Connect with us

Güneş Sistemi

Sarıçiçek Meteoritleri – Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile Röportaj

Bu yazıyı yaklaşık 18 dakikada okuyabilirsiniz.

Medyada son zamanlarda Bingöl’e düşen meteoritlerle ilgili bir çok haber yapıldı. Bu haberlerin içinde her ne kadar doğru bilgiler olsa da yanlış bilgiler daha ağır basıyor.

Bu nedenle Kozmik Anafor olarak konu ile ilgili doğru bilimsel bilgileri öğrenmek ve okurlarımızın konu hakkındaki merakını gidermek için Sarıçiçek Meteoru Konsorsiyumu baş araştırmacısı Doç.Dr. Ozan Ünsalan ve araştırmada görev alan Fizik Yüksek Lisans öğrencisi Ersin Kaygısız ile bir röportaj yaptık.

Sarıçiçek meteoriti ile karşılaşmamız ve ardından ekibinizin olaya müdahil oluşunu özetleyebilir misiniz?

Ozan – Meteor Bingöl’ün Sarıçiçek ilçesine 2 Eylül 2015 tarihinde, saat 23:10 civarı düşmüş. Olayla ilgili olarak TÜBİTAK aranmış ve Murat Parmaksızoğlu‘na ulaşılmış, Murat bey ise bana ulaşıp bilgi verdi. İnternetten Bingöl’deki olayla ilgili kayıtları araştırdım, yöre halkıyla yapılan röportajları gördüm. NASA’dan Peter Jenniskens de bana elimde örnek olup olmadığını sordu fakat henüz Bingöl’e gitmemiştik. Haber ajansı vasıtasıyla ulaştığım, yöre halkından Nezir Ergün, İstanbul Üniversitesi’ne bana, 27 gramlık bir örnek gönderdi. Ben de bu örneğin fotoğrafını Peter’a yolladım, daha sonra örneği onun bulunduğu yer olan NASA-SETI‘ye yolladık. Bu şekilde inceleme başlatıldı ve Sarıçiçek Meteoru Konsorsiyumu oluşturuldu.

Daha sonra Peter, benimle görüşmek ve planlama yapmak için İstanbul’a gelmeye karar verdi. Bu sırada Bingöl Üniversitesi de konuya ilgi duymaya başlamış ve köye ulaşarak bazı örnekler toplamışlar. Bingöl Üniversitesi Fizik Bölümü başkanı Prof.Dr. İskender Demirkol ile temasa geçip bilgi verdik. 28 Eylül’de Bingöl’e gittik ve 200’ün üzerinde kamera kaydı inceledik. Önünden meteor geçtiği tespit edilen kameraların önünden de fotoğraflama yaptık nereden geldiğini canlandırabilmek için. Üç boyutlu olarak her tarafı çekiyorsunuz, akşam yıldız görüntüleri çekiliyor, yıldızların hangi konumda olduğunu belirliyorsunuz ki, meteor geçtiğinde hangi taraftan geldi, hangi takım yıldız tarafındaydı bunları öğrenelim. 3 Ekim’de ise 20 kişilik bir ekiple yaklaşık 40km’lik bir alan taraması yaptık, örnekler bulduk. Ardından 4 Ekim’de İstanbul’a dönüş yaptık.

Alan taramasında uzman olmayan kişiler de var haliyle ve siz oraya gitmeden önce bir çok kişi meteorit bulmuş durumda. Olayla ilgili bilinç düzeyi nasıl, mesela bir olaya tanık olduğumuzda ve meteorit bulduğumuzda ne yapmamız gerekiyor?

Ozan – Hep beraber geziyoruz tabii, kimin hoca olduğu belli değil. Meteorun gittiği yörüngeyi düşünün, buna dik doğrultuda tarama yapıyorsunuz, S çizebilirsiniz, U çizebilirsiniz, saçılma alanı belirlenmeye çalışılıyor. İpe dizilerek tarama yapıyorsunuz fakat tabii insanlar sonradan açılmaya başlıyorlar.

DSC_0109

Bulunan meteoritleri tartıyorsunuz, konumunu alıyorsunuz ve bulan kişinin fotoğrafını çekiyorsunuz. Koordinatları, geliş doğrultusunu ve saçılma alanını bulabilmek için gerekli. Kayıtlı olarak bulunan 245 parça var şu an.

Meteorit bulduğunuzda alüminyum folyo ile tutmanız gerekiyor. Yoksa eldeki dokular, yağlar kirler hepsi meteoritin yüzeyine bulaşıyor. Karbon, Hidrojen, Oksijen ve Azot’tan oluşan organik bileşenlere rastlayınca hopluyorsunuz yerinizden, yaşamın temeli bunlar, diyorsunuz ki ohh buldum, halbuki onlar sizden veya Mehmet efendiden oraya bulaştı. Aminoasit bulaşmış, ooo diyorsunuz aminoasit bulduk, yaşamın yapıştalarını bulduk. Kontamine olmuş yani meteorit, zarar vermişsiniz. Meteoritten ise size bir zarar yok.

