Connect with us

Evrenin Keşfi

Uzay Maceramızdaki 5 Korkutucu An!

Bu yazıyı yaklaşık 6 dakikada okuyabilirsiniz.

Son 60 yıldır uzay biletini alma yolundaki yolculuğumuzda bir facia yaşanmasına ramak kaldığı ve bizlerin de tırnaklarımızı tükettiğimiz zamanlar yaşandı. Hadi uzay yolculuğumuzda, facianın dibinden teğet geçtiğimiz anlara bakalım.

1- Dünya Yörüngesinde Kontrolden Çıkmak

16 Mart 1966’ta – Apollo programının da öncüsü olan – Neil Armstrong, David Scott ile beraber uzaya olan ilk uçuşunu altı insan taşıyan Gemini 8 uzay aracıyla gerçekleştirdi. Görevin amacı aslında Agena insansız  kılavuz aracıyla beraber Dünya yörüngesine kitlenme tekniklerinin alıştırmasını yapmaktı. Ancak görev içinde bazı şeylerin kötüye gitmesi fazla uzun sürmedi.

gemini-8_backup

Uçuş öncesi, Gemini 8 Mürettebatı…

Fırlatmadan birkaç saat sonra Gemini 8, Agena’yla başarılı bir şekilde kilitlendi – ki bu olay uzaydaki ilk kilitlenmedir. Sıkıntı bundan sonra ortaya çıkmaya başlar. Yaklaşık yarım saat sonra, her iki araç birlikte şiddetli bir şekilde kendi eksenlerinde dönmeye başladılar. Armstrong, sinir bozucu bu dönüşten dolayı iki aracı birbirinden ayırır, bu esnada dönüş yaklaşık saniyede bir tur şeklindeydi.

Scott telsizden Houston’a “Burada ciddi bir problemimiz var!” –Houston’ın duymak isteyeceği herhalde en son cümle olsa gerek. – ve “Burada gittikçe hızlanarak dönüyoruz. Agena’dan ayrıldık.” diye devam eder.

gemini_atv_8

Gemini 8 kapsülünün penceresinden, kilitlenme denemesi yapacağı Agena aracının görünüşü.

Zor da olsa sonunda Armstrong uzay aracının iticilerini kullanarak tekrar durumu kontrol altına alır. Gemini 8’i yaklaşık 30 saniyede stabil hale getirir. Ancak bu sırada fazlaca kullandığı iticiler yüzünden görev iki gün önceden bitmek zorunda kalır. Scott ve Armstrong iniş prosedürlerini takip ederek, fırlatmadan yaklaşık 11 saat sonra Pasifik Okyanusu’na inişlerini gerçekleştirirler. Her ikisi de inişle beraber kusarlar 🙁

Armstrong, Dünya yörüngesindeki test kazasından sonra, 1969 yılında Ay’a adım atacak ilk insan olacak, Scott da Apollo 15 göreviyle Ay’a gidenler arasında yer alacaktı. Düşünsenize, Gemini 8 felaketi eğer atlatılmasaydı, durum nasıl değişecekti?

2- Curiosity’nin 7 Dakikalık Terörü

2012’ye kadarki -Viking görevleri dışında- tüm Mars inişlerinde geniş şişirilebilir hava yastıkları kullanıldı.  Gönderilen malzemenin durana kadar Mars yüzeyinde zıplaması ve sonunda durması şeklinde özetleyebiliriz bu metodu 🙂 Kullanılan bu teknik Curiosity ile beraber değişmek zorunda kaldı.

Curiosity bu teknik için fazlasıyla geniş ve ağırdı. NASA da bunun yerine 5 Ağustos 2012’deki iniş için “Sky Crane”adını verdiği bir sistem kullanmayı kararlaştırdı. Sistem şu şekilde çalışıyordu; Mars atmosferine girildikten sonra, dört itici birden çalışacak ve yerden 60 metre yukarıda asılı kalınıp, Curiosity’yi yere kablo yardımıyla salacaktı. Bu yöntem daha önce herhangi bir gezegende denenmemişti aslında.

Curiosity’nin Mars atmosferine girişiyle inmesi arasındaki zamanı 7 dakika olarak hesapladılar. Dünya ile Mars arasındaki iletişim gecikmesinden dolayı bu operasyon tamamen otonom olarak planlandı ve her şeyin yolunda gitmesi için bolca dua edildi. NASA geçecek olan bu zamanı ”7 dakikalık terör” diye isimlendirdi.

