Connect with us

Güneş Sistemi

Satürn’ün Detaylı Halka Yapısı

Bu yazıyı yaklaşık 10 dakikada okuyabilirsiniz.

Güneş Sistemi’nin dev gezegenlerinden biri ve Jüpiter’den sonraki en büyük hakimi olan Satürn‘ü diğer tüm gezegenlerden ayıran en belirgin şey, kuşkusuz muazzam güzellik ve büyüklükteki halka yapısıdır.

Astronomlar için başlı başına bir gözlem ve araştırma alanı olan bu halkaları, detaylı biçimde inceleyelim:

Satürn’ün fazlasıyla göze batan halkaları, mikrometreden başlayıp, bir kaç metre arasında boyutları değişen sayısız su buzu ile çok az miktarda tholin ve silikat toz parçacıklarından oluşur. Zayıf teleskoplar ile tek parça, daha güçlü teleskoplar ile üç parça ve uzay araçları ile sayısız parça ve yapıdan oluştuğunu gözlemlediğimiz bu halkalar keşif sıralarına göre alfabetik olarak isimlendirilirler.

Satürn

Satürn’ün “Ana Halka Yapısı” (Fotoğraf; Cassini Uzay Aracı tarafından çekilmiştir).

 

Ana halkalar A, B ve C halkaları olarak isimlendirilir. Daha sonradan keşfedilen ikincil soluk halkalar ise gezegene en yakın olan F halkası, A’nın hemen dışındaki D halkası ve uzaktaki G & E halkaları olarak adlandırılıyor. Bunların dışında da çok daha soluk toz halkaları ve ana halkalar içerisinde farklı yapılar ve ayırımlar mevcuttur. Bazı belirgin ayırımlar Pan benzeri küçük uydular tarafından temizlenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucu emin olduğumuz bir konu var ki; Satürn’ün halka yapısı ile irili ufaklı uyduları arasında çok sıkı bir ilişki var. Halka açıklıklarının hemen tümü bir uydunun kütleçekim veya süpürme etkisi ile oluşmuşken, birçok halkanın da varlığını sürdürme nedeni, yakın uydulardan gelen toz ve buz partikülleri.

Halkaların toplam kütlesinin en az 3 x 10^19 kg yani yaklaşık olarak Mimas uydusu kadardır. Ancak Cassini gözlemleri ve yakın tarihli bilgisayar simülasyonları bunun üç katından fazla kütle olabileceğini göstermektedir.

Piyasada satın alabileceğiniz 300 ila 5.000 lira arasında değişen amatör teleskoplardan baktığınızda Satürn’ü ve halkalarını ancak böyle görebilirsiniz. Ortadaki fotoğraf ise, uzman astrofotoğrafçı Levent Aydın‘ın uzun saatler boyu pozlayarak çektiği, bir amatör astronomun elde edebileceği en iyi fotoğraflardan biridir. Unutmayın, çıplak gözle teleskoptan baktığınızda asla ortadaki görüntüyü göremeyeceksiniz. Teleskopla baktığınızda ne görebileceğinizle ilgili bu linkteki yazımızı okumalısınız.

 

Satürn’ün halkalarının kendilerine ait bir atmosfer sistemi vardır.

Evet yanlış okumadınız. Cassini verilerine göre; Güneş’in ultraviyole ışınlarının su buzu ile etkileşimiyle açığa çıkan oksijen ve hidrojen, halkaların atmosferini oluşturmaktadır. Haliyle bir kaç atom kalınlığında bir atmosferdir bu ancak, buna rağmen Hubble teleskobu ile dahi tespit edilebilmiştir.

Halkaların Oluşum Teorileri

İlk teorimiz 19’uncu yüzyılda Édouard Roche tarafından üretilmiştir. Teoriye göre halkalar bir zamanlar Satürn’ün bir uydusuydu ve uydunun bir kuyrukluyıldız ya da asteroit ile çarpışması sonucu parçalanması ile oluştular. İkinci teoriye göre halkalar Satürn’ü oluşturan orjinal gezegen nebulasından arta kalan parçacıklarıydı.

saturnun-detayli-halkayapisi

Eğer yakından bakabilseydik, gezegenin halka yapısının böylesi buz, taş ve toz parçacıklarından oluştuğunu görebilirdik.

 

Günümüzde bu her iki teorinin de geçerliliği bulunmuyor. Bugün büyük oranda eminiz ki, gezegenin halka sistemi uydularıyla arasında olan etkileşim sonucu meydana gelmiş durumda.