Radyasyonu soruluyor. O kadar düşük radyasyonu var ki, etrafınızdaki normal taşlar onlardan daha radyoaktif. Siz bunu analiz etmek istiyorsunuz mesela, ne kadar radyasyonu var diye, İtalya’da eski bir madenin 3 km altında analizini yapıyorlar etraftaki radyasyondan soyutlamak için. Cep telefonunun yanınayken ölçmüyoruz yani.

Biz meteoriti bulduysak eğer, alüminyum folyo ile alıp cam kavanoza, içine nem tutucu küçük bir torba ile birlikte koyup kapağını kapamamız gerekiyor. Mıknatıs falan tutmayacağız mesela, çünkü kendi manyetik alanı varsa, siz onu değiştirmiş olursunuz. Dolayısıyla, manyetik özellikleri incelenemez.

Köylüler elliyorlar mesela, alüminyum folyo ile alınacağını bilmiyorlar. İlk 186 örnek böyle bulundu. Ondan sonra bizim bulduğumuz 15-16 örnekte sıkıntı yok. Ama bilinç oluştu. Çoğu artık alüminyum folyo ile alıyor.

Ersin – Alüminyum mümkün olduğu kadar az etkileşmeyi sağlayan bir madde. Bezle almaya kalksanız, onun sterilizasyonu belli değil. Tabii alüminyum folyonun da içine dokunmadan meteoriti koymak lazım. Hava ile teması kesiliyor, Güneş ve UV ile de teması kesiliyor, yüzeye gelen sıcaklığı da yansıtıyor.

Düştüğü yerde toz toprak var. Meteoriti alırken bulunduğu yerdeki toprağın da örneğini alıyorsun yanlış ölçüm yapmamak için. Bazı meteoritler bulaştığı şekliyle korunuyor.

DSC_0330

Bir çok kisinin bu olay ile Turkiye’de meteorit çalışmaları da yapıldığından haberi oldu. Türkiye’de meteorit araştırmaları ne zamandan beri yapılıyor, biraz bahsedebilir misiniz?

Ozan – 1964 yılında düşen Çanakkale meteoritini ve daha sonra 1961 yılında Eskişehire düşüp 1967 yılında incelenen Kayakent meteoritini Ege Üniversitesinden Prof. Dr. Abdullah Kızılırmak inceliyor ilk kez. Kendisine Türkiye’deki meteorit biliminin kurucusu diyebiliriz. 4 Aralık 2015’te de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda Abdullah Kızılırmak anma toplantısı var, biz de orada olacağız.

Daha sonra Mehmet Emin Özel geliyor; meteor çarpma kraterlerinin uydu görüntüleriyle aranması çalışmaları yaptı. Kraterlerin hangileri meteoritler tarafından oluşturulmuş veya hangileri meteorit sonucu oluşan krater değil bunları tespit ediyordu. Çarpma kraterleri envanteri çıkarmaya yönelik bir çalışma yani.

Fethiye ve Didim meteoritlerinin mineralojik analizleri yapıldı, yakın zaman içerisinde ise 2012’de yine Çanakkale meteoritinin bu sefer ayrıntılı olarak kimyasal ve fiziksel yapısına yönelik çalışmalar oldu. Uzaktan da olsa sınıflandırıldı.

Şimdiki olayda ise ekibimiz 34 kişi. Meteoriti her boyutuyla; fiziksel-kimyasal özelliklerini ve yörüngesini incelemekteyiz.

Ağustos ayında Perseid göktaşı yağmuru olmuştu, Sarıçiçek meteoritinin bu gibi göktaşı yağmurları ile bir bağlantısı var mı?

OzanPerseidler, Orionidler ve bu günlerde bitmeye başlayan Leonidler gibi dönemsel göktaşı yağmurlarına dahiller. Bir olay neticesinde göktaşlarının Güneş sisteminde bir noktadan püskürdüğünü düşünün, Dünya uzayda bu göktaşlarının olduğu konuma geldiğinde, kümenin bir kısmı yakalanıp atmosferimize giriyor. Dünya dönmekte olduğu için o anki konuma göre görülebiliyor. Bingöl’e düşen Sarıçiçek meteoriti mesela yarım milisaniye sonra yakalansaydı, Türkiye’ye değil Şili’ye düşecekti. Sarıçiçek meteoritini dönemsel göktaşı yağmurlarına bağlamıyoruz tabii.

Nereden geldiği biliniyor mu peki?

Ozan – Mars ile Jüpiter arasında, Güneş’ten 2,2 ile 3,2 AU uzaklıkta sürüsüne bereket asteroit var. 1 Ceres ve 4 Vesta cüce gezegenleri de burada. NASA 2007’de araştırma yapmak için Dawn (Şafak) adlı uzay aracını buraya gönderdi. 2011 yılında 4 Vesta’nın yörüngesine girdi ve 14 ay boyunca araştırma yaptıktan sonra 1 Ceres’e doğru yol aldı ve 2015’te ulaştı, hala da yörüngesinde.

Şimdi bakıyoruz ki bizim Sarıçiçek meteoritlerinin tipi ve analiz sonuçları, 4 Vesta’nınki ile örtüşüyor. Dünyada toplam 20 tane benzeri olay gözlenmiş, bu 21. olay. O nedenle bilimsel olarak oldukça değerli. NASA, Dawn görevi için 465 milyon dolar harcadı, bize ise gökten geldi, şansımız burada.