Şükür ki iniş esnasında herhangi bir aksaklık olmadı ve NASA görev kontrol odasında deliler gibi kutlandı. Gezici aracın durumu gayet iyiydi ve Gale Krateri’ndeki yoluna devam edebilecek durumdaydı.

3- Apollo 13’ün Kötü Şöhreti

Apollo 13 Ay yüzeyine insanlı olarak gerçekleştirilecek olan üçüncü görev olarak planlandı. 1977’nin 11 Nisan’ındaki kalkıştan sonra görev, ekip için sorunsuz şekilde başladı.

apollo13-damaged

Apollo 13 servis modülünde gerçekleşen patlama sonucu aldığı hasarın astronotlar tarafından çekilen bir fotoğrafı.

Ancak görev başladıktan 55 saat sonra 13 Nisan tarihinde, Dünya’dan yaklaşık 320 bin km uzaklıkta oksijen tanklarından birisi patladı. Ekip uzayda kahraman olmaya kadar gidecek ciddi bir durumla karşılaştı. Swigert’in görev kontrol merkeziyle gerçekleşen meşhur Houston, bir sorunumuz var! telsiz konuşması da bu esnada kayıtlara girdi.

Oksijenin uzaya boşalması ve elektriğin kesilmesiyle beraber, astronotlar yüzeye iniş için kullanılacak olan Ay Modülü’nde sığınacak yer aramaya başladı. İnişin iptal edilmesiyle berber, ekip Ay’ın etrafında, eve dönme ihtimalinin de azaldığını düşünerek dönmeye başladı.

Ancak, NASA’nın ve ekibin çalışmaları sonuç verdi. Astronotlar 17 Nisan günü Pasifik Okyanus’una kendilerini attılar. Apollo 13 serüveni insan yaratıcılığının muhteşem örneklerinden biridir. Eğer hala bu görevi konu alan “Apollo 13” filmini izlemediyseniz kesinlikle izlemenizi öneririz.

4- Uzayda Az Kalsın Boğulan Astronot

16 Temmuz 2013 tarihinde, İtalyan ESA astronotu Luca Parmitano, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan rutin uzay yürüyüşüne çıktı. Buraya kadar her şey yolundaydı.

EVA-2_v_Luca_Parmitano

Uzay elbisesi içinde boğulma tehlikesi geçirmesine rağmen selfie çekmeyi ihmal etmeyen Luca Parmitano.

Parmitano uzay yürüyüşünde NASA astronotlarından Chris Cassidy ile berber, gelecek olan Nauka ismindeki Rus yapımı çok amaçlı laboratuvar modülü için hazırlıklar yapıyordu.

Yürüyüşe başladıktan 1 saat 9 dakika sonra, Parmitano kaskının içinin su (elbisenin soğutulmasında kullanılıyor) ile dolduğunu rapor etti. Su burun seviyesine kadar ulaştı ve nefes almakta zorlanmaya başladı, olay sonrasında konuşmasında yaşadığı korkuyu “bir sonraki nefesimde ciğerlerimi su ile mi yoksa hava ile mi dolduracağımı bilemiyordum” şeklinde ifade etti.

Sudan dolayı göremez oldu, emniyet kablosunun yardımıyla kapıya doğru yol almaya çalıştı. Cassidy’nin de yardımıyla kapıdan içeri girip basınçlı odada kostümünü çıkararak suyu boşalttı. Cassidy bu olayı daha sonra “korkunç bi durum” olarak nitelendirir. Arızanın tıkanan bir filtreden kaynaklandığı saptandı ve elbise tekrar böyle bir şey yaşanmayacak şekilde tamir edildi.

5- Mir Neredeyse Terk Edilirken…

Bilen bilir, Uluslararası Uzay İstasyonu yokken Mir Uzay İstasyonu vardı. Bu geniş Rus yapımı uzay istasyonu daha önceki istasyonlarını  –Sovyet Salyut ve Amerikan Skylab- adeta gölgede bırakmıştı. 1986 ile 2001 yılları arasında yörüngede faaliyet gösterdi. Ancak 1997 yılındaki acayip bir kazadan ötürü neredeyse terk edilme noktasına gelindi.

Rus Mir Uzay İstasyonu ve istasyona kilitlenmiş olan ABD'nin uzay mekiği.

Rus Mir Uzay İstasyonu ve istasyona kilitlenmiş olan ABD’nin uzay mekiği.

