Connect with us

Güneş Sistemi

Yeni Bulgular Eşliğinde Plüton

Bu yazıyı yaklaşık 7 dakikada okuyabilirsiniz.

Plüton’un 1930 yılında keşfedilmesinden beridir, belki de en basit özelliklerinden biri olan boyutu ile ilgili bile kesin bir bilgi günümüze kadar elde edilememişti.

Plüton’un Dünya’ya oldukça uzak olması bir yana, oldukça da küçük olması; yeryüzündeki teleskoplarımızla da, Hubble Uzay Teleskobu’yla da bakıldığında en fazla birkaç pikselden oluşan bir görüntü elde edebilmemize yetiyordu. Dolayısıyla bulguların da hata payları yüksek oluyordu. Fakat artık New Horizons (Yeni Ufuklar) uzay sondasının Plüton’a ulaşmasıyla birlikte bu cüce gezegen ile ilgili bir çok özellik de daha detaylı ve kesin bir şekilde bilinmeye başlanıyor.

Plüton

Sol tarafta Pluton ve uydusu Charon’un 1990 yılında Hawaii’de bulunan Kanada-Fransa-Hawaii Teleskobu ile çekilmiş bir fotoğrafı görülmekte. Sağ taraftaki görüntü ise aynı yıl Hubble Uzay Teleskobunun çektiği görüntü.

1993 yılının Aralık ayında, Hubble Uzay Teleskobunun ana aynasının yanlış biçimde yerleştirilmesinden kaynaklı odaklama sorunu giderildikten sonra, 1994 yılında Plüton’a tekrar baktığında elde ettiği görüntü ise aşağıdaki fotoğrafta görülebilir. Hubble Uzay Teleskobunun bu gözleminde boyut tahmini Plüton ve Charon’un açısal uzaklıklarına bakılarak yapılmış, maksimum açısal uzaklık 0.9 yay saniyesi olarak tespit edildiği için, Pluto 2.390 km, Charon 1.190 km, aralarındaki uzaklık ise 19.600 km olarak kabaca bulunmuştur.

Ek bilgi: Plüton, aslında ülkemizdeki astronomlar tarafından tüm Dünya’da olduğu gibi Pluto adıyla anılır. Pluto’nun ülkemizdeki isminin “Plüton” olarak yerleşmesi, Türk Dil Kurumu’nun bu gökcismini isimlendirirken yaptığı bir hatadan kaynaklanır. Dolayısıyla astronomların yazılarında bu gökcisminin ismini Pluto olarak görmeniz sizi şaşırtmasın. Bizler, her seferinde yazılarımızı malesef bu nedenle gözden geçirmek; Pluto kelimesini Plüton olarak düzeltmek zorunda kalıyoruz. 

1990 yılında Hubble Uzay Teleskobunun bize yolladığı veriler bile bu cüce gezegenin boyutlarını kabaca hesaplamamızı sağlayabiliyorsa, Dünya yörüngesinde teleskoplarımızın olmadığı ve Dünya’daki teleskoplarımızında da daha küçük ve düşük çözünürlüklü olduğu yıllarda yapılan ölçümlerin ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz.

plutocharonhst

Yörüngesinin diğer gezegenlere oranla fazlaca dış merkezliliğe sahip olmasının etkisiyle, Plüton Güneş etrafındaki 248 yıl süren bir turunun 20 yıl kadarında Güneş’e Neptün‘den daha yakın bir konumda seyreder.

1994’te Hubble Uzay Teleskobunun çektiği hemen üstteki fotoğraf, Plüton’un Güneş’e en yakın konumları olan 1979 – 1999 yılı aralığına, yani bize Neptün’den daha yakın olduğu zamana tekabül etmektedir. Yine de, en yakın olduğu zaman bile Plüton bize ortalama 4.4 milyar kilometre uzaklıktaydı. (Mars bize ortalama 78 milyon km, Jüpiter ise ortalama 550 milyon km uzaklıktadır)

plutoeclipsep126

Yukarıdaki fotoğraf ise 2002 yılında Avrupa Uzay Ajansı’nın Şilideki 8.2 metre aynaya sahip teleskobu VLT ile çekilmiştir. Bu sırada Plüton P126 adlı üçlü yıldız sisteminin önünden geçmektedir. P126A yıldızının önünden geçiş yaptığı sırada elde edilen verilerle birlikte Plüton’un atmosferinin basıncı 1.5 mikrobar değil 3 mikrobar olduğu bulunmuştur. (Dünya’da atmosfer deniz seviyesinde 1 bar basınçtadır)