Birçok halka, sadece bazı uydulardan saçılan toz ve buz sayesinde var olabilirken, bazı halkalar da kimi uyduların kütle çekim etkileri sonucu gezegenle arasına hapsettiği parçacıklar sayesinde varlığını koruyor. Bu etkileşimler sonucu oluşmuş halka sistemlerini (çok daha soluk olsalar da) Jüpiter, Neptün ve Uranüs’te de gözlemleyebiliyoruz.

Halka Sistemi Üyeleri

İsim Satürn’e uzaklığı (km) Genişliği (km)
D Halkası 66.900 – 74.510 7.500
C Halkası 74.658 – 92.000 17.500
B Halkası 92.000 – 117.580 25.500
Cassini Ayırımı 117.580 – 122.170 4.700
A Halkası 122.170 – 136.775 14.600
Roche Ayırımı 136.775 – 139.380 2.600
F Halkası 140.180 30 – 500
Janus/Epimetheus Halkası 149.000 – 154.000 5.000
G Halkası 166.000 – 175.000 9.000
Methono Halka Arkı 194.230 ?
Anthe Halka Arkı 197.665 ?
Pallene Halkası 211.000 – 213.500 2.500
E Halkası 180.000 – 480.000 300.000
Phoebe Halkası 4.000.000 – 13.000.000 ?

 

Satürn’ün bilinen halka yapısının tümü. Detaylı incelemek için resme tıklayıp büyütebilirsiniz.

 

D Halkası
En içteki bu halka aynı zamanda en soluk olandır. 1980’de Voyager 1, bu halka içinde D73, D72 ve D68 olarak isimlendirilen üç ayrı halka yapısı daha tespit etmiştir. Bu halkada, muhtemelen geçmişte bir kuyruklu yıldızın toz kuyruğu ile çarpışmasından kaynaklanan dalgalanma izleri bulunmaktadır.

C Halkası
İkinci sıradaki bu halka, geniş ancak soluk bir yapıdadır. Yaklaşık beş metre kalınlığı olan 1.1 x 10^18 kg kütleli ve dik bir açıyla yukarıdan bakıldığında neredeyse transparan görünüm sergileyen bir yapısı vardır. D halkasında tespit edilen dalgalanma izleri, C halkasında da benzer bir patern ile mevcuttur.

C halkası içerisinde, Colombo Boşluğu (Gap) denen boş bir alan ve bu alanda bulunan Titan Halkacığı (Ringlet) isimli bir halka yapısı daha mevcuttur, Titan halkacığının yörüngesel hareketleri, Titan uydusu ile benzerlik göstermektedir. C halkasının dış sınırlarında ise Maxwell boşluğu ve Maxwell halkacığı denen yapılar vardır.

B Halkası
Satürn halkalarının en büyüğü ve en parlağı olan B halkası 2.8 x 10^19 kg kütlesine sahip olmasına rağmen kalınlığı 5 – 15 metre arasında değişmektedir. Saydamlığı oldukça düşük olan bu halka, Güneş ışığını yüzde 91 oranında bloke eder. B halkası yoğunluk ve parlaklığı oldukça değişken olan bölgelere sahiptir ve dış sınırlarında yüksekliği 2.5 kilometreyi bulan dikey yükseltiye sahip yapılar mevcuttur.

B halkasının dış kenarındaki yükseltiler. Cassini Uzay Aracı’nın aldığı görüntüde, halkanın dış kısmındaki yüksek yapıların daha alçaktaki halka yüzeyine düşen gölgesi net biçimde görülebiliyor.

 

1980’e kadar halka içerisindeki farklılık gösteren bölgelerin kütle çekimsel kuvvetler sebebiyle oluştuğu düşünülüyordu ancak Voyager bize bu varyasyonların kaynağının kütle çekimi olmayacağını gösterdi. Bu konudaki ana teori, bu bölgelerin elektrostatik kuvvetler ile ana halka yapısından ayrı duran ancak manyetosfer ile senkronize hareket eden toz parçacıkları olduğu yönündedir. Cassini görevi ise bu varyasyonların mevsimlere göre değişen bir paternde kaybolup ortaya çıktığını göstermiştir. B halkası ayrıca S/2009 S 1 denen 400 metre çapında küçük bir uydu (Moonlet) içermektedir.