4 Vesta’nın çapı 525 km, Türkiye’ye yakın boyutlarda bir cüce gezegen. Bu tarz cisimlere çok yüksek hızlarda, saniyede 200 km civarı hızlarla başka kayalar çarparak yüzeyden parça koparabiliyor. Gelen cismin yavaşlamasını sağlayacak bir atmosferleri yok Dünya gibi, kütle çekimleri de az. Çarpmadan dolayı kopan parçaların yörüngesi Dünya ile kesişirse, zaman içinde Dünya’ya düşebiliyorlar. Bu meteoritlerden koptukları gök cisminin yüzeyi hakkında bilgi ediniyoruz, vuran parça ve bu vuran parçanın nereden kopmuş olabileceği hakkında bilgi gelebiliyor.

Ersin – Mesela, elinizde 12 örnek varsa ve 10 tanesinde çıkmayan şey diğer ikisinde çıkıyorsa, o ikisi kopan cisimden değil çarpan cisimden olabilir.

Özelliklerinden bahsedelim o zaman.

Ozan – Ana kütlesi, yani atmosfere giren parça yaklaşık 230 kg ve 50 cm çapında. (Ersin – Rusya’ya geçtigimiz yıllarda düşen Chelyabinsk’in atmosfere girerken çapı 20 metreydi.) Biz söyledikten sonra NASA tarafından araştırıldı. Giriş yaptığı gözlenmiş. Hızı saniyede 18.9 km (Perseid’ler ise saniyede 70 km hız ile giriş yaparlar.) Atmosfere girdikten sonra yüzeye 40 km kala patlamış. Birden fazla patlama olduğunu düşünüyoruz çünkü sesi duyanlar “toktoktok” diye üçlü bir ses tarif ediyorlar.

Tabii bunun nereden baksan yüzde 80 kadarı dağılıyor. Bulunan 15 kg civarıysa, Köylü de 10 kg sattı desek, geriye 5 kg kalmış olabilir. Tabii etrafa dağılmış küçük gramlar ve toz halindedir muhtemelen. Mercimek büyüklüğünde meteorit bulan var mesela; 0,06gr. Peter meteorit bulamamıştı, ben “hayırdır bulamadın” diye ona takıldıktan 10 saniye sonra bulunca sözümü geri aldım.

DSC_0367

NASA ve SETI’de araştırmacı olan Peter Jenniskens, bulduğu meteoriti işaret ediyor.

 

Analiz sonuçlarından; nikel, zirkonyum, neodimyum, strosyum, selenyum, kobalt, mangan, titanyum, magnezyum, lityum ve demir tespit edildi. Analizler devam ediyor… Dünyada olmayan hiçbir elemente rastlanmadı şimdiye kadar bu meteoritlerde.

Ersin – Asteroit kökenli Akondrit sınıfına girmekte. Chelyabinsk metalik bir meteoritti daha parlak bir iç yapısı var. Sarıçiçek meteoritinde ise Ay’ın bize gri gözükmesinin nedeni olan eucrite var. Normalde meteoritler tek tip olur fakat bunda howarditeik kısım var, hemen yanında eucriteik bazaltik kısım, onun yanında ise diogenite kısım. Ender bir tür Howardite-Eucrite-Diogenite grubu.

Ozan – 360-370 tane kayıtlı howardite var. Howardite dedigimiz grup yüzde 1.6’ya geliyor düşen meteoritler arasında. Bu 4 Vesta asteroidinin yüzeyinden koptuğu için oldukca değerli. 34 kişinin her biri farklı çalışma yapıyor. Biri jeolojik çalışma yapmakta, öbürü radyoaktivite ölçüyor. Kimisi argon-neon oranlarına bakarak yaş tayini yapıyor ne zaman 4 Vesta’dan koptuğu çalışmalar sonucu ortaya çıkabilir. Yörünge testini yapan var, hepsini birleştirdiğimizde ortaya ortak bir bilgi çıkıyor. İyi bir dergide yayınlanacak makale çıkarmaya çalışıyoruz.

Meteorlar taşsı, metalik, hem taşsı hem metalik, karbonik olmak üzere dörde ayrılıyorlar. Dolayısıyla bulunan örneğe mıknatıs tutup “çekiyor bak, bu meteorit” diye sonuca varamazsınız, hatalı olur. Ama insanların yüzde 85’i böyle yapıyor.

Bulunan taşın göktaşı olduğu nasıl anlaşılıyor peki sahada arama yaparken?

Ozan – Dışında ince bir yanık tabaka olacak. 1 mm’den ince, tırnak kalınlığında. Eğer parçalanmışsa içerisi daha açık renkli oluyor. Çok köşeli yapıya sahip olmuyorlar çünkü atmosferde “ablasyon” yani traşlamaya maruz kalıyorlar. 1600-1800 derecelere kadar çıktığı için ısınmadan dolayı kavruluyor ve bu ince kabuk oluşuyor. O kadar ısınıyor ki enerjiye yenik düşüp iç ve dış kısmın basınç farkından dolayı patlıyor. İçi yanmadığı için rengini kaybetmiyor. Traşlandığı için ise yüzeyi yuvarlağımsı oluyor. Üzerinde köşeler veya derin delikler olmuyor, parmaklanmış bir oyun hamuru gibi görünümü. 