New Horizons uzay sondasının bu cüce gezegene artık çok yaklaşmasıyla birlikte, yarım yüzyıldan fazladır merak edilen bu tam cevaplanamamış sorular cevaplanmaya başlandı. Yapılan bir çok gözlemde çapı ortalama 2.300 km olarak tahmin edilen Plüton’un, 1994 yılındaki ölçümde 2390 km bulunması ve 2005 yılında çok yakın boyutlarda bir başka cüce gezegen Eris‘in keşfedilmesiyle birlikte Plüton’un mu, yoksa Eris’in mi daha büyük olduğu ile ilgili tartışmalar da başlamıştı. Fakat ölçümlerin hiçbiri tam olarak doğru olmadığı için bir sonuca da varılamıyordu.

New Horizons’un üzerine bulunan LORRI (Long Range Reconnaissance Imager/Uzun Mesafe Keşfi Görüntüleyicisi) elde edilen görüntüler sayesinde, Plüton’un Neptün’ün ötesindeki bütün Güneş Sistemi objelerinden daha büyük olma ihtimali doğrulandı. New Horizons ekibindeki bilim insanları çapını 2.370 km olarak belirlediler (Eris’in çapı 12 km hata payı ile 2.326 km‘dir. Ama onun da tam ölçümü için tıpkı Plüton gibi yanına gitmiş olmamız gerekiyor).

Plüton

Plüton’un boyutlarının tam olarak bilinmesi, diğer bir çok veriyi de doğrudan etkilemekte, çünkü hesaplamaların çoğu boyutu dikkate alınarak yapılmakta. Örneğin artık Plüton’un önceki tahminlere göre daha büyük olduğu bilindiği için bundan gezegenin kütlesinin daha fazla yer kapladığı sonucu çıkıyor. Bu da Plüton’un yoğunluğunun daha az olduğu ve iç kısımdaki buz dağılımının da daha fazla olduğu anlamına geliyor. Ayrıca, Plüton’un troposfer de denilen, atmosferinin en alt katmanını oluşturan tabakanın önceden inanılanın aksine daha ince olduğu da ortaya çıktı.

Boyutlarının bulunmasında zorluk çıkaran bir neden de atmosferindeki karmaşık faktörlerden ileri gelmekteydi. Uydusu Charon’un ise pek bir atmosfere sahip olmaması, onun boyutunun daha düzgün ölçülebilmesini sağlamaktaydı. New Horizons’un yaptığı ölçümlerde Charon’un çapı 1.208 km olarak bulununca, bu uydunun boyutu ile ilgili önceki tahminler doğrulanmış oldu.

pluto

Pluton ve uyduları. New Horizons uzay aracı, cüce gezegene en yakın nokta, görselde işaretlenen alandan geçmiştir.

Plüton’un 2005 yılında Hubble Uzay Teleskobu ile keşfedilen uydularından Nix ve Hydra ise, New Horizons’un Plüton’a yakın geçişinin hesaplanmaya başladığı andan itibaren araştırmacıların hedefindeydi. Bu uydular, Hubble Uzay Teleskobu ile zaten sadece birer noktaydılar fakat, New Horizons bile Plüton’a ulaşmasına 1 hafta kalana kadar bu uyduları birer nokta olarak görmeye devam etti. İncelenmeleri için uzay aracının Plüton’un etkisine girmesi bekleniyordu. Şimdi ise bu uydular boyutları ölçülebilecek derecede görülebilir durumdalar.

Nix’in uzunluğu 35 km kadar, Hydra’nın ise 45 km kadar ölçülmüş durumda. Boyutlarına oranla yüzeylerinin daha parlak olması, araştırmacıların dediğine göre bu uydulardaki buzların varlığından kaynaklanmakta. Bu buzlar su değil, büyük oranda Azot ve Karbondioksit gibi buzlardan oluşuyor. Ancak, su buzu da azımsanamayacak oranda var.

