’in kütlesini yakıt olarak milyonlarca yıl boyunca harcadığımızda, Güneş’in ömrünü kısalttığımız düşünülmemelidir. Bilakis, bir yıldızın ömrü kütlesi ile ters orantılıdır. Güneş, kütlesinden kaybettikçe, kendi yakıtını daha yavaş harcayacak ve ömrünün kısalması şurada dursun, bilakis uzayacaktır.

Elimizde, böyle bir yıldız motorunun var olduğunu düşünsenize… Kim bilir, belki Samanyolu’ndan sıkılır ve “neden başka gökadaları da kontrol altına almayalım ki?” bile diyebiliriz.

Bekle Andromeda, biz geliyoruz!

Hazırlayan: Uğur Çontu
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar: 

1. Mosher, D. (2018, Kasım 05). NASA just smashed the record for the fastest human-made object – Its $1.5 billion solar probe is flying past the Sun at up to 213,200 mph. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.businessinsider.com/nasa-parker-solar-probe-fastest-human-object-2018-11

2. Hadhazy, A. (2018, Şubat 15). How to move an entire solar system. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://www.popularmechanics.com/space/deep-space/a10885/the-shkadov-thruster-or-how-to-move-an-entire-solar-system-17000392/

3. Badescu, V., & Catchcart, R. B. STELLAR ENGINES AND THE CONTROLLED MOVEMENT OF THE SUN. Erişim Adresi: https://www.dynamical-systems.org/zwicky/stellarengines.pdf

4. Caplana, M. E. Stellar Engines: Design Considerations for Maximizing Acceleration. Erişim Tarihi: Şubat 24, 2021, Erişim Adresi: https://drive.google.com/file/d/1ZpjAWcPhbCMTFYqPI5HnqtlHGWqzL45S/view

Okumaya devam et

Çok Okunanlar