Cassini Ayrımı
1675’te keşfedilen 4.800 kilometre genişliğindeki bu bölge, B ve A halkalarını ayırmaktadır. Bu ayrımın iç kısımları güçlü bir yörüngesel rezonans etkisi altındadır. Buradaki parçacıklar Mimas uydusunun Satürn etrafındaki bir turu ile kendi yörüngelerini ikişer kere tamamlamaktadırlar. Bu rezonans, parçacıkları halka yapısından ayırır ve halka yapısının keskin bir şekilde sonlanmasına neden olur. Ancak bu mekanizma, Cassini Ayrımı’ndaki birçok diğer halkacık oluşumunu açıklayamamaktadır.

Ek Bilgi: “Rezonans”, birbirine yakın gök cisimlerinde görülen bir çeşit “kütle çekim kilidi“dir. Özellikle Jüpiter’in uydularında gözlemlenen bu durum, cisimlerin dönüş hızlarının birbirleriyle orantılı olmasına neden olur. Üç uydudan oluşan böyle bir sistemi örnekleyelim: Gezegene en uzak olan uydu tam bir tur attığında, onun hemen öncesinde yer alan uydu tam iki tur atar. Onun da hemen önünde yer alan gezegene en yakın uydu ise, en dıştaki uydunun tam bir turu sırasında dört tur atar. Bu rezonans konusunu başka bir yazımızda detaylı biçimde ele alacağız. 

A Halkası
A halkası büyük ve parlak halkalardan dışta kalandır. Keskin dış sınırı Atlas uydusunun yörüngesine çok yakındır. Halkanın dıştan başlayarak içe doğru olan mesafesinin yüzde 22’lik bölümünde Encke boşluğu ve yüzde 2’lik bölümünde Keeler boşluğu denen bölgeler vardır. Yaklaşık 10-30 metrelik kalınlığı olan bu halkanın kütlesi 6.2 x 10^18 kg dir.

B halkasında olduğu gibi, A halkasının dış sınırı da Janus ve Epimetheus uyduları ile rezonans halindedir. Ayrıca 2013 Nisan’ında NASA bilim insanları halkanın dış sınırında olası bir uydunun oluşum evresinde olduğunu rapor etmişlerdir. Halka içerisindeki Enckle boşluğu, içinde yer alan Pan isimli uydudan kaynaklanmaktadır. Keeler boşluğunun olduğu bölgeyi ise küçük Daphnis uydusu temizlemiştir.

Keeler boşluğunu şekillendiren küçük Daphnis uydusunun Cassini Uzay Aracı tarafından alınmış bir fotoğrafı.

 

A Halkası içerisinde sayıları binlere varan, yaklaşık yüzer metrelik çok küçük uydu formasyonları da Cassini Uzay Aracı tarafından keşfedilmiştir.

Roche Ayrımı
A ve F halkalarını birbirinden ayıran bu bölge Cassini ayrımı gibi birçok toz parçacığı içermektedir. Özellikle iki bölgede yoğun toz konsantrasyonu sebebi ile bu bölgelere geçici olarak R/2004 S 1 ve S/2004 S 2 isimleri verilmiştir.

F Halkası
Dışta kalan halkalardan en belirgin ve en aktif olanı F halkasıdır. Yapısı saatler içerisinde değişiklikler gösterebilen çok ince bir halkadır. İç ve dış sınırlarında bulunan Prometheus ve Pandora uyduları, halkayı aralarına hapsetmiş gibi görünmektedirler. Halka içindeki çok küçük uydu yapıları bu halkanın sürekli değişen dinamiğine katkıda bulunmaktadırlar.

Janus/Epimetheus Halkası
Janus ve Epimetheus uydularının yörüngeleri üzerinde bulunan bu toz diskleri, isimlerini aldıkları uydulardan meteor çarpmaları ile kopan parçalardan oluşmaktadır.

G Halkası
Oldukça ince ve soluk başka bir halka olan G, içerdiği buz parçacıklarını Aegeon isimli uydudan mikro meteor çarpmaları ile savrulan tozlara borçludur.

Methone Halka Arkı
Methone isimli uydu ile bağlantılı olan ince ve soluk bir halka yapısıdır.

Anthe Halka Arkı
Anthe isimli uydu ile bağlantılı olan ince ve soluk bir halka yapısıdır.

Pallene Halkası
Pallene isimli uydu ile bağlantılı olan ince ve soluk bir halka yapısıdır.