O tarihte, ABD-Rus ortak görevi için Rus kozmonotlar Vasily Tsibliev ve Aleksandr Lazutkin NASA astronotu Michael Foale ile istasyonda bir araya gelirler. Sonraları bu görevler ISS’in (Uluslararası Uzay İstasyonu) yapılmasında rol oynayacaktı.

25 Haziran 1997’de, Ruslar manuel kitleme sisteminin uygulanabilirliğini test etmek için kargo araçlarının istasyona bağlanma-ayrılma süreçlerini uyguluyorlardı. Tsibliev uzay aracını kontrol ediyordu ancak, bir türlü hızını kontrol altına alamadı. Lazutkin fren roketlerini kullanmasına rağmen operasyonun aşırı hızlı gerçekleşeceğini görünce Foale’ye “Michael kaçış gemisine gir!” dedi.

Darbeyle beraber, güneş panellerinden birinde delik açıldı ve Mir kontrolsüz şekilde dönmeye başladı. Foale, istasyondaki ekip ve yerdeki kontrol merkeziyle beraber istasyonu tekrar kontrol altına almanın telaşına girdi. Güç aniden düşmeye başladı ve bölümlerden birinde sızıntı oluştu. Bataryalar da tükenince istasyon sadece güneş panellerinin sağladığı elektriğe kaldı ve bu esnada Dünya’nın karanlık yüzeyinde olduklarından tamamen güçsüz kaldılar.

Sonunda Foale, Ruslarla beraber istasyonu Soyuz’un iticilerini kullanarak, yer ekibi de istasyonun kendi iticilerini ateşleyerek kısmen kontrol altına almayı başardı. Artık istasyonun kapatılması gittikçe yaklaşmıştı. İstasyon görevine 4 yıl daha devam edip sonunda komple terk edildi.

Bu olay insanlık tarihi boyunca insanlı uzay operasyonlarındaki en ciddi çarpışma olarak hatırlanmaktadır. Faole’nin bu olayla ilgili etkileyici röportajını buradan okuyabilirsiniz.

Çeviri: Sefa Doğan

Kaynak

Evrenin Keşfi

Adli Astronomi Nedir? Yerel Hukukta Adli Astronomi Kullanımı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Neredeyse bütün bilim dalları iç içe olan astronomi en eski ama kendisini sürekli güncellemesiyle en yeni bilim dallarından biridir.

Geleceğin meslekleri arasında gösterilen uzay hukuku, uzay mimarisi, asteroid madenciliği gibi alanlarda ülkeler personel yetiştirmek istiyor ise astronomi eğitimine gerekli önemi vermek zorundadır. Adli astronomi de gelişmek için kendisine yatırım bekleyen adli bilim dalıdır.

Adli astronomi nedir ve ne iş yapar?

Adli astronomi, gökyüzünün geçmiş zamanlarda olan görünümünü ve gök cisimlerinin konumlarını göstermeye yarayan adli bilimin bir dalıdır. Adli bilimde, edebiyatta, tarihsel olaylarda ve sanat tarihinde adli astronomi kullanılmaktadır. Ülkemizde bazı davalarda astronomi, adaletin sağlanmasında katkı sağlıyor. Bu alanda Kandilli Rasathanesi’ne gerekli davalarda başvurular olmaktadır.

Örneğin; 1992 yılında bir asteğmen, bir yüzbaşına fiziksel şiddet uyguluyor. Asteğmen kendisini savunduğunda havanın çok karanlık olduğunu ve kişinin yüzünü göremediğini, bu nedenle onun bir er olduğunu düşünerek “dövdüğünü” ifade ediyor. Burada astronomi devreye giriyor ve kavganın olduğu gün Ay’ın dolunay evresinde olduğu belirleniyor. Bu bilgiden hareketle o tarihte hiçbir ışık kaynağı olmasa da insanların birbirlerinin yüzünün seçilebileceği anlaşılıyor.

Bir trafik kazası olduğunu düşünelim. Bu kazanın davası kazadan 3 ay sonra görüldü diyelim. Eğer kaza yapan kişi; “Hava çok karanlıktı, etrafta aydınlatmalar yoktu, bu yüzden göremedim” gibi bir ifade kullanıyorsa burada devreye yine adli astronomi giriyor. O dönemde Ay’ın hangi evrede olduğu önemli. Kaza yapan kişi asteğmenin durumuna düşebilir.