DSCF7504

Meteor atmosferde çok ısındığı için dışında kavruk koyu bir kabuk oluşur, içi ise açık renkli kalır.

 

Sitemizde, medyada da yer bulan meteorit vergisi incelendi, siz bu konuda ne söylüyorsunuz?

Ozan – Tarihi eser gibi değerlendirilemiyor, bir sınıfa sokulamıyor, kavram eksikliği var; bu tarz olaylar çok az yaşandığı için.

Mesela diyelim Namibya’da bir meteorit buldunuz, yurtiçinde alış satışı yapılabiliyor, fakat yurtdışına satışı yasak. İlle de satılacaksa özel izine tabi. Hindistan’da bir kurum var, jeolojik araştırma grubu sanırım adı, mülkiyet ona ait. Avusturya’da bir örnek var; adamın arazisine meteor düşmüş ve adam bu benim demekte fakat devlet de hak iddia etmekte. Orası senin yerin olsa bile devletin toprağı demekte. Mahkeme karar veriyor, diyor ki göksel bir materyale yersel bir hak iddia etme söz konusu değildir… ABD’de adamın tarlasına düştüyse mülkiyeti tamamen ona ait oluyor, izinsiz zaten adımınızı atamazsınız, kolunuzu bile uzatamazsınız…

Bana sorarsanız ülke olarak zaten bizim olmalı, ben ne satışında ne de alışında uğraşıyorum. Bilim insanları olarak derdimiz şu; veya ben kendi adıma söyleyeyim, biz araştırma yapmak istiyoruz değil mi? Bu cisimler evrenin bir takım yerlerinden gelip bize evren hakkında bilgiler veriyorlar. Belki bildiğimiz bir çok bilgiyi değiştirecekler. Düşüncemiz bilimsel alana katkı sağlanması yönünde.

Sarıçiçek meteoritlerini yabancılara satmasaydık daha çok şanslı olurduk. Yine de biz aldık örneklerimizi ve analizler yapılıyor fakat 3/4’ü satılmış olmasaydı daha çok değerlendirebilirdik bu şansı. Şu an 1,5 kg civarında bir tane var bulan daha satmadı, yüksek para verene satacakmış.

Bizim bütçemiz şu an elimizdeki 12 örneğe göre ayrıldı, sonrası için bir şey söylemek zor. Üniversite tekrar bütçe ayırır mı ayırmaz mı bilmiyorum fakat bunun bilimsel açıdan değerli olduğunu üniversite yönetimi de, biz de bilim insanları olarak da gördük. Ender bir tür.

Bir çok örnek yurtdışına satıldı dediniz, ciddi bir meteorit piyasası var o zaman, nasıl başladı bu olay bilginiz var mı?

Ozan – Ersin’in ve benim yanımda NASA’dan gelen Peter Jenniskens’i de görüyorlar tabii, yabancı biri var, NASA’dan gelmiş, Sarıçiçek’te ne işi var? Köylüler diyor ki bu adam buraya boşuna gelmez, değerli olması lazım bu taşlar. Peter’ın da Türkiye’de ilk geldiği yer İstanbul, hemen arkasından Bingöl bu arada.

saricicek-228837

İlk başta Ruslar, Almanlar ve Polonyalılar gelmiş. Danimarka ve Çin’den gelenler de var. Kafalarına göre bir rakam söylüyorlar, 20$’dan alalım, köylü diyor “buraya Peter geldi, olmaz çık bakalım”. 60$’lık bir rakam konuşulmaya başlanıyor gramı için. Şu an Bingöl-Muş yolu arabalarla dolmuş, minibüsler özel seferler düzenlemeye başlamışlar, benzinciler dolmuş taşmış. Bingöl’e yaradı, kalkınma oldu.

Yabancılar meteoritleri alıyorlar, geçen gün ebay’e girdim baktım gramı 2500-3000 TL’den gidiyordu. Alan kişi 15 katına sattı. Türkiye’nin elindeki fırsat dışarı kaçıyor bu şekilde. Doğal zenginlikti, doğal zenginliği kalmadı.

Kimseye kızmıyoruz… Ama bir düzenleme olsa, mesela 1/3’ü veya 1/5’i üniversitelerde konuyu çalışan kişilere hibe edilmelidir diye, güzel olabilirdi.

Satılan meteoritleri hangi amaçlar için alıyorlar, bilimsel değeri dışında ne işe yarayabilir?

Ersin – Biz bilimsel yönünden ve bilimsel öneminden bahsediyoruz fakat anlaşılan şey hep maddi yönü. Bunun yapısı biraz yumuşak olduğu için kolye yüzük gibi şeyler yapılamaz. Chelyabinsk meteoritini de bazı kişiler yarım milim kalınlığında kesip arkasından bir şeye tutturmuşlar dağılmasın dik dursun diye, 2500 $’a satılıyor ufacık bir parça.

Ozan – Pallacid türü meteoritlerin şeffaf, altın renkli kristalleri var onlar çok pahalı, milyon doları bulabiliyor. Fakat araştırma dışında kullanım alanı yok, alanlar yüzde 99 koleksiyon için alıyorlar. İşlenip kullanılacak fonksiyonları, enerjileri ve radyoaktiflikleri yok.