E Halkası
E halkası oldukça geniş ve çeşitli buz, karbondioksit, amonyak içeriğine sahip tozlardan oluşan bir halka bölgesidir. Mimas ve Titan uydularının yörüngeleri arasında bulunur. Diğer halkalar aksine içeriğini oluşturan parçacıklar büyükçe buz parçaları değil, mikroskobik boylara kadar inebilen toz zerrecikleridir. Yine diğer halkalardan farklı olarak iki bin kilometrelik bir kalınlığa sahiptir. E halkasını oluşturan parçacıkların Enceladus uydusundan, özellikle bu uydunun güney kutbunda bulunan gayserlerden geldiği tespit edilmiştir.

Enceladus_and_E_Ring

E halkası ve Enceladus… Bu uydunun gayzerlerinden fışkıran su buharı ve toz partikülleri, Cassini tarafından alınan bu fotoğrafta da açıkça görüldüğü gibi E halkasını meydana getiriyor.

 

Yörüngesi bu halka bölgesinden geçen uydularda, E Halkası’ndan kaynaklı birikimler gözlemlenmektedir. Tethys‘in bu maddelere en çok maruz kalan yarıküresinde belirgin bir renk tonu değişimi vardır. Ayrıca Calypso, Helene ve Polydeuces uyduları da bu halkadaki parçacıklara maruz kalmaktadır.

Phoebe Halkası
Phoebe uydusuna çarpan mikro meteoridlerce savrulan parçalarla oluşan bu halka Saturn yarıçapının 128 katından başlayıp 207 katına kadar ulaşan çok soluk bir toz bölgesidir. Phoebe, retrograde (diğer uyduların tersi yönünde) bir yörünge hareketine sahip olduğu için, halka da aynı biçimde ters yönde dönmektedir.

Güneşten kaynaklı radyasyon etkisi ile momentum kaybeden halka materyalleri (Poynting-Robertson etkisi), Satürn sisteminin içlerine ulaşmakta ve Iapetus uydusuna “yağmaktadırlar” Iapetus bu sebeple bir yarıküresinde koyu bir renk tonuna sahiptir.

Hazırlayan: Berkan Alptekin


Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Jüpiter

Jüpiter’in Kırmızı Lekesi, Girdaplar ve Kahve

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Hangimiz Jüpiter’in büyük kırmızı lekesine bakıp büyülenmedik ki? Peki, Jüpiter’in kırmızı lekesine benzer bir girdabı kahvenizdeki süt damlasıyla yapabileceğinizi söylesek?

Jüpiter’in kırmızı lekesinin mekaniklerine bakmadan önce girdapları anlamak yararınıza olacaktır. Kısaca tanımlamak gerekirse, girdap herhangi bir eksen etrafında dönen akışkan parçacıkların oluşturduğu harekettir. Matematik dilinde “curl” olarak bilinen ve dilimizde de “rotasyonel” yada “kıvrım” olarak kullanılan ifade, vektörel hız alanının kıvrımının olup olmadığı hakkında bize bilgi verir. Biraz daha açmak gerekirse, eğer girdabın matematiksel denkleminin kıvrımını aldığımızda sonuç sıfır olmuyorsa bu doğal olarak girdabın açısal bir hareket izlediğini gösterir.

Girdap denildiğinde çoğumuzun aklına devasa boyutlardaki meteorolojik olaylar gelir. Ancak küçük ebatlarda bile girdaplar oluşturmak mümkündür. Kahve eşliğinde Kozmik Anafor okumaktan daha büyük bir keyif yok. Yalnız bir dahaki sefer kahvenizi hazırlarken siz de kahvenizde girdaplar yaratabilir ve bu anın tadını çıkarabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey kahveye bir iki damla süt damlatıp, çay kaşığını hızlı bir şekilde bu damlanın ortasından geçirmek. Hepimiz oluşan bu şekle birçok kez şahit olmuşuzdur ancak, hangimiz bunun arkaplanında yürüyen fiziği merak etti ki?

Benzer girdapları doğrusal hareket eden akışkanın bir silindir etrafında kıvrılırken görmek de mümkündür. Silindir etrafında akışkan hareketler birçok bilim insanını meşgul etmiş ve ortaya gerçekten herkesi büyüleyen sonuçlar çıkmıştır. Daha fazla detaya girmeden önce Reynold numarasının burada tanımını yapmak yararımıza olacaktır. Reynold numarası aslında fiziki bir yasa olmasa da, akışkan hakkında bize pek çok bilgi verebilir. Reynold numarası kısaca akışkanın eylemsizliğinin akmazlığına (viskozite) oranıdır.