Plüton’un en küçük uyduları olan Kerberos ve Styx ise daha sönük oldukları için ölçümleri zor olmakta. Yakın geçiş sırasında New Horizons’un yapacağı gözlemler sonucunda bu uydular ile ilgili de veriler elde edilecek fakat bu veriler Dünya’ya hemen gönderilemeyecek.  Salı gecesi Dünya ile iletişime geçtikten sonra, toplayabildiği verileri iletmesi 16 ay sürecek.

Veri iletiminin yavaşlığı hakkında bilgi almak için, Plüton ve New Horizons hakkında teknik detayları yazdığımız şu kapsamlı yazımızı okuyabilirsiniz. 

falsecolorcomposite

Pluton ve uydusu Charon’un Yeni Ufuklar uzay aracı tarafından biraz uzaktan alınmış bir fotoğrafı.

New Horizons’un çektiği diğer fotoğraflar gibi gerçek renkleri yansıtmak yerine, yüzey bileşenlerinin farklılıklarına göre renklendirilmiş durumda bu üstteki fotoğraf. Araştırmacılar yüzey kimyasının düşünülenden daha karmaşık olduğunu söylüyorlar ve şimdiden bileşenleri ayırt etmek için çalışmalara başlanılmış durumda. Yüzeyin zaman içinde uzay ortamıyla etkileşimden dolayı nasıl değişiklikler geçirmiş olabileceği de bu görüntüyle iletilen verilerden ortaya çıkarılacak. Charon’un fotoğrafta kutup bölgesinde görülen koyu renklerin tholin moleküllerine ve hidrokarbonlara işaret ettiği söyleniyor şimdilik.

New Horizons’un Plüton sistemi ile ilgili görevleri ise şunlardı ve hemen hemen hepsini gerçekleştirdi.

  • Plüton ve Charon’un yüzey bileşenlerini haritalamak.
  • Jeolojisini ve morfolojisini tanımlamak.
  • Atmosferini tanımlamak ve kaçış hızını ölçmek.
  • Charon’un etrafında atmosfer yapısı aramak.
  • Yüzey sıcaklıklarını farklı yüzey bölgelerine göre ölçümlemek.
  • Plüton etrafında bir halka yapısı veya bildiklerimiz haricinde başka uydular var mı diye tarama yapmak.

Bu görevlerden ilk üç tanesi ana görev niteliği taşımakta. Atmosfer ölçümü ise, iyonize olmamış ana atmosferi kapsıyor. İyonize olmuş, yüklü parçacıkların bulunduğu bölge de ayrıca incelenecek. New Horizons’un buradan ayrıldıktan sonra ise benzer araştırmaları ileride karşılaşacağı Kuiper Kuşağı Objelerine de yapması düşünülüyor.

Plüton geçisi sonrasında, Kuiper Kuşağından 2 adet yeni hedef belirlenmiş durumda. New Horizons, planlanan bu yeni 2 hedefe doğru yıllar alacak yolculuğunu sürdürecek.

Taylan Kasar

Kaynaklar:

https://www.nasa.gov/feature/how-big-is-pluto-new-horizons-settles-decades-long-debate/

http://www.nasa.gov/image-feature/pluto-and-charon-shine-in-false-color/

Güneş Sistemi

Maat Mons, Venüs’teki Dev Volkan

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Maat Mons, Venüs’teki en yüksek ikinci dağdır. Onu Venüs’ün diğer yüksek dağlarından ayıran şey ise, gezegenin en yüksek yanardağı olmasıdır.

Venüs’ün atmosferi kalın bulutlarla kaplıdır. Bu nedenle yörüngeden yüzeyinin görüntülenebilmesi mümkün değildir. Ancak, 1990’lı yıllarda Magellan Uzay Aracı sayesinde, yüksek çözünürlüklü radar görüntüleri ile kalın Venüs bulutlarını yarıp geçerek gezegenin ilginç yüzey oluşumlarını inceleme fırsatını elde etmiş olduk.