Ersin – Sarıçiçek olayından sonra bizi sürekli arayıp fiyat soruyor vatandaş. Bingöl’de bir olay olmuş, insanlar Antalya’dan Bursa’dan sürekli fotoğraf gönderiyor. “Hocam elimde göktaşı var”… Göktaşı olduğundan nasıl emin olmuş? Yüzlerce telefon geliyor, yoğunluk var cidden.

Ozan – Meteorit olmayan numuneleri ve nedenlerini turk-met.net sitesinde yazdık, vatandaş kendi elindeki örneklerle karşılaştırıp eleyebilir. Ellerindeki parçanın meteorit olma ihtimali varsa numune temini isteriz, analiz gerekiyorsa yaparız fakat değer biçemeyiz. Telefonu açıyorlar, “merhaba” demeden meteorit bulduğunu söyleyip fiyat analizi istiyorlar.

Bir yanlış anlaşılma var aslında, sanki piyasayı ben belirlemişim gibi; diyorlar ki Ozan hoca buna değerli dedi. Dedim fakat bilimsel olarak değerli dedim, 78 milyona anlatamıyorum. Bilimsel olarak değeri paha biçilemez.

Ersin – İnsanlar mesela demir madeni yatağının yakınında yaşıyorlar, dere yatağında sürüklenmiş parçayı buluyorlar, mıknatıs çektiği için meteor sanıyorlar. Arazide mıknatısla meteor avına çıkmışlar. Bu konuda uzman olmayan kişilerin de etkisiyle yanlış yönleniyorlar.

Göktaşı avcıları diye bir grup var; “bu göktaşı” diye resim atılıyor, normal vatandaş diyor ki “bu budur şu şudur”. Analizler yapılmadan biz şu meteoritlerdendir diye söylemekten kaçınıyoruz, ama onlar emin. Büyük kaya parçalarını oturtmuşlar masaya, 40 tane birbirinden farklı taşı dizmişler, biz de bugün araziye çıktık meteorit topladık diye yazmışlar. Bilgi kirliliği oluyor.

Bahsettiğiniz diğer ülkelerdeki gibi bir, meteoritlerin araştırma için tutulmasına yönelik düzenlemeler yapılacak mı, gelecekte ne olacak?

Ozan – Çalışmalar var esasında, ama nereye gider bilmiyorum. Yakında bir çalıştay yapılacak. Uzay hukukçusu, vergi hukukçusu, tabiat ve kültür varlıklarından bir kişi de dahil yedi kişilik bir grup. Herkes kendi alanından bir şeyler anlatacak ve rapor hazırlanıp ilgili yerlere sunulacak. Orada değerlendirenlere kalıyor yani iş. Belki bir düzenleme olur veya Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’nun altına bir madde eklenebilir, adı konmalı yani bu olayın. Derdimiz bilimsel analiz için bir kısmının ayrılması.

Vergi kısmı beni araştırmacı olarak ilgilendiren bir şey değil zaten, hükümetin bilimsel yönünü de düşünerek bir düzenleme yapması lazım. Araştırma yapan üniversitelere yollanması lazım. Hepsinin bende olmasının gereği yok, herkes çalışsın, meteor bilimi gelişsin, işbirliği yapalım. Hatta meteor bilimyle ilgili bir merkez olsun, TÜBİTAK’ın bünyesinde de yapılabilir. Türkiye’de gelişmekte olan bir dal bu. (Kozmik Anafor olarak konuyu vergi hukuku açısından incelediğimiz şu yazımızı okuyabilirsiniz)

Düşen Meteoritlerın yörüngeleri nasıl tayin ediliyor?

Ozan – Mesela yurt dışında, örneğin ABD’de bir olay oluyor, bir meteor geçiyor veya düşüyor, siz görgü tanığısınız, adam geldiği yönü tarif edebiliyor. sağ açıklık, dik açıklık gibi teknik terimleri kullanabiliyor ve Amerikan Meteor Derneğinin web sitesine girip adını soyadını yazıp gördüğü koordinatı ekliyor. bir çok kişi böyle yaptığında meteorun yörüngesi zaten kendiliğinden çıkıyor. Herkeste o bilinç var. Bizde yok. Yeni yeni oluşmaya başlıyor. Bence bu olay bir şanstı, insanlar nasıl davranılması gerektiğini bizim sayemizde orada öğrendiler. En azından artık alüminyum folyo ile topluyorlar benim için bu yeter yani örneğe temas edilmiyor şu an.

Göktaşlarının girişleri, saati dakikası saniyesini takip edebilme imkanınız da var. Meteor takip sistemleri burada önem kazanıyor işte. Her ilde bu iş için gökyüzünü gözlemleyen kameralarınızın olduğunu düşünün. Şu an beş ilde istasyonumuz var. İzmir’de Ege Üniversitesi’nde Abdullah Kızılırmak istasyonu, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Yunus Emre istasyonu, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde Oktay Sinanoğlu istasyonu, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde Ali Kuşçu istasyonu ve Antalya Ulusal Gözlemevi’nde Nüzhet Gökdoğan istasyonu.