Van Gogh’un Tablosu ve Adli Astronomi

Van Gogh’un tablosu ile adli astronomi arasında bir bağlantı bulmakta zorlanmış olabilirsiniz. Ancak aslında, Van Gogh’un ünlü eserlerinden birisi olan Evening Landscape with Rising Moon tablosundaki gizem adli astronomi sayesinde çözülmüştür.

Vincent Van Gogh’un Evening Landscape with Rising Moon (Akşam Manzarası ve Yükselen Ay) tablosu

 

2003 yılında SWT fizik profesörleri Donald Olson ve Russell Doescher, İngiliz Profesör Marilynn Olson ile birlikte Sky & Telescope dergisinin Temmuz 2003 sayısında bu ünlü tablo hakkında bir makale yayınladılar. Tablonun tam olarak ne zaman resmedildiği bilinmemekteydi.

Bu tabloda ilk zamanlarda dağın arkasından Güneş’in battığı düşünülmüş. Tablonun üzerinde derin bir çalışma yapan bilim insanları; oradaki gök cisminin Güneş değil Ay olduğunu; Ay’ın doğmaya başladığını, tabloda yer alan buğdayın hangi tarihler arasında hasat edileceği, bu tabloda çizilmiş yerin gerçek bir yer olduğunu, Ay’ın resimde yer alan bölgeden tam olarak hangi günde doğacağını ve bazı diğer önemli sonuçları adli astronomi sayesinde bulabilmişlerdir. Benzer biçimde, geçmiş yıllarda oluşmuş meteor olaylarını incelerken de aslında yine adli astronomiye başvurmuş oluyoruz.

Frederic Edwin Church, The Meteor of 1860 (Görsel Kaynağı: https://www.wikiart.org/en/frederic-edwin-church/the-meteor-of-1860)

 

Astronomlar ve astrofizikçiler sürekli evreni incelemeye çalışırlar. Yıldızlardan ve galaksilerden alınan tek şey ışıktır. Bu ışığı inceleyerek yıldızlar, galaksiler ve diğer gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışırlar. Peki, burada astronomların yaptığı çalışmalar da adli astronomiye girmiyor mu? Belki ölmüş bir yıldızın kalıntısı hakkında bilgi edinmek ve bu ölümden sonra yakında yer alan komşu yıldızların nasıl etkilendiğini incelemek de mizansen bir açıdan adli astronomi olarak değerlendirebilir.

Hazırlayan: Sinan Koçak
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar ve Referanslar:

  1. Güral, N. Adli astronomi. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/adliastronomi.htm
  2. Güral, N. Astronomi ve adli tıp. Erişim Tarihi: 10, 2021, Erişim Adresi: http://egegural.com/ASTVADLI.HTM
  3. Moonrise061003. (2016, Haziran 08). SWT astronomers SLEUTH van Gogh “Moonrise” mystery. Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.txstate.edu/news/news_releases/news_archive/2003/06/moonrise061003.html
  4. Forensic astronomy. (2020, Kasım 25). Erişim Tarihi: February 10, 2021, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Forensic_astronomy
  5. Ash, S. (2018, April 17). “Forensic astronomy” reveals the secrets of an iconic ansel adams photo. Erişim Tarihi: Şubat 10, 2021, Erişim Adresi: https://www.scientificamerican.com/article/forensic-astronomy-reveals-the-secrets-of-an-iconic-ansel-adams-photo/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Milli Uzay Programı Açıklandı!

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 1 dakikada okuyabilirsiniz.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 9 Şubat 2021 Salı günü iki yıldan uzun süredir duyurulması beklenen programını ve yol haritasını açıklandı.

Açıklamada dile getirilen olan proje ve hedefleri, Kozmik Anafor Youtube kanalında, Dr. Umut Yıldız, Prof. Dr. Lokman Kuzu, Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, Prof. Dr. İbrahim Küçük, gibi uzmanlar eşliğinde canlı yayında yorumladık. Milli uzay programını detaylıca öğrenmek için, aşağıdan veya bu linkten ulaşabileceğiniz yayınımızı izleyebilirsiniz.

Ülkemizde Uzay Ajansı kurulması hedefi 57’nci Hükûmet döneminde gündeme gelmiş, 2000 yılında oluşturulan “Vizyon 2023” perspektifi de Türkiye’nin uzay çalışmalarına yönelik bir öncü olmasını da ortaya koymuştur. Akabinde 26 Şubat 2001 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu kararı, daha sonra 2 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile “‘Türkiye Uzay Kurumu” kurulması için çalışma başlatılmıştır. 15 Mayıs 2002 tarihli Başbakanlık genelgesiyle TÜBİTAK görevlendirilmiştir. 2017 yılında meclise iletilen Türkiye Uzay Ajansı kanun tasarısını, bu linkteki yazımızda detaylıca incelemiştik.