Venüs yüzeyinde bilinen en belirgin oluşumlar, hiç kuşkusuz ki volkanlardır. Gezegen üzerinde 1.100 den fazla volkan oluşumu olduğunu biliyoruz. Henüz onların hala etkin birer yanardağ olup olmadıkları ile ilgili kesin bir kanıya sahip olmasak da, bu oluşumların Venüs yüzey şekillerini son 300 ile 500 Milyon yıl öncesine kadar önemli ölçüde değiştirdiklerinden eminiz.

Üstteki fotoğrafta yer alan bu üç boyutlu görüntü, Venüs’ün bilinen en büyük volkanı olan Maat Mons yanardağına ait. Macellan Sondasından alınan radar görüntülerini ve Venüs yükseklik verilerini birleştiren gökbilimciler, sonuçta bu üç boyutlu Venüs volkan yapısı görüntüsünü oluşturmayı başardılar.

İsmini Eski Mısır’ın adalet ve doğruluk tanrısı Maat’dan alan bu volkan oluşumu, yaklaşık 395 km çapa ve yüzeyden yaklaşık 8 km yüksekliğe sahip. Görselde Maat Mons’u, zirvesinden 560 km uzakta ve yerden yaklaşık 1,6 km yukarıdaki bir bakış noktasından görüyoruz. Ön tarafta görmüş olduğumuz oluşumlar, katılaşmış lav akıntılarıyla kısmen kapalı duruma gelmiş ve ciddi oranda parçalanmış ovalardır.

Araştırmalar, Maat Mons’un zirvesinden lav akış izleri olduğunu gösteriyor. Bu da volkanın nispeten yeni bir tarihte patladığının, hala aktif bir volkan olduğunun işareti olarak niteleniyor. Yine de, radar verileri ile bu görüşü doğrulamak mümkün değil. Dünya’ya yakın büyüklük ve kütlesiyle Venüs’ün jeolojik olarak hala aktif bir gezegen olduğuna eminiz ancak, tüm atmosferini kaplayan bulutların görünür ışık dalga boyunda gözleme izin vermemesi nedeniyle kesin bir kanıta şimdilik ulaşamıyoruz.

Hazırlayan: Sinan DUYGULU

https://www.lpi.usra.edu/meetings/lpsc1994/pdf/1475.pdf
https://photojournal.jpl.nasa.gov/catalog/PIA00106

Okumaya devam et

Evrenin Keşfi

Perseverance Mars’a İniyor! Yeni Bir Mars Gezginimiz Daha Olacak

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 5 dakikada okuyabilirsiniz.

NASA’nın son Mars yüzey aracı Perseverance, Mars yolculuğunun sonuna yaklaşıyor. Bu zamana kadar yapılmış en büyük Mars aracı olan Perseverance, 18 Şubat 2021 tarihinde kızıl gezegenin yüzeyine iniş yapmaya çalışacak.

Mars’a iniş yapmak oldukça zordur ve bu zamana kadar yapılan görevlerin yaklaşık %60’ı başarısız olmuştur. Perseverance’ın iniş şekli ise 2012 yılında başarılı bir şekilde Mars’a inen Curiosity aracının iniş şekli ile benzer olacak. Yani, aracın ısı kalkanı ve sahip olduğu paraşüt Perseverance’ı saatte yaklaşık 20.000 km hızdan saatte 4 km’den daha az bir hıza indirecek. Daha sonra ise bir “gökyüzü vinci” aracı yavaşça yüzeye koyacak.

Perseverance, kuru bir göl yatağı olduğu düşünülen Jezero kraterine inecek ancak tam olarak hangi noktaya iniş yapacağı bu aşamada bilinmiyor. Bu noktanın tam olarak tahmin edilememesinin sebebi ise Mars’ın atmosferine girildiğinde rüzgarların aracı sarsması ve bu durumun tahmin yürütmeyi zorlaştırmasıdır. Bu durumun üzerine arazinin engebeli olması da Jezero’yu iniş yapmak için tehlikeli bir yer haline getiriyor ancak Perseverance, zemine yaklaşırken fotoğraflar çekerek otonom bir şekilde güvenli bir iniş yeri bulmasına yardımcı olacak yeni bir navigasyon sistemine sahip.