Meteorların güzergahlarını belirleyip haritalandırıyorsunuz. Dünya meteor haritası var böyle, buna Türkiye’den de katkı geliyor. Belki de mesela siz yeni bir meteor yağmuru keşfediyorsunuz. Meteor yağmuru gözlemleri hep bu takip sistemleri sayesinde gelişti. Perseid’ler gibi ana yağmurlar haricinde mesela günlük üç dört saat süren yağmurlar da var. Tabii bunlar otomasyona bağlı çalışıyorlar, harita kendiliğinden oluşmaya başlıyor ve istediğimiz zaman veri tabanına bakabiliyoruz bir olay olduğunda.

Kamera sayısının artması, verilerin artması için önemli. Deneyi ne kadar çok yaparsanız, o deney ile ilgili hassasiyet artar ve daha net bir şey söyleyebilirsiniz. İstasyonlar arası 200 km mesafe var şu an. Daha çok ilde olsa, mesela bir meteoru, bu iş için ayrılmış 30 kamerayla tespit ettiğinizi düşünün, bir ağ oluyor, adı üstünde zaten, Türkiye Meteor Takip Sistemleri Ağı.

Bu takip sistemleri 1000’in üzerinde meteor kaydı yaptı. Tabii uçak gibi nesneleri de kaydediyor fakat bunları eliyorsunuz, sisteme sadece meteorların geçişlerini giriyorsunuz. Daha ileri aşamalarda ise meteorit düşüşleri kaydedilebilir. Her ilde bir istasyon hedefimiz var. Şimdilik toplamda 20 kamera ile gözlem yapılıyor. Ekibimizde Prof. Dr. Ethem Derman da yer almakta. TUBİTAK oldukça destek veriyor bu projeye. 2012 yılında başladi ve 360 bin TL’lik bir proje şimdilik. Japonya’da kurulan takip sistemi ile aynı, onlarla temas halinde kurduk.

DSCF7510

Japonya’nın ise 283 kamerası var. Onların şanssızlığı, muz gibi ince bir alanda olmaları. Türkiye’de ise oldukça geniş bir alan var. İzmir’den Antalya’ya kadar, atmosfere giren bir meteoru mesela her istasyon farklı açıdan ve şiddetten görebilecek, yöre halkına “nereden geldi, saat kaçta gördün?” diye sormaya ve yönünü tahmin etmeye gerek kalmayacak, kameralardan belli olacak.

Meteoritlere nasıl ad veriliyor?

Ozan – Resmi kayıtlı bir tür olması için başvuru yapıyorsunuz. Uluslararası Astronomi Birliği’nde jeoloji ve gezegen bilimleri topluluğu var. Resmi tür olup olmayacağına bunlar onay veriyorlar. Siz analizleri yapıp başvurduktan sonra adını koyuyorlar. Resmi adı Sarıçiçek meteoritleri oldu. Meteorit düştüğü yerin adını alır diye bir kanı var fakat pek doğru değil. Düştüğü yerin adını ancak orada postane varsa alır. Bunu da olay sırasında öğrendik. Mesela nereye düştü, Vezneciler’e, (İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümünün olduğu yer) Vezneciler’de postane var mı ona bakılıyor, varsa tamam. Resmi işlemler için postane koşulu. Uluslararası Komite Sarıçiçek mi Bingöl mü olsun diye sordu, Bingöl’de postane var ama Sariçiçek’te yokmuş. Neyse ki bize bıraktılar seçimi ve adını Sarıçiçek koyduk.

Hocam son olarak, bu meteoridi merak eden ve görmek isteyen insanlar var. Sergilendiği veya sergilenmesi düşünülen bir yer var mı?

Ozan – Bir müzede sergilenmesi için 20 gr’ın üstünde olması koşulu ve resmi bir kurum tarafından onaylanması koşulu var. 27,46 gr’lık bir örnek Sarıçiçek meteoriti olarak Istanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesinde orjinal örnek tür olarak sergilenecek. 4 Vesta asteroidini temsil edecek. Şimdi bir stant hazırlamaya çalışıyoruz, yakında koyulacak.

Ersin – Müzenin de 100. yılı bu arada. 3.800 civarı fosil var, ziyaretçilere açık, merak eden herkes gidip görebilir.

Röportaj için teşekkür ederim hocam.

Bende teşekkür ederim, gelişmeler için turk-met.net sitesini takip edebilir meraklılar, oradan paylaşıyoruz bilgileri.

Röportaj: Taylan Kasar 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Jüpiter

Jüpiter’in Kırmızı Lekesi, Girdaplar ve Kahve

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Hangimiz Jüpiter’in büyük kırmızı lekesine bakıp büyülenmedik ki? Peki, Jüpiter’in kırmızı lekesine benzer bir girdabı kahvenizdeki süt damlasıyla yapabileceğinizi söylesek?