Eylemsizliği hepimiz biliyoruz. Peki nedir bu akmazlık? Nasıl dirençler elektriksel akımını sınırlandırıyorsa, akmazlık da akışkanın temas ettiği yüzeyde sınırlandırılmasıyla deforme olacağını ifade eder. Bu yasanın en basit hali Newton’un akmazlık yasası olarak bilinir ve bu akışkanlara Newton akışkanları denir. Bu kapsamın dışında kalan akışkanlar da pek tabii mümkündür.

Reynold numarası 10.000’lere kadar dayandığı zaman akışkan, uçak havadayken hepimizin korkulu rüyası olan türbülans halini almaktadır. Akışkan türbülans halini almadan önce her ne kadar pürüzsüz ve sakin sakin hareket etse de, türbülans halini aldıktan sonra birçok girdap yaratacaktır.

Gelelim Jüpiter’in kırmızı lekesinde olan bitene…

Hepimizin bildiği gibi sıcak gazlar yükselir. Jüpiter’in atmosferini oluşturan gazlar ısınıp yükseldiğinde girdaplar oluşarak birbiriyle birleşerek daha büyük bir girdap halini alır. Soğuyan gazlar Jüpiter’in döngüsünden dolayı oluşan Coriolis kuvvetinden dolayı daha önce gördüğümüz kahvenin içindeki sütün hareketini yapmaya başlar.

Yalnız bu girdaplar kilometrelerce uzunlukta olabilir. Bu girdaplara karşı koyacak katı bir nesne olmadığından çok uzun süre bu hareketi sürdürebilir. Jüpiter’in atmosfer dinamikleri ve lekesiyle ilgili çok daha geniş kapsamlı bilgi edinmek için, bu linkteki yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Hazırlayan: Alperen Erol

Okumaya devam et

Dünya

Ay Antlaşması – Uzay Hukukunun Öksüz Evladı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler bünyesinde kaleme alınan ve Uzay Hukukunun kaynakları arasına giren bu antlaşmanın resmi adı, “Devletlerin Ay ve Diğer Gök Cisimleri Üzerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Antlaşma”dır. Kısa olarak Ay Antlaşması – Moon Treaty adı ile bilinmektedir.

Soğuk Savaş’ın gölgesi Dünya üzerinde iken, peş peşe uzaya dair anlaşmalar BM tarafından uluslararası camianın oylarına sunulmuştur. Daha önceki yazılarımızda bu anlaşmaların çoğuna değindik. Ay Antlaşması’nın, bu diğer antlaşmalardan temel farkı, Dünya devletlerinin birçoğu tarafından imza edilmemiş ve kabul edilmemiş olmasıdır.

Antlaşma, Aralık 1979’da BM’ye sunulmuştur. Gerekli beş devletin imzasının Temmuz 1984’te toplanması ile de resmen yürürlüğe girmiştir. 2016 tarihi itibarı ile sadece 17 devlet tarafından onanmıştır. Kapsamlı ve tüm insanlığın çıkarlarını gözeterek kaleme alınan antlaşma, 11. maddesi yüzünden uzay yetenekli büyük devletler tarafından rağbet görmemiştir.

Ay Antlaşması

Antlaşmaya göre Ay, insanlığın ortak malıdır ve hiçbir millet yahut devlet, üzerinde tek başına hak iddia edemez.

 

Dünya devletlerinin anlaşmayı imzalamaktan çekinmesinin asıl sebebine değinmeden önce, ana hatlarıyla Ay Antlaşması hükümlerine bir göz atalım:

  • Bu antlaşma, Dünya hariç, Ay ve Güneş Sistemindeki tüm gök cisimlerini kapsar.
  • Ay ve gök cisimleri ve çevrelerindeki yörüngeler münhasıran barışçı amaçlarla kullanılır. Belirtilen bu uzay alanlarında askeri amaçlı çalışma yapılamaz, askeri üs kurulamaz, nükleer ve kitle imha silahları yerleştirilemez, bu sahalar tehdit amaçlı kullanılamaz. Ancak güvenlik ve araştırma amacıyla askeri personel bulundurulabilir.
  • Ay ve gök cisimleri insanlığın ortak malı olarak tüm devletlerin erişimine, araştırma yapmasına, istasyon kurmasına ve benzeri faaliyetlerde bulunmasına açıktır. Sayılan bu haklar engellenemez.
  • Ay ve gök cisimlerinde kurulacak üsler, buradaki laboratuvar ve cihazlar, diğer imzacı devletlerin ziyaret ve incelemelerine açık olacaktır.
  • Ay ve gök cisimlerinde yapılacak olan araştırma ve diğer faaliyetler, bunlardan elde edilen bulgu ve sonuçlar düzenli aralıklar ile BM Genel Sekreterliği’ne bildirilecektir.
  • Ay ve gök cisimlerinden getirilen örnekler, bu örnekleri getiren devletlerin mülkiyetinde olacaktır. Ancak diğer devletlerin bu örnekleri isteme ve inceleme haklarına saygı göstereceklerdir.

Ay Antlaşması bu noktaya kadar, genel geçer kapsamı, barışçıl amaç ilkesi, faaliyetlerin niteliği vb. Uzay Hukuku ilkeleri kapsamında kaleme alınmıştır. Ancak Ay Antlaşması’nın 11. maddesi ABD, Rusya, Çin gibi “Uzay Yetenekli” devletlerin bu anlaşmadan uzak kalmasına sebep olmuştur.

Ay Antlaşması madde 11 özetle der ki;

  • Bu Anlaşma hükümlerinde yansıtıldığı üzere Ay ve doğal kaynakları insanlığın ortak mirasıdır. Ay’da, kullanım ya da işgal yoluyla ya da herhangi bir başka yolla ulusal egemenlik tesis edilemez. Ay’ın yüzeyi veya alt yüzeyi, herhangi bir kısmı veya doğal kaynakları, herhangi bir Devlet, uluslararası ya da hükümetler arası veya sivil toplum kuruluşu, ulusal organizasyon veya sivil toplum kuruluşu veya herhangi bir gerçek kişinin mülkiyetinde olamaz. Ay’ın yüzeyinde veya yüzey ile bağlantılı yapılar da dahil olmak üzere Ay’ın yüzeyinde veya altındaki sahalara yerleştirilen personelin, uzay araçlarının, ekipmanların, tesislerin, istasyonların ve tesisatların varlığı, Ay üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı tesis etmez.
  • Ay ve gök cisimlerinden geniş çaplı ekonomik veya diğer sivil amaçlar ile yararlanma söz konusu olursa, bu durum ayrı bir işletme rejimi anlaşması ile düzenlenecektir. Temel ilke, teknik olanakları ve teknolojiyi sağlayan devletlerin haklarına ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına özen gösterilerek, elde edilecek kazançtan BM üyesi her devletin hakkaniyetli bir biçimde yararlanmasını sağlamaktır.

Bu hüküm çerçevesinde uzay yetenekli devletlerin büyük paralar ve çaba harcayarak bir gök cisminde elde edeceği fayda ve kazancı, tüm ülkelerle paylaşmak zorunda bırakılmalarını kabul etmemeleri temelde anlaşılır bir durumdur. Peki hangi ülkeler bu antlaşmayı imzaladı ve kabul etti?

Fransa, Hindistan, Romanya ve Guatemala Ay Antlaşması’nı sadece imzalamışlar, fakat henüz onaylamamışlardır.

Avusturya, Belçika, Şili, Kazakistan, Kuveyt, Lübnan, Meksika, Fas, Hollanda, Pakistan, Peru, Filipinler, Suudi Arabistan, Uruguay, Venezuela ve TÜRKİYE bu antlaşmayı imza ya da katılma yoluyla onamışlardır ve de antlaşmaya TARAF HALİNE GELMİŞLERDİR.

Türkiye’nin katılım bildirisi linki: http://treaties.un.org/doc/Publication/CN/2012/CN.124.2012-Eng.pdf

Ay Antlaşması’nın bağlayıcılık hususu bakımından diğer uzay anlaşmalarından bir farkı bulunmamaktadır. Bu anlaşma, anlaşmayı onayan beşinci ülkenin bunu BM’ye bildirmesinden 30 gün sonra yürürlüğe girer. Antlaşmayı daha sonra onayan ülkeler için anlaşma, bu durumu bildirmelerinden 30 gün sonra geçerli olur.Bu hali ile Ay Antlaşması sadece onu onayan ülkeler tarafından bağlayıcıdır.

Hazırlayan: Yavuz Tüğen

Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 3 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Okumaya devam et

Çok Okunanlar