Türkiye Uzay Ajansı’nın, ülkemiz açısından oldukça önemli olan uzay ve havacılık sektörlerinde teknolojide dışa bağımlı olmayan, rekabetçi bir sanayinin geliştirilmesi, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması yolunda başarılı olmasını temenni ederiz.

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Uzayda Bugün: İlk Serbest Uzay Yürüyüşü (7 Şubat 1984)

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

3 Şubat 1984 yılında fırlatılan Challenger Uzay Mekiği ile gerçekleştirilen, STS-41b görevinin bize verdiği en ikonik görsel, astronot Bruce McCandless’in Dünya üzerinde araca bağlı olmadan uzay yürüyüşü yaptığı fotoğraf oldu.

McCandless, ABD ile SSCB arasındaki Ay yarışının ortasında hızlanan uzay programlarına katılmak için 1966 yılında seçilen 19 astronotun yer aldığı prestijli bir grup olan 5. Astronot Grubu’nun bir üyesiydi. Ayrıca Challenger astronotları arasında Apollo, Skylab ve Uzay Mekiği programlarına muazzam katkılarda bulunmuş ve bu görevin kumandanı da olan Vance D. Brand de bulunuyordu. Brand ve McCandless dışında ekipte pilot Robert L. Gibson ile görev uzmanları olan Robert L.Steward ve Ronald E. McNair yer alıyordu.

Brand’in kumandanlık yaptığı ilk görev olan STS-5 ile ticari uyduların taşınıp yerleştirilmesi planlanmıştı. Uydu yerleştirilmesi başarılı oldu ancak, astronot kıyafetlerindeki problemler sebebi ile planlanan uzay yürüyüşleri yapılamayıp iptal edildi. STS-41b görevinde ise durum tersi oldu. Mürettebatın görevin başında iki iletişim uydusunu yerleştirmeyi başarmasına rağmen iki uyduda da bulunan takviye roketlerin sadece 20 saniye sonra beklenmedik şekilde kapanmasından dolayı bu uydular yere eş zamanlı yörüngeye ulaşamadı. Fakat diğer yandan uzay yürüyüşleri ise olağanüstü bir başarıya ulaştı.

7 Şubat’ta ve daha sonrasında 9 Şubat’ta McCandless ve Steward ‘İnsanlı Manevra Birimlerini” taktılar ve hiç bir yere bağlı olmadan uzayda yürüyüşe çıktılar. Bu İnsanlı Manevra Birimi, yaklaşık 85 cm genişliğinde, 72 cm derinliğinde ve 127 cm uzunluğundaydı. Alüminyum çerçevesi, nitrojen (azot) ile doldurulmuş iki tane kevlar kaplı alüminyum tankı barındırıyordu. Bu da altı saatten uzun bir uzay yürüyüşü için yeterli bir itici güçtü.

McCandless ve Steward, mekikten yaklaşık 100 metre uzaklaştı ve bir çok kere bu mesafeyi gidip döndüler. Hem astronotlar hem de mekik saatte yaklaşık 18,000 mil hızla yol alıyorlardı. Uzay yürüyüşündeki rollerini bir çok kez pratik yapan mekiğin içerisindeki ekip ise, astronotların hareketlerini Challenger’ın radarı ve diğer aygıtlarıyla izlediler.

Eğer uzay yürüyüşü yapan astronotlar arıza sonucu uzaklaşmaya başlasaydı Brand’ın onları takip edip mekiğe manevra yaptırmak gibi bir planı vardı. Bu sayede de McCandless ve Steward, kendilerini güvenli bir şekilde kollara tutunarak manevra yapabilecekleri mekiğin yük bölmesinde bulacaklardı. Neyse ki yürüyüşlerde bu tarz beklenmedik bir durum oluşmadı. Bir fotoğraf tutkunu olan Gibson ise bu yürüyüşün ikonik karelerini fotoğrafladı.

Çeviri: Burcu Ergül Emecan

Kaynak:
https://appel.nasa.gov/2020/02/06/this-month-in-nasa-history-astronauts-make-first-untethered-spacewalk/

Okumaya devam et

Çok Okunanlar