Perseverance’in gökyüzü vinci ile Mars yüzeyine inişini gösteren animasyon. (Telif: NASA/JPL)

 

2012 yılında Curiosity’nin gerçekleştirdiği iniş, daha önce yapılmadığı için görev kontrolün başında olan bilim insanları bu durumu rahatsızlık verici bir “yedi dakikalık dehşet” olarak nitelendirmişti. Araç, iniş sırasında atmosfere girişten, paraşütünün açılmasına ve hatta zemine temas etmek için roket yardımıyla yapılan hava manevrasına kadar her şeyi kendisi yapmak zorunda kaldı. Çünkü iniş, Mars’tan Dünya’ya ulaşan sinyallerin gelme süresinden daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşmişti. Perseverance için de aynı durum söz konusu olacak ve bütün Mars’a iniş görevleri başarıya ulaşamadığından aynı dehşet yine yaşanacak.

Perseverance’ın iniş detaylarına geri dönecek olursak, araç özel gökyüzü vinci ile birlikte yapacağı kontrollü inişten önce roketler ile yapılan manevralar aracılığıyla iniş alanı için son ayarlamalarını yapacak. Aracın tekerlekleri Mars toprağına değer değmez, vinç Perseverance’dan ayrılarak araçtan güvenli bir uzaklıkta gezegene çarpacak. Daha sonra rutin sistem kontrolleri her şeyin yolunda olduğunu belirlediği anda da araç çalışmaya başlayacak.

Perseverance’ın asıl görevi nedir? Neden bu aracı oraya gönderdik?

Mars 2020 Perseverance Gezgin aracı, NASA’nın bir zamanlar Mars’ta yaşam olup olmadığı konusundaki araştırmasını ileriye götürecek eski mikrobik yaşamın izlerini arayacak. Araçta Mars kaya ve toprak örneği toplayacak bir sondaj cihazı bulunuyor. Araç, gelecekte yapılacak bir görev ile Dünya’ya getirilip detaylı analizleri yapılabilsin diye bu örnekleri mühürlü tüplerde saklayacak. Perseverance, ayrıca Mars’ta gerçekleşecek insanlı keşif programlarının yolunu açmaya yardım edecek teknolojileri de test edecek.

Perseverance, Mars Keşif Programı’nın bilimsel hedeflerini destekleyecek dört tane amaca sahip. Bunlardan ilki, gezegenin yaşanabilir olup olmadığını araştırmak. Yani kısaca geçmiş çevre koşullarının mikrobik yaşamı destekleyip desteklemediğini belirlemeye çalışacak. İkinci amacı, biyolojik imzalar aramak. Özellikle de zaman içinde yaşam belirtilerini koruduğu bilinen özel kayalarda, olası geçmiş mikrobiyal yaşamın işaretlerini arayacak. Üçüncü amacı da kaya ve toprak numunelerini toplayarak Mars yüzeyinde onları saklamak. Dördüncü ve son amacı ise insanlı keşiflere yardımcı olacak Mars atmosferinden oksijen üretimini test etmek.

Perseverance’ın uzun menzilli hareketlilik sistemi, aracın Mars yüzeyinde 5 ila 20 km arasında yol kat etmesine olanak veriyor. Ayrıca bu araç ile getirilen bir diğer yenilik de daha yetenekli bir tekerlek tasarımıdır.

Mars’ta Bir İlk Daha: Mars Helikopteri Ingenuity

Perseverance, aslında ufak bir sürprize de sahip. Araç, Mars yüzeyine indikten sonra alt kısmından çıkaracağı ufak bir helikopteri de Mars ile tanıştıracak. Ve bu helikopterin adı da Ingenuity. Eğer helikopter çalışmayı başarırsa, bizim için tam bir Wright Kardeşler anı olacak, çünkü bu zamana kadar Dünya atmosferi dışında hiçbir yerde helikopter uçurmayı denemedik.

Ingenuity’nin NASA tarafından yapılan görsel tasviri.

 

Ingenuity, sadece bir teknoloji tanıtımı olacak ve çok ince Mars atmosferinde (Dünya atmosferinin %1’i yoğunlukta) en fazla 15 dakika kadar uçabilecek. Ancak bu helikopter başarı ile çalışırsa gelecekte ulaşılamayan yerlere gitmek için bu tarz helikopterler kullanılabilir. Ayrıca daha sonra göndereceğimiz araçlar ve astronotlar için kılavuz olması adına da bu helikopterlerden faydalanabiliriz.