Jüpiter’in kırmızı lekesinin mekaniklerine bakmadan önce girdapları anlamak yararınıza olacaktır. Kısaca tanımlamak gerekirse, girdap herhangi bir eksen etrafında dönen akışkan parçacıkların oluşturduğu harekettir. Matematik dilinde “curl” olarak bilinen ve dilimizde de “rotasyonel” yada “kıvrım” olarak kullanılan ifade, vektörel hız alanının kıvrımının olup olmadığı hakkında bize bilgi verir. Biraz daha açmak gerekirse, eğer girdabın matematiksel denkleminin kıvrımını aldığımızda sonuç sıfır olmuyorsa bu doğal olarak girdabın açısal bir hareket izlediğini gösterir.

Girdap denildiğinde çoğumuzun aklına devasa boyutlardaki meteorolojik olaylar gelir. Ancak küçük ebatlarda bile girdaplar oluşturmak mümkündür. Kahve eşliğinde Kozmik Anafor okumaktan daha büyük bir keyif yok. Yalnız bir dahaki sefer kahvenizi hazırlarken siz de kahvenizde girdaplar yaratabilir ve bu anın tadını çıkarabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey kahveye bir iki damla süt damlatıp, çay kaşığını hızlı bir şekilde bu damlanın ortasından geçirmek. Hepimiz oluşan bu şekle birçok kez şahit olmuşuzdur ancak, hangimiz bunun arkaplanında yürüyen fiziği merak etti ki?

Benzer girdapları doğrusal hareket eden akışkanın bir silindir etrafında kıvrılırken görmek de mümkündür. Silindir etrafında akışkan hareketler birçok bilim insanını meşgul etmiş ve ortaya gerçekten herkesi büyüleyen sonuçlar çıkmıştır. Daha fazla detaya girmeden önce Reynold numarasının burada tanımını yapmak yararımıza olacaktır. Reynold numarası aslında fiziki bir yasa olmasa da, akışkan hakkında bize pek çok bilgi verebilir. Reynold numarası kısaca akışkanın eylemsizliğinin akmazlığına (viskozite) oranıdır.

Eylemsizliği hepimiz biliyoruz. Peki nedir bu akmazlık? Nasıl dirençler elektriksel akımını sınırlandırıyorsa, akmazlık da akışkanın temas ettiği yüzeyde sınırlandırılmasıyla deforme olacağını ifade eder. Bu yasanın en basit hali Newton’un akmazlık yasası olarak bilinir ve bu akışkanlara Newton akışkanları denir. Bu kapsamın dışında kalan akışkanlar da pek tabii mümkündür.

Reynold numarası 10.000’lere kadar dayandığı zaman akışkan, uçak havadayken hepimizin korkulu rüyası olan türbülans halini almaktadır. Akışkan türbülans halini almadan önce her ne kadar pürüzsüz ve sakin sakin hareket etse de, türbülans halini aldıktan sonra birçok girdap yaratacaktır.

Gelelim Jüpiter’in kırmızı lekesinde olan bitene…

Hepimizin bildiği gibi sıcak gazlar yükselir. Jüpiter’in atmosferini oluşturan gazlar ısınıp yükseldiğinde girdaplar oluşarak birbiriyle birleşerek daha büyük bir girdap halini alır. Soğuyan gazlar Jüpiter’in döngüsünden dolayı oluşan Coriolis kuvvetinden dolayı daha önce gördüğümüz kahvenin içindeki sütün hareketini yapmaya başlar.

Yalnız bu girdaplar kilometrelerce uzunlukta olabilir. Bu girdaplara karşı koyacak katı bir nesne olmadığından çok uzun süre bu hareketi sürdürebilir. Jüpiter’in atmosfer dinamikleri ve lekesiyle ilgili çok daha geniş kapsamlı bilgi edinmek için, bu linkteki yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Hazırlayan: Alperen Erol

Okumaya devam et

Dünya

Ay Antlaşması – Uzay Hukukunun Öksüz Evladı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler bünyesinde kaleme alınan ve Uzay Hukukunun kaynakları arasına giren bu antlaşmanın resmi adı, “Devletlerin Ay ve Diğer Gök Cisimleri Üzerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Antlaşma”dır. Kısa olarak Ay Antlaşması – Moon Treaty adı ile bilinmektedir.

Soğuk Savaş’ın gölgesi Dünya üzerinde iken, peş peşe uzaya dair anlaşmalar BM tarafından uluslararası camianın oylarına sunulmuştur. Daha önceki yazılarımızda bu anlaşmaların çoğuna değindik. Ay Antlaşması’nın, bu diğer antlaşmalardan temel farkı, Dünya devletlerinin birçoğu tarafından imza edilmemiş ve kabul edilmemiş olmasıdır.

Antlaşma, Aralık 1979’da BM’ye sunulmuştur. Gerekli beş devletin imzasının Temmuz 1984’te toplanması ile de resmen yürürlüğe girmiştir. 2016 tarihi itibarı ile sadece 17 devlet tarafından onanmıştır. Kapsamlı ve tüm insanlığın çıkarlarını gözeterek kaleme alınan antlaşma, 11. maddesi yüzünden uzay yetenekli büyük devletler tarafından rağbet görmemiştir.

Ay Antlaşması

Antlaşmaya göre Ay, insanlığın ortak malıdır ve hiçbir millet yahut devlet, üzerinde tek başına hak iddia edemez.