Ingenuity dışında araçta başka bir teknoloji tanıtımı daha mevcut. Bu aygıt, Mars’ın zayıf atmosferinde yer alan karbondioksitten oksijen elde etmek için kullanılacak ki bu teknoloji önemli çünkü gelecekte oraya gidecek kaşiflerin Mars’ta hayatta kalabilmeleri için bu gerekli olacak.

Hazırlayan: Burcu Ergül
Düzenleyen: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynaklar:

  1. Crane, L. (n.d.). NASA has launched its Perseverance Mars Rover and INGENUITY HELICOPTER. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2250181-nasa-has-launched-its-perseverance-mars-rover-and-ingenuity-helicopter/
  2. Crane, L. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is about to land on Mars and look for life. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.newscientist.com/article/2267509-nasas-perseverance-rover-is-about-to-land-on-mars-and-look-for-life/
  3. Howell, E. (2021, Şubat 11). NASA’s perseverance rover is one week away from a DARING landing on MARS. watch how it works. Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://www.space.com/mars-rover-perseverance-landing-4k-video-animation
  4. Mission overview. (n.d.). Erişim Tarihi: Şubat 15, 2021, Erişim Adresi: https://mars.nasa.gov/mars2020/mission/overview/

Okumaya devam et

Jüpiter

Jüpiter’in Kırmızı Lekesi, Girdaplar ve Kahve

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Hangimiz Jüpiter’in büyük kırmızı lekesine bakıp büyülenmedik ki? Peki, Jüpiter’in kırmızı lekesine benzer bir girdabı kahvenizdeki süt damlasıyla yapabileceğinizi söylesek?

Jüpiter’in kırmızı lekesinin mekaniklerine bakmadan önce girdapları anlamak yararınıza olacaktır. Kısaca tanımlamak gerekirse, girdap herhangi bir eksen etrafında dönen akışkan parçacıkların oluşturduğu harekettir. Matematik dilinde “curl” olarak bilinen ve dilimizde de “rotasyonel” yada “kıvrım” olarak kullanılan ifade, vektörel hız alanının kıvrımının olup olmadığı hakkında bize bilgi verir. Biraz daha açmak gerekirse, eğer girdabın matematiksel denkleminin kıvrımını aldığımızda sonuç sıfır olmuyorsa bu doğal olarak girdabın açısal bir hareket izlediğini gösterir.

Girdap denildiğinde çoğumuzun aklına devasa boyutlardaki meteorolojik olaylar gelir. Ancak küçük ebatlarda bile girdaplar oluşturmak mümkündür. Kahve eşliğinde Kozmik Anafor okumaktan daha büyük bir keyif yok. Yalnız bir dahaki sefer kahvenizi hazırlarken siz de kahvenizde girdaplar yaratabilir ve bu anın tadını çıkarabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey kahveye bir iki damla süt damlatıp, çay kaşığını hızlı bir şekilde bu damlanın ortasından geçirmek. Hepimiz oluşan bu şekle birçok kez şahit olmuşuzdur ancak, hangimiz bunun arkaplanında yürüyen fiziği merak etti ki?

Benzer girdapları doğrusal hareket eden akışkanın bir silindir etrafında kıvrılırken görmek de mümkündür. Silindir etrafında akışkan hareketler birçok bilim insanını meşgul etmiş ve ortaya gerçekten herkesi büyüleyen sonuçlar çıkmıştır. Daha fazla detaya girmeden önce Reynold numarasının burada tanımını yapmak yararımıza olacaktır. Reynold numarası aslında fiziki bir yasa olmasa da, akışkan hakkında bize pek çok bilgi verebilir. Reynold numarası kısaca akışkanın eylemsizliğinin akmazlığına (viskozite) oranıdır.

Eylemsizliği hepimiz biliyoruz. Peki nedir bu akmazlık? Nasıl dirençler elektriksel akımını sınırlandırıyorsa, akmazlık da akışkanın temas ettiği yüzeyde sınırlandırılmasıyla deforme olacağını ifade eder. Bu yasanın en basit hali Newton’un akmazlık yasası olarak bilinir ve bu akışkanlara Newton akışkanları denir. Bu kapsamın dışında kalan akışkanlar da pek tabii mümkündür.

Reynold numarası 10.000’lere kadar dayandığı zaman akışkan, uçak havadayken hepimizin korkulu rüyası olan türbülans halini almaktadır. Akışkan türbülans halini almadan önce her ne kadar pürüzsüz ve sakin sakin hareket etse de, türbülans halini aldıktan sonra birçok girdap yaratacaktır.

Gelelim Jüpiter’in kırmızı lekesinde olan bitene…

Hepimizin bildiği gibi sıcak gazlar yükselir. Jüpiter’in atmosferini oluşturan gazlar ısınıp yükseldiğinde girdaplar oluşarak birbiriyle birleşerek daha büyük bir girdap halini alır. Soğuyan gazlar Jüpiter’in döngüsünden dolayı oluşan Coriolis kuvvetinden dolayı daha önce gördüğümüz kahvenin içindeki sütün hareketini yapmaya başlar.

Yalnız bu girdaplar kilometrelerce uzunlukta olabilir. Bu girdaplara karşı koyacak katı bir nesne olmadığından çok uzun süre bu hareketi sürdürebilir. Jüpiter’in atmosfer dinamikleri ve lekesiyle ilgili çok daha geniş kapsamlı bilgi edinmek için, bu linkteki yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Hazırlayan: Alperen Erol

Okumaya devam et

Dünya

Ay Antlaşması – Uzay Hukukunun Öksüz Evladı

• İçerik Üreticisi:

Bu yazıyı yaklaşık 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler bünyesinde kaleme alınan ve Uzay Hukukunun kaynakları arasına giren bu antlaşmanın resmi adı, “Devletlerin Ay ve Diğer Gök Cisimleri Üzerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Antlaşma”dır. Kısa olarak Ay Antlaşması – Moon Treaty adı ile bilinmektedir.

Soğuk Savaş’ın gölgesi Dünya üzerinde iken, peş peşe uzaya dair anlaşmalar BM tarafından uluslararası camianın oylarına sunulmuştur. Daha önceki yazılarımızda bu anlaşmaların çoğuna değindik. Ay Antlaşması’nın, bu diğer antlaşmalardan temel farkı, Dünya devletlerinin birçoğu tarafından imza edilmemiş ve kabul edilmemiş olmasıdır.

Antlaşma, Aralık 1979’da BM’ye sunulmuştur. Gerekli beş devletin imzasının Temmuz 1984’te toplanması ile de resmen yürürlüğe girmiştir. 2016 tarihi itibarı ile sadece 17 devlet tarafından onanmıştır. Kapsamlı ve tüm insanlığın çıkarlarını gözeterek kaleme alınan antlaşma, 11. maddesi yüzünden uzay yetenekli büyük devletler tarafından rağbet görmemiştir.

Ay Antlaşması

Antlaşmaya göre Ay, insanlığın ortak malıdır ve hiçbir millet yahut devlet, üzerinde tek başına hak iddia edemez.

 

Dünya devletlerinin anlaşmayı imzalamaktan çekinmesinin asıl sebebine değinmeden önce, ana hatlarıyla Ay Antlaşması hükümlerine bir göz atalım:

  • Bu antlaşma, Dünya hariç, Ay ve Güneş Sistemindeki tüm gök cisimlerini kapsar.
  • Ay ve gök cisimleri ve çevrelerindeki yörüngeler münhasıran barışçı amaçlarla kullanılır. Belirtilen bu uzay alanlarında askeri amaçlı çalışma yapılamaz, askeri üs kurulamaz, nükleer ve kitle imha silahları yerleştirilemez, bu sahalar tehdit amaçlı kullanılamaz. Ancak güvenlik ve araştırma amacıyla askeri personel bulundurulabilir.
  • Ay ve gök cisimleri insanlığın ortak malı olarak tüm devletlerin erişimine, araştırma yapmasına, istasyon kurmasına ve benzeri faaliyetlerde bulunmasına açıktır. Sayılan bu haklar engellenemez.
  • Ay ve gök cisimlerinde kurulacak üsler, buradaki laboratuvar ve cihazlar, diğer imzacı devletlerin ziyaret ve incelemelerine açık olacaktır.
  • Ay ve gök cisimlerinde yapılacak olan araştırma ve diğer faaliyetler, bunlardan elde edilen bulgu ve sonuçlar düzenli aralıklar ile BM Genel Sekreterliği’ne bildirilecektir.
  • Ay ve gök cisimlerinden getirilen örnekler, bu örnekleri getiren devletlerin mülkiyetinde olacaktır. Ancak diğer devletlerin bu örnekleri isteme ve inceleme haklarına saygı göstereceklerdir.