 

Dünya devletlerinin anlaşmayı imzalamaktan çekinmesinin asıl sebebine değinmeden önce, ana hatlarıyla Ay Antlaşması hükümlerine bir göz atalım:

  • Bu antlaşma, Dünya hariç, Ay ve Güneş Sistemindeki tüm gök cisimlerini kapsar.
  • Ay ve gök cisimleri ve çevrelerindeki yörüngeler münhasıran barışçı amaçlarla kullanılır. Belirtilen bu uzay alanlarında askeri amaçlı çalışma yapılamaz, askeri üs kurulamaz, nükleer ve kitle imha silahları yerleştirilemez, bu sahalar tehdit amaçlı kullanılamaz. Ancak güvenlik ve araştırma amacıyla askeri personel bulundurulabilir.
  • Ay ve gök cisimleri insanlığın ortak malı olarak tüm devletlerin erişimine, araştırma yapmasına, istasyon kurmasına ve benzeri faaliyetlerde bulunmasına açıktır. Sayılan bu haklar engellenemez.
  • Ay ve gök cisimlerinde kurulacak üsler, buradaki laboratuvar ve cihazlar, diğer imzacı devletlerin ziyaret ve incelemelerine açık olacaktır.
  • Ay ve gök cisimlerinde yapılacak olan araştırma ve diğer faaliyetler, bunlardan elde edilen bulgu ve sonuçlar düzenli aralıklar ile BM Genel Sekreterliği’ne bildirilecektir.
  • Ay ve gök cisimlerinden getirilen örnekler, bu örnekleri getiren devletlerin mülkiyetinde olacaktır. Ancak diğer devletlerin bu örnekleri isteme ve inceleme haklarına saygı göstereceklerdir.

Ay Antlaşması bu noktaya kadar, genel geçer kapsamı, barışçıl amaç ilkesi, faaliyetlerin niteliği vb. Uzay Hukuku ilkeleri kapsamında kaleme alınmıştır. Ancak Ay Antlaşması’nın 11. maddesi ABD, Rusya, Çin gibi “Uzay Yetenekli” devletlerin bu anlaşmadan uzak kalmasına sebep olmuştur.

Ay Antlaşması madde 11 özetle der ki;

  • Bu Anlaşma hükümlerinde yansıtıldığı üzere Ay ve doğal kaynakları insanlığın ortak mirasıdır. Ay’da, kullanım ya da işgal yoluyla ya da herhangi bir başka yolla ulusal egemenlik tesis edilemez. Ay’ın yüzeyi veya alt yüzeyi, herhangi bir kısmı veya doğal kaynakları, herhangi bir Devlet, uluslararası ya da hükümetler arası veya sivil toplum kuruluşu, ulusal organizasyon veya sivil toplum kuruluşu veya herhangi bir gerçek kişinin mülkiyetinde olamaz. Ay’ın yüzeyinde veya yüzey ile bağlantılı yapılar da dahil olmak üzere Ay’ın yüzeyinde veya altındaki sahalara yerleştirilen personelin, uzay araçlarının, ekipmanların, tesislerin, istasyonların ve tesisatların varlığı, Ay üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı tesis etmez.
  • Ay ve gök cisimlerinden geniş çaplı ekonomik veya diğer sivil amaçlar ile yararlanma söz konusu olursa, bu durum ayrı bir işletme rejimi anlaşması ile düzenlenecektir. Temel ilke, teknik olanakları ve teknolojiyi sağlayan devletlerin haklarına ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına özen gösterilerek, elde edilecek kazançtan BM üyesi her devletin hakkaniyetli bir biçimde yararlanmasını sağlamaktır.

Bu hüküm çerçevesinde uzay yetenekli devletlerin büyük paralar ve çaba harcayarak bir gök cisminde elde edeceği fayda ve kazancı, tüm ülkelerle paylaşmak zorunda bırakılmalarını kabul etmemeleri temelde anlaşılır bir durumdur. Peki hangi ülkeler bu antlaşmayı imzaladı ve kabul etti?

Fransa, Hindistan, Romanya ve Guatemala Ay Antlaşması’nı sadece imzalamışlar, fakat henüz onaylamamışlardır.

Avusturya, Belçika, Şili, Kazakistan, Kuveyt, Lübnan, Meksika, Fas, Hollanda, Pakistan, Peru, Filipinler, Suudi Arabistan, Uruguay, Venezuela ve TÜRKİYE bu antlaşmayı imza ya da katılma yoluyla onamışlardır ve de antlaşmaya TARAF HALİNE GELMİŞLERDİR.

Türkiye’nin katılım bildirisi linki: http://treaties.un.org/doc/Publication/CN/2012/CN.124.2012-Eng.pdf

Ay Antlaşması’nın bağlayıcılık hususu bakımından diğer uzay anlaşmalarından bir farkı bulunmamaktadır. Bu anlaşma, anlaşmayı onayan beşinci ülkenin bunu BM’ye bildirmesinden 30 gün sonra yürürlüğe girer. Antlaşmayı daha sonra onayan ülkeler için anlaşma, bu durumu bildirmelerinden 30 gün sonra geçerli olur.Bu hali ile Ay Antlaşması sadece onu onayan ülkeler tarafından bağlayıcıdır.

Hazırlayan: Yavuz Tüğen

Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 3 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Okumaya devam et

Çok Okunanlar