Ay Antlaşması bu noktaya kadar, genel geçer kapsamı, barışçıl amaç ilkesi, faaliyetlerin niteliği vb. Uzay Hukuku ilkeleri kapsamında kaleme alınmıştır. Ancak Ay Antlaşması’nın 11. maddesi ABD, Rusya, Çin gibi “Uzay Yetenekli” devletlerin bu anlaşmadan uzak kalmasına sebep olmuştur.

Ay Antlaşması madde 11 özetle der ki;

  • Bu Anlaşma hükümlerinde yansıtıldığı üzere Ay ve doğal kaynakları insanlığın ortak mirasıdır. Ay’da, kullanım ya da işgal yoluyla ya da herhangi bir başka yolla ulusal egemenlik tesis edilemez. Ay’ın yüzeyi veya alt yüzeyi, herhangi bir kısmı veya doğal kaynakları, herhangi bir Devlet, uluslararası ya da hükümetler arası veya sivil toplum kuruluşu, ulusal organizasyon veya sivil toplum kuruluşu veya herhangi bir gerçek kişinin mülkiyetinde olamaz. Ay’ın yüzeyinde veya yüzey ile bağlantılı yapılar da dahil olmak üzere Ay’ın yüzeyinde veya altındaki sahalara yerleştirilen personelin, uzay araçlarının, ekipmanların, tesislerin, istasyonların ve tesisatların varlığı, Ay üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı tesis etmez.
  • Ay ve gök cisimlerinden geniş çaplı ekonomik veya diğer sivil amaçlar ile yararlanma söz konusu olursa, bu durum ayrı bir işletme rejimi anlaşması ile düzenlenecektir. Temel ilke, teknik olanakları ve teknolojiyi sağlayan devletlerin haklarına ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına özen gösterilerek, elde edilecek kazançtan BM üyesi her devletin hakkaniyetli bir biçimde yararlanmasını sağlamaktır.

Bu hüküm çerçevesinde uzay yetenekli devletlerin büyük paralar ve çaba harcayarak bir gök cisminde elde edeceği fayda ve kazancı, tüm ülkelerle paylaşmak zorunda bırakılmalarını kabul etmemeleri temelde anlaşılır bir durumdur. Peki hangi ülkeler bu antlaşmayı imzaladı ve kabul etti?

Fransa, Hindistan, Romanya ve Guatemala Ay Antlaşması’nı sadece imzalamışlar, fakat henüz onaylamamışlardır.

Avusturya, Belçika, Şili, Kazakistan, Kuveyt, Lübnan, Meksika, Fas, Hollanda, Pakistan, Peru, Filipinler, Suudi Arabistan, Uruguay, Venezuela ve TÜRKİYE bu antlaşmayı imza ya da katılma yoluyla onamışlardır ve de antlaşmaya TARAF HALİNE GELMİŞLERDİR.

Türkiye’nin katılım bildirisi linki: http://treaties.un.org/doc/Publication/CN/2012/CN.124.2012-Eng.pdf

Ay Antlaşması’nın bağlayıcılık hususu bakımından diğer uzay anlaşmalarından bir farkı bulunmamaktadır. Bu anlaşma, anlaşmayı onayan beşinci ülkenin bunu BM’ye bildirmesinden 30 gün sonra yürürlüğe girer. Antlaşmayı daha sonra onayan ülkeler için anlaşma, bu durumu bildirmelerinden 30 gün sonra geçerli olur.Bu hali ile Ay Antlaşması sadece onu onayan ülkeler tarafından bağlayıcıdır.

Hazırlayan: Yavuz Tüğen

Bu yazımız, sitemizde ilk olarak 3 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Okumaya devam et

Çok Okunanlar